Demokrasi Konferansı Kadın Bildirgesi: Deniz şahsında kadınlara barış borcumuz var
- 12:45 24 Haziran 2021
- Güncel
İSTANBUL - Demokrasi Konferansı'nın “Kadın Bildirgesi”nde eşit yurttaşlık haklarının garanti altına alınması için hayatın her alanında somut adımlar atılması talep edilirken, “Katledilen Deniz Poyraz şahsında savaş politikalarının aramızdan aldığı tüm kadınlara barış borcumuz var” denildi.
Toplumun birçok kesimine ulaşarak talepleri ve mücadeleleri ortaklaştırmayı hedefleyen ve uzun zamandır hazırlıkları devam eden Demokrasi Konferansı “Ekmek, özgürlük, adalet” şiarıyla Yenikapı’da bulunan Dr. Mimar Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştiriliyor.
Konferansın bileşenleri arasında Türk Tabipleri Birliği (TTB), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türkiye Esnaf Platformu, Engelliler Federasyonu, Birleşik Metal-İş ve Dev-Maden-Sen gibi sendikalar, KHK’lı Platformları Birliği, İstanbul Kent Konseyi, Alevi Vakıflar Federasyonu, Hacı Bektaş Anadolu Kültür Vakfı, Doğu Güneydoğu Dernekleri Platformu, Sosyal Araştırmalar Vakfı (SAV), Sosyal Demokrasi Vakfı’nın (SODEV) yanı sıra çok sayıda kadın ve ekoloji örgütünün de bulunduğu 200 yapı yer alıyor.
Konferans açılış konuşmasının ardından işsizlik, iş cinayetleri ve kadın katliamlarına dair verilerin yer aldığı infografik gösterimi ile devam etti. Daha sonra farklı çalışma alanlarının temsilcileri söz alarak, güncel duruma ilişkin tespit ve değerlendirmelere dayalı talepler içeren bildirgeler sundu. Bildirgeler basın özgürlüğü, bilim-akademi, çocuk, eğitim, ekoloji, ekonomi, emek, engelliler, esnaf, gençlik, hak ve özgürlükler, halklar ve inançlar, hukuk-adalet, kadın, KHK’liler, LGBLTİ+’lar, mülteciler, sağlık, sanat, tarım, yerel demokrasi alanlarını kapsıyor.
‘Demokratik ülke mücadelesi sonuna kadar devam edecek’
İlk bildirgeyi emek alanından Özgür Karabulut okudu. Özgür KHK ile ihraçlara ve emek alanında yaşanan sorunlara değindi. Ardından söz alan Kod-29 direnişçisi Mesut Toprak da yaşadıkları sömürünün pandemi sürecinde derinleştiğini dile getirdi. İnşaat işçisi Ömer Çelik ise konferansın “halkların ellerinden alınan hakların konferansı” olduğunu belirterek, “Anadilde eğitim demokratik bir ülke ve eşit yurttaşlık mücadelesi veren Deniz Poyraz yoldaşımız katledildi. Onu katledilen sistem şunu iyi bilsin; masada kahvaltısı yarım kalmış olabilir ama demokratik bir ülke mücadelesi sonuna kadar devam edecektir” ifadelerini kullandı.
Bilim Akademi Bildirgesi
“Bilim Akademi” alanında bildirgeyi okuyan akademisyen Beyzade Sayın, üniversite krizinin demokrasi krizi olduğunu belirtti. İdari ve teknik personelden öğretim elemanlarına, öğrencilerden işçilerine kadar tüm üniversite bileşenlerinin sorunlarına çözüm üretmek gerektiğine dikkat çeken Beyzade, “Üniversitelerimizi her türlü ayrımcılığın ve eşitsizliğin ortadan kalktığı, insan, toplum ve doğa yararına faaliyet yürüten kurumlara dönüştürmek ve demokrasiyi yeniden inşa etmek için tüm gücümüzü seferber etmeliyiz” diye konuştu.
