‘Çocuklarımız da babamızın mezarının yerini bilmek istiyor’

  • 13:55 26 Haziran 2021
  • Güncel
İSTANBUL - Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 848’inci haftasında 1994 yılında kaybedilen Recep Diker’in akıbetini sordu. Eşi Leyla Diker, “Çocuklarımız da babamızın mezarının yerini bilmek istiyor” dedi. 
 
Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılmasını talep etmek amacıyla her hafta düzenledikleri eylemlerinin 848’incisini online olarak gerçekleştirdi. “Failler belli, kayıplar nerede” sloganıyla düzenlenen eylemde bu haftaki açıklamada 1994 yılında Diyarbakır Silvan’da JİTEM tarafından tehdit edilen ardından kendisinden haber alınamayan  Recep Diker’in akıbeti soruldu. 
 
Kaybedilen Recep Diker’in eşi Leyla Diker, yaşadıkları Silvan’da sürekli tehdit edilmesi üzerine eşinin Diyarbakır kent merkezinde bulunan ağabeyinin yanına gitmek zorunda kaldığını, buraya geldikten bir süre sonra da kendisinden haber alamadıklarını anlattı.
 
‘Bir mezarı olsun’
 
Eşinin kaybolmasının ardından pek çok devlet kurumuna başvurmalarına rağmen hiçbir ize ulaşamadıklarını dile getiren Leyla,  “27 yıldır hiçbir haber alamıyoruz. Yaşıyor mu, ölü mü bilmek istiyoruz. Bir mezar sahibi olmak istiyoruz. Çocuklarımız da babamızın mezarının yerini bilmek istiyor” diye konuştu.
 
Cumartesi insanlarından Ayşe Tepe, eylemlerinin 848’inci haftasında ailenin 27 yıldır maruz bırakıldıkları işkenceye ve üç kuşaktır süren arayışlarına tanıklık edeceklerini dile getirdi. Ayşe, “Bugün 110 yaşını geçen anne Sarya Diker ile başlayan, eş ve kardeşler tarafından sürdürülen arayışa şimdi de suç tarihinde henüz bebek olan çocuklar ve yeğenler katıldı. Bugün onların ‘oğluma, eşime, kardeşime, babama, amcama ne oldu?’ diyen seslerine sesimizi katıyoruz” dedi. 
 
‘Devlet şiddetine maruz kaldılar’
 
29 yaşındaki iki çocuk babası Recep Diker’in ailesi ile birlikte Silvan’a bağlı Kayadere (Ferhênde) köyünde yaşadığını aktaran Ayşe, o süreçte köylüler üzerinde ağır bir koruculaştırma baskısı olduğunu anımsattı. Yurttaşlara “Ya korucu ol ya da köyünü terk et” dayatmasında bulunduklarını aktaran Ayşe, “Köylülerin korucu olmayı reddetmesi üzerine köy defalarca yakıldı. Köylüler zorla yerlerinden edildi. Bu süreçte ağır insan hakları ihlalleri yaşandı. Koruculuğu reddeden köylüler gittikleri yerlerde de devlet şiddetinin çeşitli biçimine maruz kaldı” diye belirtti. 
 
Recep Diker’in kaybedilişi 
 
Köyünde yaşama imkanı bulamayan ailenin, Silvan’a taşınmak zorunda kaldığını söyleyen Ayşe, sözlerini şöyle sürdürdü: “90’lı yıllarda Silvan, özel savaş yöntemlerinin en ağır uygulandığı yerlerden biriydi. Hizbullah’ın, JİTEM’in ve korucuların faaliyet sürdürdüğü  ilçe tam bir savaş alanı haline dönmüştü. Yüzlerce sivil insan infaz edilmiş, onlarca sivil insan gözaltında kaybedilmişti. Köydeki asker baskısından kaçan Demir Ailesi, Silvan’da yine hedef oldu. Hizbullah ve JİTEM tarafından ölüm tehditleri alan Recep Diker, bu sefer de ağabeyinin yaşadığı Diyarbakır’a gitti. 14 Eylül 1994 tarihinde yine kahvehaneye gitmek üzere evden çıktı ve bir daha geri dönmedi. Ailenin emniyet ve adli makamlar nezdinde yaptığı tüm başvurular sonuçsuz bırakıldı. Recep Diker’den bir daha haber alınamadı.”
 
‘Adalet talebimiz devam edecek’
 
Eylemlerinin 848. haftasında bir kez daha iktidara ve yargı makamlarına seslenen Ayşe, 27 yıldır aileye yaşatılan işkenceye son verilmesi çağrısında bulundu. Recep Diker’in akıbetini açığa çıkartılması ve faillerin tespit ederek yargılanması gerektiğini vurgulayan Ayşe, kaç yıl geçerse geçsin; Recep Diker  ve tüm kayıplar için adalet istemeye devam edeceklerini kaydetti.