‘Bu bataklık sonunda KDP’yi de boğacak’

  • 09:06 14 Haziran 2021
  • Güncel
 
Habibe Eren
 
İSTANBUL - Türkiye’nin kendisi gibi sıkışmış olan KDP’yi savaşta öne sürerek “mayın katırı” olarak kullandığını dile getiren Alınteri temsilcisi Mürüvvet Küçük, “Türkiye ile böyle bir dansa girmek demek, Türkiye’nin Kerkük’e kadar gitmesi ve Güney Kürdistan’da elde edilen tarihsel kazanımların da aslında bir noktadan sonra gasp edilmesi anlamına gelecek. Bu bataklık sonrasında KDP’yi de boğacak” dedi.
 
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) 23 Nisan’da Federe Kürdistan Bölgesi’ne yönelik başlattığı operasyon 51’inci gününde devam ediyor. Bölgesel Yönetim Başbakanı Mesrur Barzani’ye bağlı ve Türkiye’nin yetiştirdiği Zerewanî ve Gulan güçleriyle savaşa dâhil olan KDP, TSK’nın havadan bombaladığı alanlara karadan girerek, HPG noktalarına saldırıyor. Kürtlerin “ihanet” ve “Kürdün kanını Kürdün dökmesi” olarak nitelendirdiği “birakujî” kamuoyunda tepkilere neden oluyor.
 
Alınteri temsilcisi Mürüvvet Küçük, operasyonun amacına ve KDP’nin tutumuna dair değerlendirmelerde bulundu.
 
‘Operasyonun en önemli amacı Kürt kazanımlarını boğmak’
 
TSK’nın başlattığı operasyonun birkaç boyutu olduğunu dile getiren Mürüvvet, iktidarın amaçlarından birinin “şovenizm zehri ile kitleleri Kürt düşmanlığına kışkırtmak” olduğunu dile getirdi. Ancak asıl boyutunun Kürt korkusuyla iç içe geçen Kürt düşmanlığı ile Kürt halkının dört parçada elde ettiği tarihsel kazanımlarını yok etmeyi hedeflemek olduğunu vurgulayan Mürüvvet, bu hedefle birlikte Türkiye’nin yayılmacı hayallerini gerçekleştirmek istediğini ifade etti. Mürüvvet, “Kerkük’e kadar gitmek istiyorlar. Musul-Kerkük meselesi tekelci burjuvazi açısından ezeli bir hayal. Her defasında hamle yaptıkları, bir yolunu bulup girişmeye çalıştıkları bir hayal. Bu ABD’nin emperyalist hegemonya savaşının bölgesel yansımaları ile de çakışıyor. Şu kesitte ABD’nin daha çok Uzak Asya’ya yoğunlaşması ama Ortadoğu’yu tümüyle terk edememesi ve buraları mevcut halini koruyacak çeşitli federatif yapılar içerisinde belirli bölgesel gericiliklere zimmetle politikası var” dedi.
 
‘Kürt korkusunu bastırmak istiyor ama süreç bataklık’
 
ABD’nin Türkiye burjuvazisi ile çeşitli çelişkileri olsa dahi mevcut sıkışmışlığını kullandığını dile getiren Mürüvvet, bu sıkışmışlığın ve çürümüşlüğün devlet bağlantılı çete elebaşı Sedat Peker’in itirafları ile daha da görünür hale geldiğini kaydetti. Sedat Peker’in itiraflarının savaş politikaları ile doğrudan ilişkili olduğunu dile getiren Mürüvvet, şöyle devam etti: “Türkiye Osmanlıcı hayallerle Libya’ya gitti. Suriye’yi mahvetti, Azerbaycan’a uzandı, en son ABD’ye yaranmak için Ukrayna’ya bir şeyler yaptı. Şimdi Afganistan’da paralı askerin olacağım diyor. Yani bu savaş politikaları büyük bir finansman gerektiriyor. Bu finansmanın da ortaya çıkan kokain trafiği ile sağlandığını görebiliyoruz. Her türlü kirli para kaynağını denetim altına alarak finanse etmeye çalışıyorlar. Susurluk’ta 40 milyar dolardan bahsediliyordu, şimdi kat be kat daha büyük bir meblağ…”
 
‘Türkiye KDP’yi mayın katırı olarak kullanıyor’
 
23 Nisan’da başlatılan operasyonun iki aya yaklaştığını ancak TSK’nın ilerleyemediğini ifade eden Mürüvvet, Türkiye’nin ilerleyemedikleri noktada bir başka açıdan sıkışmış olan KDP ile işbirliğine gittiğini vurguladı. Mürüvvet “Onları tabiri caizse ‘mayın katırı’ olarak kullanıp, onlar öncülüğünde girmeye çalışıyorlar. Kürt özgürlük hareketinin olmadığı alanları şu anda çeşitli karakol ağları ile denetlemeye çalışıyorlar. İlerleyebilir mi bataklık, daha fazla pisliğe bulaşacakları belli” diye konuştu.
 
