5 ülkeden kadınlar deneyimlerini paylaştı

  • 14:19 9 Haziran 2021
  • Güncel
 
ANKARA - Kadın Dayanışma Vakfı, "Pandemi Sürerken Patriyarkayla Mücadelemiz, Dünyadan Feminist Mücadele Deneyimleri" adlı online panel gerçekleştirdi. Panele konuşmacı olarak katılan Hindistan, Tanzanya, Arjantin, Güney Afrika'dan kadınlar, mücadele deneyimlerini anlattı. Kadınlar, ayrıca, kadınların artık ataerkil düzene karşı çıktıklarını da belirtti.  
 
Kadın Dayanışma Vakfı'nın düzenlediği "Pandemi Sürerken Patriyarkayla Mücadelemiz, Dünyadan Feminist Mücadele Deneyimleri" adlı online panel gerçekleştirdi. Panele Hindistan, Tanzanya, Arjantin, Güney Afrika'dan konuşmacılar katıldı. 6 Haziran günü yapılan panel, Kadın Dayanışma Vakfı gönüllüsü Esma Nur Kaşram’ın açılış konuşmasıyla başladı. Esma Nur, pandemi nedeniyle toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin derinleşmesine ve kadınlar ve LGBTİ+lar üzerindeki baskı ve şiddetin artmasına karşın, dünyanın dört bir yanında feminist hareketin kadın katliamlarından kürtaj hakkına, İstanbul Sözleşmesi’nden yoksulluğa ve ekonomik sömürüye, nefret söylemlerinden göçmenlere yönelik ırkçılığa kadar pek çok farklı alanda ses yükselttiğine vurgu yaptı. 
 
Panelde mücadele biçimleri ön plana çıktı 
 
Panelin kolaylaştırıcılığını Nihan Damarlı yaptı. Yeni Delhi’de yaşayan tiyatro ve performans sanatçısı feminist Mallika Taneja ve feminist akademisyen Mahima Taneja “Hindistanlı Kadınlar, Geceleri de Sokakları da Terketmiyor”; Manzese Kadın Kooperatifi’nden Christina Mfanga “Tanzanyalı Kadınların, finans kuruluşlarının sömürüsüne karşı örgütlenme deneyimleri”; Ni Una Menos feminist kolektifinden Cecilia Palmeiro “Arjantinli Kadınların Kürtaj Hakkı Mücadelesi”; Abahlali baseMjondolo hareketinden Zandile Nsibande ise “Güney Afrikalı Kadınların Gecekondulardan Taşan Toprak ve Barınma Mücadelesi” başlıklı sunumlar yaptı. Sunumların ardından yapılan tartışmaya katılan çok sayıda izleyici dünyanın dört bir yanından benzer kadınlık durumlarına ve mücadele biçimlerine dikkat çekti.
 
Mahima Taneja: Ayrıcalıkları kırmaya başladık
 
Panelin ilk konuşmacısı Hindistanlı Mahima Taneja,  kurucusu olduğu ve Yeni Delhi’de ayda bir gece buluşup gece yarısı yürüyerek sokakta var olma eylemi yapan Women Walk at Midnight (Kadınlar Geceyarısı Yürüyor) grubunun oluşma sürecini ve kadınlar üzerindeki özgürleştirici etkisini anlattı. 2012 yılının Eylül ayında tüm Hindistan’ı sarsan bir tecavüz vakasının ardından aylarca süren protestolarla birlikte, kadınlar olarak gece sokakta olmanın politik yönünü anladığını söyleyen Mahima, “Gece yarısı sokağa çıkmak bir kadın için güvenli değil dendi yıllarca, bunu içselleştirdik. Tecavüz edilerek öldürülen kadın arkadaşımızın öldürüldüğü tarihte, onun bindiği otobüsün rotasını takip ederek yürüyüş yaptık. O gece yürüyen kadınlar olarak bir şeylerin izini sürdük; bu bir dayanışma ve yas tutma yürüyüşüydü” şeklinde konuştu.
 
16 Aralık 2019’da 150’den fazla katılımcıyla birlikte en kalabalık yürüyüşünü gerçekleştiren grubun yürüyüşleri pandemiyle birlikte bir süre kesintiye uğrasa da şu an devam ettiğini aktaran Mahima, “Her ay bir mahallede yürümeye, sınırları aşmaya, ayrıcalıklıların dünyasına hem girmeye, hem de o ayrıcalıkları kırmaya başladık” dedi.
 
