‘İstanbul Sözleşmesi’ni devletler değil, kadınlar yazdı’
- 09:01 1 Haziran 2021
- İstanbul Sözleşmesi
Öznur Değer
ANKARA - İstanbul Sözleşmesi’nin 66 ve 70’inci maddelerini değerlendiren GREVIO için gölge rapor kaleme alan ihraç akademisyen Nisan Kuyucu, şunları söylüyor: “Biri İstanbul Sözleşmesi İzleme Platformu’nun kapsamlı raporu olmak üzere Türkiye’den toplamda 5 gölge rapor gitti GREVIO’ya. İstanbul Sözleşmesi’ni devletler değil kadınlar yazdı. İstanbul Sözleşmesi’nin standartlarından vazgeçmeye de niyetimiz yok.”
İstanbul Sözleşmesi’nin 20 Mart’ta Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile feshedilmesinin ardından ülkenin dört bir yanından kadınlar sokakları direniş alanına çevirerek karara ilişkin tepkilerini yükseltti. İstanbul Sözleşmesi’ni Uygula Kampanya Grubu, Sözleşmenin 1 Temmuz itibariyle yürürlükteki süresinin dolması dolayısıyla kadınlara eylemsellik çağrısında bulundu. Kadınlar Sözleşmenin önemine dikkat çekmek ve Sözleşmeyi yaşatacaklarını ifade etmek için bulundukları her alanı direniş ile kuşatmakta kararlı. Bizler de Sözleşme maddelerinin anlaşılabilmesi ve görünür kılınabilmesi için hazırladığımız yazı dizimizin sonuna doğru gelirken, Sözleşme’nin “İzleme yöntemi” başlıklı bölümüne yer vereceğiz. Bölümde yer alan 66, 67, 68, 68 ve 70’inci maddelere buradan ulaşılabilir.
Sözleşme’nin Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Eylem Uzman Grubu’na (GREVIO) dair maddelerini 2017 yılında gölge rapor hazırlayan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen akademisyen Nisan Kuyucu ile konuştuk.
* İstanbul Sözleşmesi’nin, taraf devletlerce uygulanıp uygulanmadığını denetleyen bir mekanizma olarak GREVIO'nun görev ve misyonuna dair neler söylemek gerekir?
GREVIO, İstanbul Sözleşmesinin etkili bir biçimde uygulanmasını sağlamaktan sorumlu bir uzmanlar grubu. Tam adı “Kadınlara Yönelik Şiddetle ve Aile İçi Şiddetle Mücadele Konusunda Uzmanlar Grubu”. Bu uzmanlar, taraf devletlerin İstanbul Sözleşmesinde yer alan kriterler uyarınca gösterdiği adaylar arasından seçilen; ancak bağımsız ve tarafsız olmaları beklenen, yani vatandaşı oldukları devleti temsil etmeyen kişiler. GREVIO’nun başkanlığını iki dönem Türkiye’den Feride Acar yaptı. Feride Acar, kadınların insan hakları alanında gösterdiği büyük çabaların ve çok kıymetli önceki deneyimlerinin yanı sıra Türkiyeli ve küresel kadın hareketinin de güçlü desteği ve yoğun emeğiyle bu göreve seçilmişti.
GREVIO taraf devletlerin İstanbul Sözleşmesine uymasını nasıl sağlar? Öncelikle ülke uygulamalarını izleyerek. Bunu da periyodik olarak taraf devletlere İstanbul Sözleşmesinde yer alan belli temalarla ilgili ülkelerdeki durumu ölçmek için hazırladığı soru formlarını göndererek yapar. Taraf devletler GREVIO’nun kendilerine ilettiği soru formunu doldurur, raporlarını sunarlar. GREVIO’ya ayrıca sivil toplum kuruluşları da raporlar sunabilir ve devletin raporunda doğru yansıtılmadığını düşündükleri ya da eksik bırakılan yönleri tamamlayabilirler. GREVIO sadece raporlar yoluyla değil ülke ziyaretleri yaparak da bilgi toplayabilir. İzleme sürecinin sonunda GREVIO bir taraf devletin İstanbul Sözleşmesini nasıl uyguladığı hakkında topladığı bu bilgileri değerlendirerek raporlaştırır ve o taraf devlete İstanbul Sözleşmesini daha iyi nasıl uygulayacağı yol gösterici nitelikte tavsiyelerde bulunur. Devletin GREVIO raporu üzerine yorumlarını ve yanıtlarını sunması mümkün. Bu izleme döngüsü, yine İstanbul Sözleşmesinde tanımlanmış olan ve taraf devletlerin temsilcilerinden oluşan Taraflar Komitesinin GREVIO raporundan yola çıkarak taraf devletlere ilettiği tavsiyelerle tamamlanıyor. İlk döngü tamamlandıktan sonra üç yıllık periyotlarla devletlerin ülkelerindeki duruma ilişkin bu tavsiyeler uyarınca güncellemeler yapmaları, GREVIO’nun yollayacağı soru formunu doldurmaları gerekiyor.