Ekonomi Bildirgesi
Ekonomi alanındaki bildirgeyi okuyan Mert Büyükkarabacak da gerçek bir demokrasi hareketinin geniş halk kesimlerini devlet ve sermaye karşısında güçlendiren bir ekonomi politikası ajandasına sahip olması gerektiğine vurgu yaptı. Mert “Demokratik ekonomi programının bu açıdan hızla kurumsallaşmakta olan faşizme karşı kitlesel demokrasi mücadelesinin en önemli kaldıraçlarından birisi olması kaçınılmazdır” şeklinde konuştu.
Kadın Bildirgesi
Demokrasi Konferansı Kadın Çalışma Grubu tarafından hazırlanan Kadın Bildirgesi’ni ise Cemile Baklacı okudu. Demokratik bir ülke, iş, aş, eşitlik, adalet mücadelesinde kadınların en önde olduğunu belirten Cemile, “Türkiye tarihinde, daha önce görülmemiş nitelikte sorunlar gündemde iken, kadın cinayetleri, vahşi şiddet olayları, çocuklara dönük her türden istismar da artıyor. Üstelik bu öyle bir artış ki öne çıkan devasa gündemler bile yaşanan erkek şiddetinin üstünün örtülmesine yetmiyor” ifadelerini kullandı.
Kadın Bildirgesi’nde konu başlıkları ve talepler şöyle yer aldı:
“Güvencesiz, niteliksiz, düşük ücretli, eğreti işlere mahkûm edilirken, cinsiyetçi istihdam politikalarının yanı sıra yaşamın her alanında karşı karşıya kaldığımız eşitsizlik ve ayrımcılık çalışma yaşamındaki sorunlarımızı derinleştiriyor. Gerçek kadın işsizliği oranı yüzde 40’ı geçmiş durumda, ne eğitimde ne istihdamda yer alamayan genç kadınların sayısı çığ gibi büyüyor. Kadınlar, ‘müjde’ diye duyurulan yarı zamanlı güvencesiz işlerle geçimlerini sağlamak için aynı günde üç dört ayrı işte, günde 18 saati bulan çalışma sürelerine mahkûm ediliyor. Yoksulluk sınırının altında yaşam sürdüren 35 milyon kişinin yarısından fazlası kadın. Salgınla birlikte yoksullaşma, mülksüzleşme, işsizleşme, sosyal yardım ihtiyacı artarken, kadınların ailelerindeki erkeklere, devletin adeta bir lütfa dönüştürdüğü sosyal yardım ödeneklerine bağımlı bir hayat sürmek zorunda bırakıldığı bir tablo yaşanıyor.
Savaş politikaları eşit yurttaşlık haklarını kullanılamaz hale getiriyor
İktidarın yürüttüğü ‘hem içeride hem dışarıda’ savaş politikasının tüm yıkıcı etkilerini yaşıyoruz. Eşit yurttaşlık, dil ve kimlik haklarımız savaş politikalarının gölgesinde kullanılamaz durumda. Savaşa harcanan paralar doğrudan kadınların hayatını etkiliyor; kadınları şiddetten uzaklaştıracak daha fazla sığınma evi, sağlık, ulaşım, eğitim, sosyal hizmetlere bütçe ayrılması gerekirken erkek egemen iktidar daha da artan şekilde savaşa bütçe aktarıyor.
Savaş politikaları, militarizm ve bunun ürettiği dil, erkek şiddetinin, ırkçılığın, milliyetçiliğin, nefret söyleminin iktidar odağında ve toplumsal düzeyde kendini yeniden üretmesine neden oluyor. Son yaşadığımız İzmir HDP İl binasına yönelik saldırı ve bu saldırı sonucunda yol arkadaşımız Deniz Poyraz’ı yitirişimiz böylesi ırkçı, ayrımcı ve düşmanca söylem ve uygulamaların sonucudur. Kayyum politikaları kadınların yerel düzeyde edindiği hakları, kurumsal olanakları yok ederken, kadın kurumları ve kadın siyasetçiler sürekli olarak tehdit altında.
