Kobanê Davası: Burada çözümlenen an değil tarih, birey değil toplumdur

  • 09:05 28 Haziran 2021
  • Güncel
Öznur Değer
 
ANKARA - 6-7-8 Ekim 2014… Çok şeyin hatırasını, acısını taşıyan bu tarih, aslında sadece karanlığa karşı direniş ve varoluş savaşının tarihi. Kobanê Siyasi Soykırım Davası ile Kobanê eylemleri yargılanmak amaçlansa da “Burada çözümlenen an değil tarih, birey değil toplumdur” oldu.
 
Kuzey ve Doğu Suriye’nin Kobanê Kantonu, Ekim 2014’te verdiği varlık savaşı ile tarih sayfalarındaki yerini aldı, almaya devam ediyor. Dünya tarihinin belki de insanlığa karşı en ağır suçlarını işleyen örgütü DAİŞ’e karşı direnişi kuşanan, mücadeleyi ilke edinen “Kobanê”, şimdilerde erkek-devlet sisteminin sürdürücüsü olan yargı kurumlarında “Kobanê Davası” ismiyle çıkıyor karşımıza.
 
Her yer direniş her yer Kobanê
 
İnsanlık tarihinin en ağır demlerini yaşadığı anlarda takvim yaprakları 5 Ekim 2014’ü işaret ediyordu. Kobanê karanlık güçlere teslim olmamak için direniyor 7’den 70’e. Kara çarşafa hapsedilmek istenen kadınlar, düşünceleri ve özgür iradeleri teslim alınmak istenen gençler ve masumiyeti çalınmak istenen çocuklar… Her biri özgürlük meşalesini taşıyarak, karanlığa karşı aydınlığı savundu. Değerlerini, ilkelerini ve topraklarını düşman işgalinden kurtarmak için savaştı yüz binler. Kadınlar öncü, kadınlar direngen…
 
6-7-8 Ekim 2014
 
Karanlık zihniyetin emsalleri olan DAİŞ çetelerinin Kobanê’ye yönelik gerçekleştirdiği işgal ve istila, başta Ortadoğu, Türkiye ve bölgede olmak üzere dünyanın birçok yerinde yankı uyandırmaya başlamış, herkesi bu saldırılara karşı tepki göstermeye çağırmıştı adeta. Kobanê’de binlerce kadın ve çocuğun kaçırıldığı, tecavüz edildiği, köle pazarlarında satıldığı süreçlerde bölge kentleri Kobanê’ye desteğini göstermek ve dayanışmak adına bulundukları her yeri direniş ve mücadele alanı haline getirmiş, DAİŞ zulmüne son vermek istemişti. Tarih 6-7-8 Ekim 2014…
 
‘Biji berxwedana Kobanê’
 
Kürtler başta olmak üzere Türkiye halkları DAİŞ zulmünün karşısında, Kobanê halkının ise yanında yer alarak, taleplerini sokaklarda dile getirmeye başlamıştı. Ancak halkın taleplerine kulak vermek yerine paramiliter yapıların sokağa çıkarılması ile onlarca insan yaşamını yitirmişti. “Biji berxwedana Kobanê” sloganlarının dinmediği direniş sürecinin, 6 sene sonra yargıya taşınacağını ve DAİŞ’e karşı halkları savunmanın yargılanmaya başlanacağını birçoğumuz öngöremeyecektik belki de.
 
6 yıl sonra gelen soruşturma ve açılan dava
 
6 yılın ardından Eylül 2020’de, bir şekilde “dürtülen” Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında Halkların Demokratik Partisi (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da bulunduğu, çoğu HDP’lilerden oluşan 108 ismin yargılanacağı Kobanê Siyasi Soykırım Davası’nın ilk adımını atmış oldu başlattığı soruşturma ile. Ardından Ankara 22’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan iddianamenin kabulü ile soruşturma süreci davaya evrilmiş oldu.
 