“GREVIO Türkiye’de kadına yönelik şiddetle ilgili verilerin tutulmadığını ve kamuoyuyla düzenli olarak paylaşılmadığını, farklı kurumların topladığı verilerin bir araya getirildiği bir mekanizmanın oluşturulmamış olduğunu tespit etmişti.”
*İstanbul Sözleşmesi’nin ilk imzacısı olan Türkiye’nin GREVIO’nun görüşleri karşısındaki tutumu hakkında neler söylemek istersiniz? Türkiye’nin GREVIO’yu ciddiye aldığı ve önerilerini yerine getirdiği söylenebilir mi?
GREVIO’nun 2018 tarihli raporunda öne çıkan bazı başlıklar vardı. Örneğin Türkiye’de kadına yönelik şiddetle ilgili verilerin tutulmadığını ve kamuoyuyla düzenli olarak paylaşılmadığını, farklı kurumların topladığı verilerin bir araya getirildiği bir mekanizmanın oluşturulmamış olduğunu tespit etmişti GREVIO. Yargısal süreçlere ilişkin veri eksikliği ise özel olarak dikkat çekilen bir husustu. GREVIO raporu üzerinden geçen üç senede bu konuda hiçbir ilerleme kaydedilmedi. GREVIO’nun dikkat çektiği bir diğer önemli eksiklik ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de daha önce Opuz kararında belirttiği gibi kadına yönelik şiddete karşı topyekun bir mücadele kararlılığının olmayışı. Bu kararlılığın yokluğunda mevcut mekanizmaların işlemesine de imkan yok. Geçtiğimiz üç yılda bu açıdan da bir değişiklik olmadığını, olsa olsa bir geriye gidişten söz edilebileceğini söyleyebiliriz. Nitekim Türkiye’nin o dönemde çok gururla her fırsatta söylediği gibi İstanbul’da imzaya açılan bu Sözleşmeden çekilmiş olunması da bunu gösteriyor.
*Kadınlar tarafından sıklıkla dile getirilip eleştirilmesine rağmen GREVIO raporları resmi olarak Türkçeye çevrilmedi, resmi kuruluşlara ve STÖ'lere de dağıtılmadı. Sözleşmeyi imzalasa da uygulamamakta ısrar eden Türkiye'nin bu tutumunu nasıl okumak gerekir? Sözleşme maddelerine uyulmamasının hukuki bir yaptırımı var mıdır? Ve tabi bu durumun raporlanması Türkiye'nin uluslararası çapta imajını etkiler mi? Bağımsız STÖ’lerin görüşlerinin rapor açısından önemi nedir?
Sivil toplum kuruluşlarının uluslararası mekanizmaları aktif olarak kullanmaları çok önemli. GREVIO bakımından da GREVIO’nun raporu incelendiğinde kendisine iletilen gölge raporlardan çokça yararlandığını görüyoruz. Devletin raporunda yeterli veri olmadığında başvurabiliyor ya da çelişkili bilgiler söz konusuysa bu bakımdan etkisi olabiliyor. GREVIO Türkiye’ye ilişkin raporunu yayımlamadan önce Türkiye’ye ziyaretler gerçekleştirmişti. Bu ziyaretlerde özellikle İstanbul Sözleşmesi İzleme Platformunun parçası olan bağımsız kadın ve LGBTİ+ örgütlerle görüşerek çelişkili gördüğü ya da ek bilgi istediği hususları dile getirmişti. Daha sonra Türkiye’ye ilişkin raporunda da topladığı bu bilgilerin etkisini görüyoruz.
“Kadın örgütlerinin kapatılmasının yarattığı boşluk ve o dönemde gerçekleşen yapısal değişikliklerin, kadına yönelik şiddete ilişkin destek hizmetleri başta olmak üzere yarattığı hasarlar hala da giderilmedi.”
* 2017’de yayımlanan raporda bölge kentlerinde yaşanan çatışma süreci ile gerçekleşen darbe girişiminin ardından KHK ile gerçekleşen ihraçların -ki bunlardan biri de sizsiniz- kadına yönelik şiddet açısından olumsuzluğu ele alınmıştı. Ülkede vücut bulan siyasi ve askeri hareketlilik ve gelişmelerin kadına yönelik şiddet üzerindeki etkisi nedir? Hükümetin bu konudaki payı nedir?