Pandemi sorunları derinleştirdi
Pandemi sürecinde kadınların daha da yoksullaştığını, bakım yüklerinin arttığını, karantina yüzünden şiddet gördüğü erkek ile aynı yerde yaşamak zorunda bırakıldığını, salgın süreci ile birlikte temizlik ve hijyen için daha fazla görünmeyen emek harcadıklarını, artan ekonomik sıkıntıların yükünü sırtladıklarını gördük, kendimiz deneyimledik.
Kazanılmış haklara dönük saldırılar artıyor
Şiddetin, kadın katliamının, tecavüz ve tacizlerin artarak sürdüğü, kadına karşı tüm şiddet biçimlerinin sıradanlaştırıldığı, LGBTİ+’ların sistematik olarak hedef gösterildiği, pandemi koşullarının tüm sorunları derinleştirdiği bir ülke ortamında, şiddeti önlemek için devlete kapsamlı yükümlülükler getiren İstanbul Sözleşmesi’nin bir gece yarısı kararıyla yok edilmek istenmesi tüm bu suçlara zemin hazırlamak anlamına geldi. İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik saldırıların arkasından, 6284’ün etkisiz hale getirilmesi, boşanan kadının yoksulluk nafakasının kısıtlanması, çocuk istismarcılarının affedilmesi, tecavüzcü ile evliliğin yeniden getirilmesi ve evlilik yaşının 16’nın da altına, çocuklarla cinsel ilişki yaşının 15’in de altına indirilmesi, şiddet suçlarında belge istenmesi, çocuk cinsel istismarı ve tecavüz suçlarında kadına karşı şiddet suçlarında ‘somut delil’ aranması, aile arabuluculuğu, kadın ve LGBTİ+ örgütlerine gibi temel haklara saldırılar geliyor. Bu düzenlemelerin her biri, kadınların tümüyle şiddet ve eşitsizlik cenderesine alınmasına yönelik bütünlüklü bir saldırı planının bir parçası ve hiçbiri birbirinden ayrı düşünülemez.
Kadınların somut talepleri, demokrasi mücadelesinin olmazsa olmazıdır
Kadın cinayetlerinin artmasına ve vahşileşmesine, kadın yoksulluğunun, işsizliğinin derinleşmesine neden olan bu koşullar aynı zamanda kadınların öfkelerinin de patlama noktasına gelmesine neden olan, kadınları birlikte ses çıkarmak, birlikte mücadele etmek için daha fazla yan yana gelme ihtiyacını açığa çıkaran koşullar.”
Bildirgede talepler şöyle sıralandı:
* Eşit yurttaşlık hakkımızın garanti altına alınması için hayatın her alanında somut adımlar atılmasını, toplumsal cinsiyet eşitliğinin yasalarda ve hayatın her alanında sağlanmasını istiyoruz.
