Demokrasi Konferansı’ndan seslenen Barış Annesi: Başaracağız!
- 17:08 24 Haziran 2021
- Güncel
İSTANBUL - Demokrasi Konferansı’nda konuşmacılar, tecritten, cezaevlerinde devam eden açlık grevine, ekolojik yıkıma ve var olan adaletsizliklere kadar bir çok konuya değindi. Barış Annesi Güler Buğday, “zindanların kapılarını açacağız” derken Cumartesi Annesi Sebra Arcan da “Farklılaştığımız değil ortaklaştığımız değerleri esas alarak hareket etme zamanıdır” diye seslendi.
Toplumun birçok kesimine ulaşarak talepleri ve mücadeleleri ortaklaştırmayı hedefleyen ve uzun zamandır hazırlıkları devam eden Demokrasi Konferansı, “Ekmek, özgürlük, adalet” şiarıyla Yenikapı’da bulunan Dr. Mimar Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi’nde çalışma alanlarının bildirgelerini okumalarıyla son buldu. Konferansta 21 alana dair bildirge okunurken yeni dönemde “Ekmek, özgürlük, adalet” ve demokratik bir ülkenin inşası için tüm kesimlere çağrı yapıldı.
LGBT Bildirgesi
LGBT Çalışma Grubu tarafından hazırlanan bildirgeyi LGBTİ aktivistleri Yıldız Tar ve Özcan Dündar okudu. Bildirgede “İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin gerekçesi haline getirilmeyi kabul etmiyoruz. İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmiyoruz. Cumhurbaşkanlığı’nın sözleşmeden çekilme açıklamasındaki cümleleriyle ortaya koyduğu LGBTİ+ düşmanlığına karşı LGBTİ+’ların kimliklerinin kimseden icazete ihtiyaç duymadığını bir kez daha yineliyoruz. Stonewall’dan Ülker Sokağa; Eryaman’dan, Meis Sitesi’ne; Mis’ten Bayram Sokak’a, ODTÜ’den Boğaziçi’ne yaşamın her alanında vardık, varız ve var olmaya devam edeceğiz” ifadeleri yer aldı.
Ekoloji Bildirgesi
Ekoloji Bildirgesinde ise şu ifadeler yer aldı: “Doğa hakları, yaşam hakkı, suya erişim hakkı, temiz hava hakkı, yaşamsal döngülerini devam ettirme hakkı, saygı duyulma hakkı, kendi kimliğini ve bütünlüğünü ayrı özlük ve birbiriyle ilişkili varlıklar olarak sürdürme hakkı, bütünsel sağlık hakkı, kirlenmeden zehirli ve radyoaktif atıklardan muaf olma hakkı, barış içinde birbiriyle yaşama hakkı gibi haklar ve özgürlükler elbette ki demokratik bir ortamda yeşerir ve karşılık bulur. Toplumu kapitalist yıkıcı ve ekosistemleri tahrip eden bu cehennemden çıkarmak ve yeniden ekolojik, demokratik bir toplumsallığın yaratılması; ancak demokrasinin tüm kurum ve kuralları ile işlediği bir ortamda gerçekleşebilir.”
Bildirgenin okunmasının ardından İkizdere’de devam eden direnişe dair kısa bir sinevizyon gösterimi yapıldı.
Ardından konuşan 13 yaşındaki İklim aktivisiti Deniz Çevikus, iklim krizi noktasında hükümetin önlemlerin alınmadığına dikkat çekerek toplumda iklim krizine karşı farkındalık yaratmayı amaçladıklarını dile getirdi. Deniz, “Paris Antlaşması onaylanmalı, karbon salınımları azaltılmalı, fosil yakıtlar yerin altında bırakılmalı, kömürlü termik santraller kapatılmalı, ekosisteme zarar veren projelerden vazgeçilmeli. Dağlarımız ormanlarımız yer altı ve yer üstü sularımız koruma altına alınmalı” diyerek taleplerini sıraladı.