GREVIO raporunda OHAL KHK’ları döneminin, bağımsız kadın örgütlerinin faaliyetlerine OHAL KHK’larıyla son verilmesinin etkilerini görüyoruz. GREVIO bu gelişmeleri değerlendirirken, sivil toplumun demokrasinin işleyişindeki yerine dikkat çekiyor. Ayrıca kadın örgütlerinin çok çeşitli kesimlerden ve her coğrafyadan kadına hizmet sunması ve her gruptan kadının taleplerini kamuoyunda dillendirme, politika yapıcılara iletme işlevi üzerinde durmuştu. O dönemde faaliyetlerine son verilen bağımsız kadın örgütlerinin kadınların özelleşmiş destek hizmetlerine erişimine büyük ket vurduğunu biliyoruz. Kadın örgütlerinin kapatılmasının yarattığı boşluk ve o dönemde gerçekleşen yapısal değişikliklerin kadına yönelik şiddete ilişkin destek hizmetleri başta olmak üzere yarattığı hasarlar hala da giderilmedi. Bunun yanı sıra meslek içi eğitime tabi tutulmuş ya da oldukları birimlerde en azından belli düzeyde tecrübe kazanmış kamu görevlilerinin tasfiye edilmesi, görev yeri değişiklikleri, idari örgütlenmede gerçekleşen yapılandırmalar da kadınların hak arama mücadelelerini sekteye uğrattı.
* “Toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramını kullanmaktan kaçan iktidar “toplumsal cinsiyet adaleti” kavramını kullanmayı tercih ediyor. Raporda kavramdan duyulan endişe ifade edilirken, iktidarın kavramlardaki ısrarın temelinde yatan etmen nedir?
GREVIO raporunda toplumsal cinsiyet eşitliği yerine anlamı belirsiz toplumsal cinsiyet adaleti kavramını kullanmanın İstanbul Sözleşmesi’nin gerekliliklerinin tam aksine kadınları geleneksel aile içi rollerine hapseden bir zihniyetin sürdürülmesi riskini taşıdığını söylüyor. GREVIO’nun bu bulgusu, İstanbul Sözleşmesinin etkili uygulanmadığını, Sözleşmenin temelini oluşturan kavramların bile hükümet yetkililerince kullanılmaktan imtina edildiğini gösteriyor. Bunun altında kimsenin kendi imtiyazlı konumundan, bu konumunun getirdiği ayrıcalıklardan vazgeçmek niyetinde olmaması yatıyor. İstanbul Sözleşmesi kadınlara yönelik şiddetin temelinde kadınlara yönelik ayrımcılığın olduğunun bilinciyle toplumsal cinsiyet rollerinin tersyüz edilmesine yönelik kampanyalar, farkındalık arttırıcı çalışmalar yapılmasını gerektirir. Kadınların ev ölçeğinde anne olarak, ev işlerinden, çocuk bakımından sorumlu kişiler olarak, kamusal düzeyde ise gelenek-göreneklerin devamını sağlamaktan sorumlu, ahlak timsali bireyler olarak görülmeye devam ettiği bir toplumsal yapı sorgulanmadıkça kadınlara yönelik şiddetle mücadele etmek adına yapılan her şeyin altı boş demektir.
“GREVIO’nun raporunda da dikkat çekildiği gibi Türkiye’de kadına yönelik şiddetle ilgili verilere ulaşmak mümkün olmadığından sivil toplumun izleme ve raporlama çalışmaları yapması da çok zor oluyor.”
* GREVIO 3 Ocak 2017’de Türkiye’ye dair ilk değerlendirmesini başlattı. Sunduğu raporda ise toplumun İstanbul Sözleşmesi hakkında yeteri kadar bilgilendirilmediğini ve yargının da bu yönüyle eksik kaldığını ifade etti. Bu durum Türkiye’nin “şekilsel” olarak Sözleşmeyi imzaladığını somutlar mı? Mevcut AKP iktidarı GREVIO önerilerinin ne kadarını dikkate aldı ve uyguladı? Ya da öneriler karşılık buldu mu? Siz de gölge rapor kaleme almıştınız. Raporların hangi esaslar üzerinden kaleme alındığına dair bilgi paylaşır mısınız? Türkiye’de şiddet verilerine ulaşmak zor oluyor mu?
