Ebru Günay: Abdullah Öcalan ile bir an önce görüşülmeli

  • 12:33 28 Mayıs 2021
  • Güncel
ANKARA - Partisinin Genel Merkezi’nde haftalık gelişmeleri değerlendiren HDP Sözcüsü Ebru Günay,  PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın avukatları ile bir an önce görüşmesi gerektiği çağrısında bulundu. Ebru ayrıca, mafya, çete ve iktidarın ilişkinin bozulmasının  panzehirinin toplumsal örgütlenme olduğunu belirterek,"90’larda faili meçhullerin sorumlusu, Jitem’in tetikçileri, köy yakma politikalarının sahipleri şu anda isimleri dolaşan odakların ya aynısıydı ya da ortaklarıydı. O dönem halkın örgütlü mücadelesi bu suçlular ittifakını nasıl alaşağı ettiyse bugün de bizler demokrasi ittifakı ile yeneceğiz" dedi.  
 
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, Genel Merkez binasında haftalık basın toplantısı düzenleyerek, gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. 
 
'Katliam paramiliter güçler tarafından gerçekleştirildi'
 
Yarın Çorum katliamının yıldönümünü karşılayacaklarını söyleyen Ebru, 29 Mayıs 1980'de Çorum´da Alevilere yönelik başlatılan ve 10 Temmuz 1980'e kadar devam eden saldırılarda 57 kişinin katledildiğini, yüzlercesinin ise yaralandığını hatırlatarak, "Bu katliam da tıpkı Sivas, Maraş ve diğer pek çok katliam gibi devletin kontrolünde ve devlete bağlı paramilliter güçler tarafından gerçekleştirildi. Katliamın sanıkları, planlayıcıları korunup kollandı, hiçbiri gerçek anlamda hala hesap vermedi. Çorum Katliamını lanetliyor, yitirdiğimiz canların anıları önünde saygıyla eğiliyoruz. Bugün ortaya çıkan kirli ilişkiler bu tür katliamların nasıl planlandığını, nasıl gerçekleştirildiğini de bir kez daha ortaya koyuyor" dedi.  
 
Ebru'nun konuşmasının satır başları şöyle:
 
"Dün aynı zamanda 27 Mayıs Darbesinin de yıl dönümüydü. 61 yıl önce bir askeri darbeyle milletin iradesi yok sayıldı. Darbelerin toplumumuzda ve siyasi hayatımızda ne büyük yaralar açtığını hepimiz biliyoruz. Türkiye’de gerçekleşen her darbe, toplumumuzu karanlığa sürükledi. Yoksulluk, yolsuzluk, hukuksuzluğa neden oldu. Demokratik siyasetin tasfiyesi, çetelerin, mafyaların güçlenmesini beraberinde getirdi. Sonrasında 12 Eylül, 28 Şubat’ta tekrarlanan darbe zihniyeti ne yazık ki bugün de iş başındadır.
 
Çeteler ve mafyalar adeta iktidarın ortağı 
 
2021 Türkiye’sinde de aynı tabloyu yaşıyoruz. Hukuk yok, demokratik siyasete yönelik saldırılar sürüyor, siyasetçiler tutuklu, seçilmiş belediyelere kayyımlar atanıyor, Türkiye tarihinin en büyük hukuksuzlukları yaşanıyor, hak arayan kadınlara, üniversite öğrencilerine gençlere işkence ediliyor, akademiye, sendikaya, sivil topluma yapılmayan baskı kalmamış. Çeteler ve mafyalar adeta iktidarın ortağı. Hatta sahibi bu darbe değilse nedir? 
 