‘Bu bataklık sonrasında KDP’yi boğacak’
 
KDP’nin sıkıştığını, iç krizlerle boğuştuğunu ve halktan tamamen koparak yozlaşmış bir yönetim haline geldiğini kaydeden Mürüvvet, sözlerine şöyle devam etti: “Bu kitlelerde de giderek tepkiye neden oluyor. Bu tepkiler dönem dönem çeşitli ayaklanmalar biçimde kendisini ortaya koyuyor. Bu sıkışmışlık içerisinde Türkiye ile böyle bir ilişki kurma gereği duyuyor. Çünkü bölgede dayanabileceği başka gerici güç kalmamış. Türkiye zaten fiili olarak oranın pazarını ele geçirmiş. Ama bunun sonu ne olacak? Türkiye ile böyle bir dansa girmek demek, Türkiye’nin Kerkük’e kadar gitmesi ve Güney Kürdistan’da elde edilen tarihsel kazanımların da aslında bir noktadan sonra gasp edilmesi anlamına gelecek. Bu tehlikeli bir dans. Bu bataklık sonrasında KDP’yi de boğacak.”
 
‘Pazarlıkların sonucu KDP lehine sonuçlanmayacak’
 
Mürüvvet, Türkiye’nin KDP’ye uyguladığı muamelenin aşağılayıcı olduğunu kaydederken, “Arka planda çeşitli pazarlamalar yaptıkları belli. Akar’ın ziyaretinde onlara belirli vaatlerin verildiği, aynı zamanda tavizler üzerinden çeşitli pazarlıkların döndüğü anlaşılıyor ama bu pazarlıkların sonu KDP lehine sonuçlanmayacak. Fırsatını buldukları anda Güney Kürdistan’da elde edilen statünün yok edilmesi de dahil dört parçada Kürt hareketini çözmeye dönüşecek. Güney Kürdistan’daki rejimin varlığı bile aslında Kürdistan’daki Kürt halkının kazanımlarına doğrudan bağlı” ifadelerini kullandı.
 
‘Barzani Kürt halkını temsil etmiyor’
 
“Barzani’nin toprak ağası ve aşiret reisi olduğunu ve bu noktada emekçi Kürt halkını temsil eden bir güç olmadığını” vurgulayan Mürüvvet, “Kürt özgürlük hareketinin daha heterojen bir yapısı var ve aslolarak da Kürt yoksullarını, ezilenlerini ve emekçilerini temsil eden bir sınıfsal muhtevaya sahip. Orada Türkiye’nin planı Kürtleri birbirine savaştırıp güçlerini eritip kendisinin Kerkük hayallerini gerçekleştirme anlamında önünün daha fazla açmasını sağlamak. Şu anda içeriye doğru baya yaklaşmış ve girdiği her yere karakol kuruyor” şeklinde konuştu.
 
‘Tepkileri örgütlemek gerek’
 
Söz konusu operasyona karşı Türkiye’de işçi ve emekçilerin şovenist duyguları ve tarihsel gericilik birikimini kırması gerektiğine işaret eden Mürüvvet, şunları dile getirdi: “Yoksa devrimci örgütlü kuvvetlerin tepki koyması zaten tarihsel bir görev. Ama bunun ötesine geçecek bir tarihsel dönemdeyiz. İşçi ve emekçilerde rejimdeki çözülmeyi derinleştirecek kışkırtmanın zeminini ortadan kaldıracak bir güce ulaşmamızı gerektiriyor. Böyle bir gücümüz yok diye tepki koymayacak mıyız? Elbetteki bu mümkün değil. Emekçilere şunu anlatmak gerekir; Kürt halkının kazanımlarının geriletilmesi aynı zamanda onların sesinin, özgürlük alanının da daraltılması anlamına geliyor. Rejim savaşı derinleştirdiği oranda dönüp senin kafana vuracak çünkü buna mecbur aynı zamanda. Savaş politikaları bunu gerektirir. Bunu bıkmadan usanmadan anlatmak gerekir. Buna dönük tepkiler örgütlemek gerekir. Bütünlük içerisinde halka kavratabileceğimiz oranda bu dalgayı geriletebiliriz.”