Biraz önce de belirttiğim gibi GREVIO da tıpkı CEDAW Komitesi gibi yalnızca devletlerin verdiği bilgilerle yetinmiyor sivil toplumu da izleme, değerlendirme ve raporlama süreçlerinin asli bir paydaşı olarak görüyor. Türkiyeli kadın örgütlerinin gölge rapor yazma konusunda CEDAW raporlama süreçlerinden gelen deneyimleri, İstanbul Sözleşmesinin izleme ve değerlendirme sürecine etkili ve güçlü bir şekilde katılmalarını sağladı. Biri çok sayıda kadın ve LGBTİ+ örgütünün bir araya gelerek oluşturduğu İstanbul Sözleşmesi İzleme Platformu’nun kapsamlı raporu olmak üzere Türkiye’den toplamda 5 gölge rapor gitti GREVIO’ya. Bunlardan biri de BIANET’in raporuydu. Bu rapor, BIANET’in kadınlara yönelik şiddete ve ayrımcılığa ilişkin haberlerinden elde edilen verilerden yola çıkılarak hazırlanmıştı. Ben BIANET’in raporunu Feray Salman ile birlikte yazdım ve İstanbul Sözleşmesi İzleme Platformunun raporunu kaleme alan gruba da dahildim. Bu raporlar GREVIO’nun devlete ilettiği soru formuna bağlı kalınarak yazıldı, o çerçeveye sadık kaldık.
GREVIO’nun raporunda da dikkat çekildiği gibi Türkiye’de kadına yönelik şiddetle ilgili verilere ulaşmak mümkün olmadığından sivil toplumun izleme ve raporlama çalışmaları yapması da çok zor oluyor. Her kurum kendi verisini kendi ölçütlerine göre topluyor. İstanbul Sözleşmesinin gerektirdiği gibi verilerin bir araya getirildiği ve ayrıştırıldığı etkili bir mekanizma yok. Bu da kamu politikalarını ve uygulamaları izlemek isteyen sivil toplum kuruluşlarının sürekli olarak bilgi edinme dilekçeleri yoluyla resmi verilere ulaşmaya çalışması anlamına geliyor. Bu çabalar da çoğunlukla kurumlar verileri keyfiyete göre paylaştığı ya da paylaşmadığı için sonuçsuz kalıyor ya da elde edilen veriler birbiriyle tutarsız olabiliyor. Bu nedenle rapor yazım süreçleri, kadın örgütleri olarak deneyimlediğimiz, şiddete maruz bırakılmış kadınlardan öğrendiğimiz birtakım gerçeklikleri veriye dönüştürmemizi sağlayacak araçları yaratıcı yolla bulmaya çalışmakla da geçiyor.
“Bu kararın olumsuz sonuçlarının Avrupa Konseyi üyesi devletler başta olmak üzere tüm dünyada da yankılanacağını söylemek abartı olmaz. Ancak unutulmaması gereken bir şey var; İstanbul Sözleşmesini devletler değil kadınlar yazdı.”
* Türkiye şimdi Cumhurbaşkanı kararıyla sözleşmeden çekilme sürecine girdi. Sözleşmenin uygulamada karşılık bulmadığı bir 10 yılın ardından verilen bu karar için ne söylemek istersiniz?
Yalnızca Türkiye’de değil İstanbul Sözleşmesine taraf başka Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde de muhafazakar hükümetlerin ve onların destekçilerinin başını çektiği İstanbul Sözleşmesi karşıtı kampanyaları bir süredir tedirginlikle izliyorduk. Avrupa Konseyi zaman zaman da çeşitli düzeylerde ve çeşitli araçlarla bu tedirginliğini ifade etti. Küresel kadın hareketinin endişeyle takip ettiği İstanbul Sözleşmesi karşıtı kampanyanın Türkiye’de Sözleşmeden çekilme sonucunu doğurması sadece Türkiye’de yaşayan kadınlar bakımından değil tüm kadınlar bakımından şiddetten uzak bir yaşam kurma ve sürdürme hakkının gaspı anlamına geliyor. Bu kararın olumsuz sonuçlarının Avrupa Konseyi üyesi devletler başta olmak üzere tüm dünyada da yankılanacağını söylemek abartı olmaz. Ancak unutulmaması gereken bir şey var; İstanbul Sözleşmesini devletler değil kadınlar yazdı. İstanbul Sözleşmesinin standartlarından vazgeçmeye de niyetimiz yok. Üstelik Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine taraf olmaya devam ettikçe, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisi devam ettiği sürece hukuken de İstanbul Sözleşmesi Türkiye açısından bağlayıcı olmaya devam edecektir.