Abdullah Öcalan hatırlatması 
 
Ağır tecrit altında bulunan Sayın Abdullah Öcalan, darbeler konusunda çok hayati bir uyarıda bulunmuştu. Demokratik çözümün sağlanamaması halinde darbe mekaniklerinin devam edeceği ve kaosun derinleşeceği uyarısında bulunmuştu. Bugün karşı karşıya kaldığımız, bir yanında devletin bir yanında çetelerin, mafyanın olduğu kaos tam da bu çözümsüzlüğün ürünüdür, bu darbe mekaniğinin kendisidir. Ama bu darbe mekaniği iktidarın iddia ettiği gibi kendisine yönelik değil, bizzat iktidar eliyle topluma ve muhalefete karşı işletiliyor. Darbe yıldönümlerinde millet iradesi nutukları atan iktidar, toplumun iradesine karşı her an, her gün darbe yapıyor. Muhalefete 'ayağınızı denk alın, bu daha iyi günleriniz' diye tehditler savuruyor. İşte darbe budur ve bu darbeci zihniyetten kurtulmanın tek yolu demokrasidir. Demokratik ve ortak mücadelenin gelişmesi bir talep ve ihtiyaç olmaktan çıkmış, bir zaruret haline gelmiştir. Aksi halde çete, mafya, karanlık yapılar Türkiye’yi sarmaya devam edecek. Bugün ortaya çıkan itiraflarla bütün toplum bu gerçekliğe tanıklık ediyor. İçerisinde ordunun, ergenekonun, paralimiter yapıların olduğu bir ittifakın boğazına kadar suça bulaştığını zaten biliyorduk.
 
Her ev mağdur edildi ediliyor 
 
Karanlık ve kirli ilişkiler artık üzeri örtülemeyecek hale gelmiştir. Mafyaya özel af çıkarılarak hırsızlar, katiller, çetelerin cezaevinden çıkmasıyla bu çeteleşme hali doruk noktasına ulaştı. Bizler bu toplumun ezilenleri, Kürtleri, kadınları, Alevileri, ötekileştirilenleri olarak devletin türlü saldırısına, pervasızlığına şahit olmuştuk. AKP-MHP ile birlikte bu saldırı tüm Türkiye’ye yayıldı. Tabir yerinde ise her ev mağdur edildi, ediliyor.
 
Kürt düşmanlığı ile çürümüşlüklerini gizlemeye çalışıyorlar
 
Geçmişin bir ezberi olarak Kürtlere yönelik tırmandırılan düşmanlıkla bu çürümüşlük gizlenmeye çalışılıyor. Bugün de bu kirli ilişkilerin aktörleri gerçek olmayan savaş başarılarıyla, vatan, millet, bayrak gibi sözlerle kendilerini aklamaya çalışıyor. Türkiye tarihinin en yüksek suç rakamlarına ulaşıldığı, uyuşturucu kullanımının ortaokullara indiği, kadın cinayetlerinin arttığı, nefret söyleminin normalleştiği bir dönemde bütün bu suçların sorumlularına sahip çıkılıyor. Son dönemlerde videolardaki ifşalarla ortaya dökülen kirli ilişkiler ve çürüme hali yaşanan gerçeğin yüzde biri bile değil. Buzdağının sadece görünen kısmıdır. Konu Peker, Soylu, Ağar isimlerinin çok ötesinde doğrudan çeteleşen devletle ilgilidir. Bu çeteleşmenin bir tarafı ihale oyunları, savaş makinelerinin üretimi ise diğer tarafı bürokrasideki bölüşüm savaşıdır. Yargıya ve emniyete kimin yakının atanıp atanmadığı ile ilgilidir. Yüzlerce defa millilik söylemlerinin bir maske olduğunu ifade ettik, tekrarlamaktan geri durmayacağız.
 
Bu mafyanın siyasi ayağını biliyoruz
 
Videolar yayınlarken Osmanlı’da olduğu gibi tartışmaları perde arkasından izleyenlerin bu ittifakın parçası olduğunu biliyorduk. Erdoğan, mafyaya hamilik yapan küçük ortağı gibi önceki gün grup toplantısında bu kirli ilişkiler ağında bulunan isimlere sahip çıktı, 'yalnız değiller' dedi. Erdoğan doğru söylüyor, bu kişilerin hiçbiri yalnız değil, hiçbiri tek başına bu kirli ilişkilere bulaşmadı. Hepiniz bu işin içindesiniz. Çünkü balık baştan kokuyor. Ortada mafya ile mafyanın suçladığı bir siyasi yapı yok. Tamamiyle mafyalaşmış bir siyaset, siyasileşmiş bir mafya ve çete gerçeği var. Biz bu mafyanın siyasi ayağını biliyoruz. Bu yapılara 'mafyayla, çetelerle aranıza mesafe koyun'  çağrısı yapmıyoruz çünkü ayrışamayacak kadar iç içe geçmiş durumdalar. 
 