Christina Mfanga: Toprak gaspına uğrayan çok fazla kadın var 
 
Panele Tanzanya’nın Darüsselam şehrinden katılan Christina Mfanga kendilerini sömürerek iflasa sürükleyen, ellerinden birikimlerini ve evlerini alan finans kuruluşlarına ve bankalara karşı bağımsız örgütlenmelerini kuran Tanzanyalı kadınların deneyimlerini paylaştı. Kadınların mücadele ettiği yoksulluğun nedenlerini “Neoliberal politikalar ve programlar bağlamında gelen yatırımlar sonucunda toprak gaspına uğrayan çok fazla kadın olduğunu gördük. Evsiz kadınlar toprak gaspı nedeniyle evlerinden zorla atılmış ve tarım yaptıkları arazilerinden olmuşlardı. Başka yerlerde iş bulmak zorunda kalan bu kadınlara gasp edilen toprakları karşılığı verilen tazminat çok orantısızdı” sözleriyle açıkladı.
 
'Feminist kazanımların geri alınmaya başladığı bir süreç'
 
Paneldeki bir diğer konuşmacı, Arjantin'de kadın katliamlarına karşı örgütlenen ve feminist kadın grevini de örgütleyen "Ni Una Menos" (Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz) feminist kolektifinden Cecilia Palmeiro idi. Cecilia, Arjantin’de 1921 yılından beri yasak olan kürtajın kadınların mücadelesi ile kazanımla sonuçlanan yasalaşma sürecinden bahsetti. Kürtaj yasasının 2020 yılı sonunda onaylanarak Arjantin parlamentosundan geçtiğini bu mücadeleyi anlatırken tüm kürtaj karşıtı söylemlere ve kampanyalara rağmen, gittikçe yükselen ve sokaklara dökülen yüz binlerce kadınla görünürleşen feminist kadın hareketinin baskısının Arjantin'de kürtajın yasalaşmasını mümkün kıldığını vurgulayan Cecilia, özellikle 2015‘te ülkede başlayan feminist dalganın etkisine değinerek, "6 yıl, bizim özel bir feminist dalga olarak nitelendirdiğimiz bir dönem. Güney Amerika’da başladı ve dünyanın farklı yerlerine ulaştı. Arjantin’de 2015’te ulusal ve uluslararası medyadaki kadın düşmanı kampanyaları hedef almaya başladık. Hem kadınlara hem de kadınsı bedenlere karşı bir saldırı vardı. Feminist kazanımların geri alınmaya başladığı bir süreçti. Mikro faşizmlerin ortaya çıktığını gördük. 2015’te bin kişiyle kitlesel olarak sokaklara çıktık, bu aynı zamanda ülkede kolektif kadın hareketinin de doğuşu oldu, ulus ötesi bir harekete dönüştü,  bütün kıtaya ve dünyaya sirayet etti” dedi. 
 
'Bizsiz üreyin ve üretin dedik'
 
Cecilia, kürtajın yasalaşması mücadelesini ören süreçte, 2016’da örgütlenen ve kapitalist üretim biçimlerine müdahale etmeyi de hedefleyen kadın grevinin öneminden söz ederek,  “Hayatlarımız önemli değilse gidin bizsiz üreyin ve üretin dedik, kadın grevleri ve feminist grevleri başlattık. 2017 8 Mart’ına geldiğimizde ilk uluslararası kadın grevinin çağrısını yaptık, bu küresel feminist hareketin dönüşümünde önemli kilometre taşlarından biriydi. Feminizm aynı zamanda marjinalleşmiş topluluklarda, gecekondularda, kent çeperlerinde kendini göstermeye başladı, sadece orta sınıfla sınırlı kalmadı.”
 
Zandile Nsibande: Kadınlar ataerkil düzene karşı çıkıyor 
 
Panelin son konuşmacısı, Güney Afrika’da gecekondularda yaşayanların bir araya geldiği, yüz binden fazla üyesi olan Abahlali baseMjondolo hareketinin üyesi Zandile Nsibande, kadınların toprak ve barınma hakkı mücadelesi deneyimlerini paylaştı. Zandile, kadınların, bir yandan ev tahliyeleri ve yıkımlara karşı direndiği, bir yandan komünler, bahçeler ve altyapı inşa ettiği, bir yandan da cinsiyetçilikle ve şiddetle mücadele ettiği bölgede, yoksulluğun kadınları daha derinden etkilediğini söylerken, kadınların bölgedeki topraksızlaştırma ve mülksüzleştirmeye karşı mücadele deneyimlerinin özgün yapısını ortaya koyduğunu kaydetti. Kadınların ataerkil düzene karşı çıkmak istediklerini dile getiren Zandile, Güney Afrika’da ağırlıklı olarak kırsalda yaşayan insanların buradaki feodal düzenle ve kabile reisleri ile baş etmeleri yönünde de mücadelelerine destek olduklarını, Abahlali kadınları olarak kadınları sömüren tüm kültürel ve eşitsiz uygulamalara karşı çıktıklarını ve kadınların HIV gibi bulaşıcı hastalıklara karşı korunmalarını da amaçladıklarını söyledi.