* Kazanılmış haklarımızı ve mücadeleyle yazdığımız yasaları tehdit eden söylemlere ve girişimlere son verilmesini istiyoruz…
* Şiddetsiz bir yaşam sürme hakkımız için acil bir eylem planı açıklanması ve uygulanmasını istiyoruz… 7/24 çalışacak etkin, farklı dillerde hizmet veren özel bir Alo Şiddet Hattı… Her semtte bir kadın danışma evi, her 100 bin nüfusa en az bir sığınak, her 200 bin nüfusa en az bir cinsel şiddet kriz merkezi… Şiddetle ilgili ulusal mücadele ağı... Şiddete uğrayan kadınların ve LGBTİ+’ların bağımsız bir yaşam kurmak için ihtiyaç duyduğu barınma, eğitim, sağlık, istihdam olanaklarının kamusal hizmet olarak sağlanması… Göçmen kadın ve çocuklara yönelik şiddeti önleme ve şiddete karşı korumada ayrımcılığa son verilmesi… 6284 kadınları şiddetten koruma yasasının etkin uygulanmasını istiyoruz… Yasaların eksiksiz uygulanmasını istiyoruz… Tüm şüpheli kadın ve LGBTİ+ ölümlerinin mercek altına alınmasını; ekonomik ve siyasal olarak nüfuzlu kişilerle ilgili cinsel saldırı ve cinayet iddialarının aydınlığa kavuşturulmasını, faillerin ve soruşturmaların kapatılmasında rolü olanların cezalandırılmalarını istiyoruz…
* TCK 103. madde kapsamındaki çocuk cinsel istismarcılarına af, “erken evlilik” “genç evlilik” gibi adlar altında çocuk cinsel istismarının meşrulaştırılmasına; kadınların Medeni Kanun, Ceza Kanunu ve şiddet ile ilgili kanunlardaki kazanılmış haklarını ve anayasal eşit vatandaşlık ilkesini kamuoyu önünde sürekli olarak tartışmaya açan tüm söylem ve girişimlere son verilmesini istiyoruz… Çocuk yaşta evlendirmeleri ve çocuk istismarını önlemesi gerekirken; aksine teşvik eden, kolaylaştıran ya da göz yumanların soruşturulmasını ve cezalandırılmasını istiyoruz...
* Eğitimin her kademesinde, medyada, toplumsal hayatın her alanında cinsiyetçi rolleri, kalıplaşmış tutum ve davranışları değiştirmek üzere somut adımlar atılmasını istiyoruz…
* İşyerinde şiddetin ve ayrımcılığın önlenmesi için etkin politikalar, örgütlenme özgürlüğü ve İLO 190 sayılı sözleşmenin imzalanıp uygulanmasını, cinsiyetçi istihdam politikalarının son bulmasını, insanca yaşanacak ücret, iş yaşamının her kademesinde, yönetici pozisyonlarda eşitlik istiyoruz…
* Kadın istihdamın önündeki engellerden olan çocuk bakımı, yaşlı bakımı ve ev işleri kadının üstünden alacak sosyal politikalar, salgın döneminde artan kadın işsizliğini azaltacak istihdam politikaları, kadınların gelirlerini koruyacak önlemler, artan bakım emeği için ekonomik destek ve ebeveyn yardımları istiyoruz.
* Kadın yoksulluğunu ortadan kaldırmak tüm kadınların nitelikli eğitim imkanlarına ulaşabildiği olduğu, gelir getirici güvenceli istihdam imkanlarının bulunduğu, kadınların kendi yaşamları üzerinde irade sahibi olduğu, siyasette ve karar alıcı mekanizmalarda eşit yer aldıkları bir toplumda mümkündür. Bu toplumun inşası için tüm demokrasi güçleri sorumluluk sahibi.
* Özgür, eşit, şiddetsiz bir yaşam mücadelemizde dayanışmamızı ve örgütlülüğümüzü hayata geçirdiğimiz kadın kurumlarına yönelik her türden saldırıya, kadın aktivistlere ve siyasetçilere yönelik saldırılara, gözaltı ve tutuklamalara, kadın mücadelesini kriminalize etme girişimlerine son verilmesini istiyoruz.
* Bu ülkenin Deniz Poyraz şahsında savaş politikalarının aramızdan aldığı tüm kadınlara barış borcu var. Kadınların huzurunu, güvenliğini, eşit yurttaşlık, dil ve kimlik haklarını güvence altına almak, kadınları özel hedef haline getiren militarist politikaların yaygınlaştırdığı cinsiyetçi söylem ve uygulamaları geride bırakmak, savaşa harcanan bütçelerin kadınların temel ihtiyaçlarına, hak ettikleri insanca yaşam için gereken şiddetten korunma mekanizmaları, eğitim, sağlık, istihdam olanakları, barınma, çocuk ve yaşlı bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması için kullanılması için barışa ihtiyacımız var.