Herkes bu çürüme haline itiraz edecek 
 
İşte bu mafya düzeni hem kendi suçlarını örtbas etmek için hem de bu kirli ve çürümüş düzeni sürdürmek için muhalefete saldırıyor. 'Sözde babaların racon kestiği Türkiye geride kaldı' diyenler muhalefet partilerini 'bu daha sizin iyi günleriniz, daha neler olacak göreceksiniz' diyerek mafya diliyle tehdit ediyor. İşte bu mafyalaşan siyaset gerçeği ile ortak mücadele etmekten başka bir çare yok. Ya herkes bir gün sıranın kendisine gelmesini bekleyecek ya da ilkesel olarak sıra kendisine gelmese bile bu çürüme haline itiraz edecek. 
 
Panzehir: Toplumsal örgütlenmedir 
 
Bizim açımızdan bu bir çeteler ittifakıdır, suçlular birliğidir. Bunun panzehiri ise tartışmasız bir şekilde toplumsal örgütlenmedir, halkın itiraz sesinin yükselmesidir. 90’larda faili meçhullerin sorumlusu, Jitem’in tetikçileri, köy yakma politikalarının sahipleri şu anda isimleri dolaşan odakların ya aynısıydı ya da ortaklarıydı. O dönem halkın örgütlü mücadelesi bu suçlular ittifakını nasıl alaşağı ettiyse bugün de bizler demokrasi ittifakı ile yeneceğiz. 
 
Çürümenin aşısı demokrasi ittifakıdır 
 
Bugün de Türkiye bu çürüme halini daha fazla kaldıramaz. Toplumumuz bu kirlenmeye mahkum ve mecbur değil, hiçbirimiz bu yaşananlarının izleyicisi konumunda olmayacağız. Bugün bir kez daha ortaya çıkan çürümüşlük ve kirlenmişlik hali, partimizin yıllardır dile getirdiği tezlerinin ve siyasetinin ne kadar haklı olduğunu göstermiştir. Bu nedenle halkımız ve toplumumuz aydınlık bir geleceğe ve demokratik bir ülkeye kavuşana kadar mücadelemizi kararlılıkla büyütmeye ve sürdürmeye devam edeceğiz. Bir virüs gibi yayılmış bu çürümenin panzehiri de, aşısı da demokrasi ittifakıdır. Bizi zayıflattığını düşünenler bilsinler ki toplumu bu çetelerden kurtaracağımız günler yakındır. Bunu yapmaya gücümüzün olduğunu ve kudretimizin yerinde olduğunu herkes bilsin.  
 
Herkes Türkiye'nin nasıl bu noktaya geldiğini sorgulamak zorunda 
 
Bu mafya düzeninden rahatsız olan herkes, samimiyetle Türkiye’nin nasıl bu noktaya geldiğini sorgulamak zorundadır. Elbette bu çürüme halinin pek çok sebebi var, ancak en önemli nedenlerinden biri, Kürtlere yönelik yürütülen düşmanlıktır. Bakın dün Erdoğan kendisi itiraf etti. Türkiye’nin büyük bir özlemle destek verdiği çözüm sürecine karşı iktidarın nasıl komplo kurduğunu, barışa nasıl suikast düzenlediklerini anlattı. Eğer çözüm süreci başarıya ulaşmış olsaydı, eğer iktidar bunu siyasi hesaplarına kurban etmeseydi bugün toplumumuz çeteleşmeyi değil, demokrasimizin geldiği aşamayı konuşuyor olacaktı. 
 
İmralı adasına bir önce avukat görüşmeleri yapılmalıdır 
 
Bu çete düzenin sürdürücü mekanizmalarından biri de tecrittir. Sayın Öcalan’ın avukatları, ailesi,  açlık grevinde olan siyasi tutsaklar, demokratik kamuoyu ve uluslararası çevreler İmralı tecridinin sonlandırılması için sürekli çağrılar ve eylemler yapmaya devam ediyor. Bu talep aynı zamanda Türkiye’nin mevcut gidişattan çıkmasının çağrısı ve mücadelesidir. Sayın Öcalan’a yönelik tecrit ve hapishanelerdeki hak ihlallerini protesto etmek amacıyla siyasi tutsakların başlattıkları süresiz dönüşümlü açlık grevi eylemi 183.gününde.768 hukukçu Sayın Öcalan ile avukat görüşmesinin yapılması için çağrıda bulundu. Hukuk devletinin gereği olarak da İmralı adasında bir an önce avukat görüşmeleri yapılmalıdır. Sadece partimizin değil muhalif siyasetin tasfiye edilme çabaları da tecrit politikalarının bir parçası ve devamıdır. Tecride karşı mücadele yürütmek demokrasiye, hak ve özgürlüklere sahip çıkmaktır, yoksulluğa ve işsizliği karşı huzur ve refahın hakim olmasıdır. 
 
