Tutsak kadınlardan anadil kampanyasına destek

  • 09:03 28 Mayıs 2021
  • Güncel
ANKARA - Kürtçenin resmi ve eğitim dili olması talebiyle başlatılan kampanyaya bir destek de cezaevinden geldi. Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan tutsak kadınlar, AB’ye yazdıkları mektupta, “Dil, bir halkın varlığıdır. AB olarak siz de artık bu hakikati görmezden gelmeyin. Dilimizin uluslararası zeminde tanınmasını ve resmileşmesini istiyoruz” dedi.
 
Kürtçe üzerinde sürdürülen asimilasyon uygulamaları, giderek kalıcı bir politika halini alıyor. 90’larda resmi olarak inkar edilen Kürtçe, şimdilerde ise farklı politikalarla asimilasyona tabi tutuluyor. Kürt Dil Platformu ve Kürt Dil Ağı, Kürtçenin resmi ve eğitim dili olması talebiyle 21 Şubat Dünya Anadili Günü’nde bir kampanya başlatmıştı. Yanı sıra aynı taleple Kürt Dil Hareketi (HezKurd) da başlattıkları imza kampanyasıyla anadilin önemine dikkat çekmişti.
 
HezKurd, aynı zamanda Kürtçenin eğitim dili olması için UNESCO’ya başvuruda bulunmuş, UNESCO ise başvuruya, “Devletleri uyarıyoruz, anadilde eğitim talebi meşrudur” yanıtını vermişti. Devam eden imza kampanyasına binlerce kişi imza atarken, bu sayı gün geçtikçe artıyor.
 
Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan siyasi tutsak kadınlar devam eden anadil kampanyasına destek vermek amacıyla Avrupa Birliği’ne (AB) bir mektup kaleme aldı.
 
Tutsak kadınların, AB’ye gönderdiği mektup şu şekilde:
 
“Size yazma sebebimiz, Kürt dili üzerindeki asimilasyon politikaları üzerinde durmanız ve Kürtçe’nin uluslararası alanda resmi dil olmasıdır.
 
Dil bir halkın varlığıdır
 
Bugün Kürt halkı olarak yaşadığımız temel sorunlardan biri, Kürtçe üzerindeki asimilasyon politikalarıdır. Sizin de bildiğiniz gibi dil, duygu, düşünce, ahlak, kimlik ve bir halkın varlığıdır. Bu dünya mirası olarak tüm insanlığın sorumluluğundadır. Çünkü dil, dünya kültür mirasıdır. Ulus-devlet anlayışı, dilimizi yok etmek istiyor, ancak dilimize ne kadar sahip çıkarsak, ulus-devlet anlayışına o kadar engel olmuş oluruz. Kürt halkı üzerinde yürütülen en büyük politika, dil ve kültürleri üzerindeki asimilasyon ve yok etme politikalarıdır. Özellikle kapitalist modernite çağında ulus-devletler eliyle bu politikalar en ağır yöntemlerle yürütülmeye devam ediyor.
 
Statü sahibi olmak için kendini ve dilini inkar etmelisin
 
Dünyada 40 milyondan fazla Kürt olduğu biliniyor. 40 milyon Kürt dört parça Kürdistan ve dünyaya yayıldı. Bugün, tüm Kürt halkı birlikte yaşamıyor. Kürdistan ya da Mezopotamya, insanlık tarihinde çok önemli bir yere sahip. İnsanlık tarihinin ilk şekillenmesi Mezopotamya’da oluşuyor. Coğrafyasının zenginliği ve verimliliğinden kaynaklı yüzlerce halk bu topraklar üzerinde yaşıyor. Tüm kültür, din, kimlik ve diller burada yaratıldı ve insanlığın gelişimi bu topraklarda başladı. Kürt halkının yaklaşık 15 bin yıllık geçmişi vardır ve belki de daha fazladır. Bu köklü halk Türkiye, İran, Irak ve Suriye devletleri sınırında yaşıyor. O yüzden Kürt halkı onların kimliğiyle biliniyor ve onların diliyle konuşuyor, yazıyor ve okuyor. Yaşamak için, gelişmek için ve statü sahibi olmak için öncelikle kendini ve dilini inkar etmesi gerekiyor. Üzerimize farz kılınan budur.
 
Ulus-devlet anlayışı tekçilik üzerinedir. Tek devlet, tek millet, tek din ve tek dil gibi. Ancak birçok dil gibi dilimiz ve kimliğimiz kabul edilmiyor. Bugün Avrupa, Amerika gibi gelişmiş ülkelerde zenginliğin göstergesi farklı renklerin bir arada yaşamasıdır. “72 milletin yurdu” olarak bilinen Babil gibi.
 
Entegrasyona evet ama asimilasyona hayır
 
Sadece Türkiye’de 20 milyon Kürt yaşıyor. Türkiye’de Kürt olmak gün be gün inkar edilmekte, Türk devletinin zorbalık ve zulmü ise her geçen gün daha çok artmakta. Son yüzyılda resmi olarak yürütülen tek politika Şark Islahat Planı’dır. 1925’te uygulanan Şark Islahat Planı, özellikle Kürt halkı ve anadili üzerinde asimilasyon olarak uygulanıyor. Madde 14 ve 17, dil üzerindeki baskıyı öne çıkarıyor. İçeriğinde ‘Kürtçe konuşmak tamamıyla yasaklanmıştır ve Kürtçe konuşanlar ise insanlık dışı bir şekilde cezalandırılmıştır’ diyor. Bu plan, o günden günümüze kadar devam ediyor. Yine 2008’de Türkiye Başbakan’ı Almanya’da, ‘Entegrasyona evet ama asimilasyona hayır’ diyordu.  Yine aynı yıl içinde Berlin’de ‘Asimilasyon insanlık suçudur’ diyordu. Aynı Başbakan Avrupa ülkelerinde Türkçenin haklarını savunurken,  kendi ülkesinde ise Kürtçeyi de asimilasyondan geçiriyor. Bu şekilde çok sayıda yok etme ve zulüm uygulamalarını sıralayabiliriz. Dil asimilasyonuna karşı direnmek halkların hakikatidir.
 
Bu hakikati görmezden gelmeyin
 
Anadilde eğitim hakkı, uluslararası hukukta da yer alıyor. Bu hak bu ülkede ise hem açık hem de gizli bir şekilde engelleniyor. Kürt halkı dilini yaşatmak için onurlu bir mücadele sahibidir. AB olarak siz de artık bu hakikati görmezden gelmeyin. Bu, vicdani, bilimsel ve toplumsal olarak bu boynunuzun borcudur. Biz dilimizin uluslararası zeminde tanınmasını ve resmileşmesini istiyoruz.”