Üç yılda tutuklu öğrenci sayısı yüzde 25 arttı
Öğrenci Gençlik Çalışma Grubu tarafından hazırlanan bildirgeyi Kevser Turan ve Tamer Aydemir okudu. Adalet Bakanlığı’nın 2016 sonunda cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü öğrenci sayısını 69 bin 301 şeklinde açıkladığına dikkat çekilen bildirgede, “2013 Mayıs ayı itibarıyla 2 bin 776 tutuklu ve hükümlü öğrenci bulunuyordu. Bu sayı 2016 yılı sonu itibariyle 25 kat artarak, 36 bin 33’ü lise ve dengi okullar ile ön lisans ve lisans, 33 bin 268’i ise açık öğretim olmak üzere 69 bin 301’ e yükseldi. Burada 2013-2016 yılları arasında, yalnızca üç yılda tutuklu öğrenci sayısındaki 25 kat artışı net olarak görebiliyoruz. Bu Türkiye tarihindeki en yüksek mahkum öğrenci sayısı. Adalet Bakanlığı tarafından açıklanan son veriler 2016’dan. 2016’dan bu yana beş yıl içerisinde artan baskılar ve hukuksuzlar düşünüldüğünde tutuklu öğrenci sayısında muazzam bir artış olduğunu kabul etmek gerekir” denildi.
‘Direnişi büyütmekten başka yol yok’
“İçinde bulunduğumuz bu noktada dayanışmayı ve direnişimizi büyütmekten başka yol yoktur” ifadeleri yer alan bildirgenin devamında, Bizler baskılara, şiddete, krizlere değil birbirimize bakıyoruz; bizler aşağı bakmıyoruz, önümüze koyduğumuz, yaratmakta olduğumuz özgür üniversiteler, özgür liseler ve özgür bir dünya var. Bizi nesneleştiren; yaşamımıza, kimliğimize, aklımıza, bedenimize, üretimimize müdahale eden bu sistemin yasaklarını tanımıyoruz” diye kaydedildi.
En çok Kürt medyası etkileniyor
Basın Özgürlüğü Çalışma Grubunun hazırladığı bildirgeyi ise DİSK Basın İş Genel Başkanı Faruk Eren okudu. Medyanın iktidarın tekelinde olduğunu ve şu anda 42 gazetecinin cezaevinde olduğunu söyleyen Faruk, söz konusu süreçten en çok Kürt Medyasının etkilendiğini vurguladı. Kürt basını tamamen boğulmaya çalışıldığını vurgulayan Faruk, “Özgür Gündem gazetesi kapatıldı. Devamında çalışan her gazeteci ya gözaltına alındı, ya tutuklandı. Ya da tüm bunları göze alarak çalışmaya devam ediyor. Basın özgürlüğüne yönelik yasama, yargı, yürütme ve üçüncü kişilerden gelen müdahalelerle beraber basın özgürlüğü mücadelesini zayıflatmak için uygulanan sendikasızlaştırma, güvencesiz çalışma dayatmaları da yadsınamaz” ifadelerini kullandı.
‘Zindanların kapılarını açacağız’
Barış Anneleri İnisiyatifi’nden Güler Buğday da binlerce Barış Annesinin barış talebini dile getirmek için konferansta olduğunu dile getirdi. “Bütün anneler barıştan yanadır” diyen Güler 20 yıla yakındır çalmadık kapı bırakmadıklarını dile getirdi. Barışı getirmek için çaba sarf ettiklerini söyleyen Güler, sözlerini şöyle sürdürdü: ”Halklar arasına asla ayrım koymuyoruz. Halkların bir birileri ile sorunları yoktur. Dünya bir gül bahçesi gibidir. Rengarenktir. Biz böyle görüyor, böyle inanıyoruz. Anneler halklardır. Halklar olarak birlikte başaracağımıza inanıyoruz. Yıllardır adalet arıyoruz. Zindanlarda bulunan tutsaklar bir an önce serbest bırakılsın. Artık özgür olsunlar. Zindanların kapılarını açacağız. Birlikte mücadele ile özgür yarınları inşa edeceğiz. Birlikte başaracağız.”