Susurlukçular marinaya AKP-MHP iktidarı ülkenin geleceğine çöküyor
 
Bu tablo ile gizlenmek istenen halkın yaşadığı derin yoksulluktur, talan edilen kaynaklardır. Susurlukçular marinaya çökerken AKP-MHP iktidarı hepimizin geleceğine çöküyor. Çökertme planını uygulamaya devam etmek için halkın değerlerine, cebine, demokratik geleceğine çöküyor. Ortaya çıkan da yoksulluk ve sefalet oluyor. AKP-MHP iktidarı zam üstüne zam yaparak ayakta durmaya çalışıyor. Öz kaynak kalmamış, kasa tamtakır kuru bakır. Zamlarla halkın cebine göz dikmişler.
 
Lale devri yaşanıyor
 
Bakın yoksulluk sınırı değil açlık sınırı asgari ücreti aşmış durumda. Yani bir asgari ücretli şu an aç yaşamaya mahkûm ediliyor ama mafya düzenini kuranlar marinalarda keyif çatıyor, Saray ve çevresi zevk-ü sefa peşinde. Adeta bir Lale devri yaşanıyor. Halk her sabah 'Bugün karnım doyacak mı?'  korkusuyla yaşarken, Saray acaba hangi pahalı Mercedesi makam aracı olarak alayım derdine düşmüştür. Gençler işsizlikten kıvranırken gelecekten umudunu kesmişken Saray memurları acaba hangi devlet kurumundan bir maaş daha alabilirim arayışını sürdürüyor. İşte bu yüzden bu düzen mafya düzenidir, hırsızlık düzenidir, talan düzenidir.
 
Esnaf helalleşme değil hesaplaşma gününü bekliyor
 
Gelecekten umudunu kesen, iflas üstüne iflas yaşayan esnaf intihar ederken çıkıp utanmadan arlanmadan helalleşme isteyen bir zihniyet var karşımızda. Yine sanki çok maharetmiş gibi esnafa sadaka veriyorlar. Esnaf sadaka değil destek istiyor. Saraylarınızdan çıkmadığınız için tabi haberiniz yok ama Esnaf helalleşme değil hesaplaşma gününü bekliyor. 
 
Hangi çeteye yedirdiler beli değil 
 
Çökmedikleri yer yok. Merkez Bankasının 128 milyar dolarına çöken bu hırsız iktidar şimdi görüyoruz ki işsizlik fonuna da çökmüş. 2008-2013 yılları arasında parça parça 11.5 milyar TL yani günümüzde enflasyon üzerinden güncellersek 33.1 milyar, döviz kuru üzerinden güncellersek 58.6 milyar TL çekilmiş ama yerine konmamış. Ne için çekilmiş. Sözüm ona GAP projesi için. Hangi çeteye yedirdiler, kime peşkeş çektiler bu parayı belli değil. Kaç Mercedes daha alındı Saray’a bilmiyoruz.
 
Kadınlar bu devranın böyle dönmesine izin vermeyecek  
 
Emekçilerin alınterinden biriktirilen bu fon işte böyle kullanılıyor ama pandemide emekçiler için kullanılmadı. Bu yüzden diyoruz, bu iktidar halk düşmanıdır, emekçi düşmanıdır, kadın düşmanıdır.  Kadın düşmanlığını siyasetin bir normu haline getiren AKP/MHP iktidarı kadınları ekonomik şiddetin kıskacında bırakmıştır. Türkiye’de en yoksul kesimin kadın olması tesadüf değildir. Kadın yoksulluğunun temel sebebi cinsiyet temelli ayrımcılıktır. Bugün yaşanan bu yoksulluğun sebebi iktidarın kadın düşmanı politikası ile ekonomik tercihleridir. Kadınlar yoksulluk ve açlıkla boğuşurken, güvencesiz ve son derece kötü koşullarda emek vererek hayatta kalmaya çalışırken tek adam rejimi yüz milyon dolarları operasyonlara harcamakta, ülke kaynaklarını çetelere peşkeş çekmektedir. Ancak kadınlar bu devranın böyle dönmesine izin vermeyecek."