Konuşmaların ardından HDP İzmir İl Örgütü binasına yönelik saldırıda katledilen Deniz Poyraz’ın annesi Fehime Poyraz’ın Deniz’in cenaze töreninde “Yıkılmadık ayaktayım” diye konuşmasının yer aldığı video izletildi. Salondakiler alkış ve zılgıtlarla “Biji bıratiya gelan” sloganları attı.
Çocuk yoksulluk oranı yüzde 25’lerde
Çocuk Çalışma Grubu’nun hazırladığı bildiriyi okuyan Hatice Göz de çocuk yoksulluğu oranın yüzde 25’lere ulaştığını ve 114 bin çocuğun kanuna aykırı biçimde çalıştırıldığını dile getirdi. Türkiye’de 720 bin çocuğun çalıştırıldığına dikkat çeken Hatice, son 8 yılda 513 çocuğun iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğini vurguladı. Hatice, “Çocuklara yönelik cinsel istismar ve cinsel dokunulmazlık ihlali davalarının yarısını oluşturuyor, 2015-16 yıllarında en az 123 çocuğun çatışmalarda hayatını kaybetti. Yine anadilde eğitim hakkına erişemeyen çocuklar mevcut” diye konuştu.
‘Ekmek, özgürlük ve adalet gelene kadar mücadeleye devam’
Konferansta konuşan isimlerden biri de Gezi eylemleri sırasında katledilen Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan oldu. Gülsüm kürsüye çıktığı sırada “Berkin için adalet herkes için adalet” sloganları ile karşılandı. “Biz bu yola çıkarken herkes için adalet istedik” diyen Gülsüm, sözlerine şöyle devam etti: ”Oğlumun elinden ekmeğini aldılar. 18 Haziran’da da adaletini aldılar. Ben 8 yıl boyunca çok çırpındım, çok uğraştım ama maalesef ödül gibi ceza verdiler. Katil hala tutuklanmadı. Bütün çocuklar için adalet gelene kadar ‘emri ben verdim’ diyen yargılanana kadar asla durmayacağız. O ekmek, özgürlük ve adalet gelene kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.”
Hukuk ve Adalet Çalışma Grubu bildirgesini ise Yıldız İmrek ile Arzu Eylem Kayaoğlu açıkladı. Yıldız, iktidarın politikaların sonucu olarak yaşanan adaletsizlik ve hukuksuzluklara dikkat çekti. Ardından söz alan Eylem, siyasi eleştiri özgürlüğünün yok edildiğini dile getirerek, “Siyasi muhalifleri ve her türlü hak arayışını ‘terör’ ile ilişkilendiren ceza yargılaması pratiği, 1991 yılında yürürlüğe konan TMK ile ikili ceza yargılaması, ikili ceza infaz sistemiyle tamamlanarak, demokrasinin temeli olan siyasi eleştiri özgürlüğü ve siyasal çoğulculuk üzerinde daha da sıkılaşan bir mengeneye dönüşmüştür. 2020 yılında yapılan son infaz yasasında bu ikili infaz rejimi korunmuş; pek çok hasta mahpus yaşamını kaybetmesine rağmen, yaşlı, hasta, çocuklu kadın ve çocuk mahpuslar için dahi ayrımcı hükümler, eşitlik ilkesine aykırı düzenlemelerde ısrar edilmiştir” dedi.
‘Öcalan’a yönelik tecrit ağırlaştı’
Eylem, “İmralı Cezaevi’nde uygulanan tecrit ve ağırlaştırılmış müebbet infaz cezası rejimi, AİHM'in 18 Mart 2014 tarihli Öcalan/Türkiye kararı ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin işkence ve onur kırıcı ceza yasağını öngören 3’üncü maddesi kapsamında” ihlal olarak tespit edildiğini hatırlattı. Eylem, “Ancak AİHM'in bu ihlal kararının gereği yapılmadığı gibi tecrit koşulları avukat görüşmeleri ve ziyaretçi kabullerinin engellenmesi, telefon ve mektup/faks yasağı ile dış dünya ile haberleşmeye dair tüm bağların koparılması ile mutlak tecrit boyutuna evriltilmiştir. Bu tecrit sistemi, son infaz yasası değişiklikleriyle siyasi mahpuslar için olağan rejim haline getirilmiştir” sözlerini kullandı.
Yaşam hakkı için kritik eşik
Yaklaşık 300 bin insanın tutulduğu, tutuklu-hükümlü ayrımına ve temel insan haklarına aykırı uygulamalarla cezaevlerinde sorunlar arttığını söyleyen Eylem şunları kaydetti: “İnfaz rejimine ve tecride karşı çeşitli dönemlerde açlık grevleri ortaya çıkmıştır. Bugün de siyasi mahpuslarca tecride karşı sürdürülen açlık grevleri 200'lü günleri bulmuş, yaşam hakkı için kritik eşiğe gelmiştir.”
‘Kürt sorunun demokratik çözümü sağlanmalı’
OHAL yasalarının tümüyle geri çekilmesi gerekliliği üzerinde duran Eylem, şu sözleri kullandı: “Düşünce-ifade-örgütlenme, seçme-seçilme hakkı ve siyasal özgürlükler önündeki tüm yasal ve fiili engellerin kaldırılması, parasız-özerk-bilimsel-anadilinde eğitim hakkının tanınması, toplumsal cinsiyet- inanç-dil ve kültürler arasında eşitlik haklarının sağlanması, işçi sınıfı ve tüm çalışanların sendika, toplu sözleşme ve grev haklarının koşulsuz tanınması, barış hakkının gereği olarak uluslararası hukuka aykırı askeri müdahalelere son verilmesi, Kürt sorununun eşit haklara dayalı, barışçı ve demokratik çözümünün sağlanması; yargı bağımsızlığı ile sav-savunma-karar makamları arasında bağımsızlık ve eşitliği sağlayıcı şekilde evrensel hukuka uygun düzenlemeler yapılması, adliye binaları ile savcılık teşkilatının ayrılması, savcı ve hakimlerin ayrı kurumlarda örgütlenmesi, savcı ve hakimlerin mesleğe alım ve atamalarında özerk mesleki kurumların yetkili olması, baroların ve avukatların bağımsızlığı ve mesleki güvenceleri ile halk adına yüksek yargıda dava yetkileri sağlanması gerekiyor.”
‘Ortaklaştığımız değerleri esas almalıyız’
Cumartesi Annesi Sebra Arcan ise 26 yıldır inkara karşı hakikati, adaletsizliğe karşı adaleti savunmak için sokaklarda olduklarını belirtti. Sebra, “ Bizi görünmez; sesimizi duyulmak isteyen zalimlerin karşısında varız demeye devam ediyoruz. Buradan çıkışın yolu baskı ve umutsuzluğa karşı güçlenen itirazımızı ve seçeneklerimiz yükseltmemizden geçiyor. Bizler 26 yıldır ortaklaştığımız adalet talebi üzerinden birlikte hareket ediyoruz. Birimizi yolumuzu açsın diye beklemedik kendi yolumuzu kendimiz açtık. Farklılaştığımız değil ortaklaştığımız değerleri esas alarak hareket etme zamanıdır” diye konuştu.
Konferans, hak örgütleri, sanat, yerel demokrasi, sağlık, KHK’lılar üretici köylü ve tarım, eğitim ve esnaf mülteci ve göçmen alanından çalışma gruplarının bildirgeleri ve sonuç bildirisinin okunmasıyla son bulacak.