Davanın kadın yüzü
 
26 Nisan’da yüzlerce insanın tanıklık ettiği Kobanê Siyasi Soykırım Davası’nın ilk duruşmasından, 25 Haziran’da görülen 3’üncü duruşmasının 10’uncu oturumuna kadar dava gündemdeki yerini korudu. Sebahat Tuncel, Gültan Kışanak, Ayla Akat Ata gibi Kürt kadın mücadelesinin öncü ve sembol isimlerinin de yargılandığı davada dikkat çeken önemli noktalardan biri, siyasetçi kadınların yaptığı tarihi savunmalardı. Gerek ülkede baskı rejimini kurmaya çalışan erkek aklını mahkeme heyeti şahsında teşhir etmeleri, gerek iktidarın militarist politikalarını mahkum etmeleri gerekse alternatif yaşam çizgisini ortaya koymalarıyla tarihe not düştü kadın savunmaları.
 
Abdullah Öcalan’ın rolü
 
Davanın en önemli gündem maddesi ise İmralı Adası’nda yıllardır ağır tecrit koşulları altında yaşam süren PKK Lideri Abdullah Öcalan idi. Hemen her kadının her konuşmasında dillendirdiği Abdullah Öcalan’ın halklar üzerindeki misyonu, duruşma salonunda bir kez daha somutluk kazanmış oldu. Ayla Akat Ata 21 Haziran’da yaptığı savunmada şöyle anlattı Abdullah Öcalan’ı: “Sayın Öcalan 1999’a kadar PKK lideriydi ama 1999’dan sonra halkın lideri oldu. Onun avukatlığını yaptıktan ve düşüncelerini öğrendikten sonra ben de onu lider olarak kabul ettim. Öcalan’la Türkiye’ye getirilmeden önce yapılan röportajlarda, kendisine sorulan, ‘Kürdistan'ın özgürlüğü mü kadınların özgürlüğü mü’ sorusuna o an hiç düşünmeden ‘kadın özgürlüğü’ diyor. Bu konuda beni düşünmeye iten, kendimi tanımaya iten gerçekliğin arkasında Sayın Öcalan’ın sunmuş olduğu kadın özgürlükçü perspektif var.” Ayla’nın sözleri bir yandan tarihsel hakikati gözler önüne sererken, öte yandan Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlükçü paradigmasının kadınlar nezdindeki sahiplenişini de açığa çıkarıyor.
 
Ülkeye sirayet eden tecrit
 
Duruşmanın 24 Haziran’daki oturumunda Ayla’dan sözü alan Sebahat Tuncel de Abdullah Öcalan üzerinde süreklileştirilmeye çalışılan tecride dikkat çekerek şöyle diyor: “Cezaevinde açlık grevleri var. Çünkü bu ülkede tecrit var. Öcalan’ın rolünü tüm dünya gördü. Tecrit politikaları bu ülkede çatışmalı süreci derinleştiriyor. Nasıl olacak, nasıl barışacağız? Bütün bunlar bizim sorunlarımız değil, sizin de sorunlarınız.” Sebahat, yaşamın her alanına sirayet eden tecridin ülke sorunu haline getirilmesine vurgu yaparak, çözüm alternatifini ise “tecritsiz bir yaşam” olarak ortaya koyuyor.
 
Çözüm süreci
 
Duruşma salonunda, özelde yargılanan siyasetçi kadınların sıklıkla dillendirdiği diğer bir konu ise “müzakere süreci” idi. Bu süreçte ülkede vücut bulan barış iklimini anımsatan kadınlar, ülkenin ihtiyaç duyduğu temel konunun “barış” olduğunu vurgulamış oldu. Kadınlar, çözüm muhatabı olarak Abdullah Öcalan’a işaret ederek, iktidara çözümün yolunu gösterdi. Yanı sıra iktidarla ortak yürütülen sürecin iktidar eliyle son bulmasını eleştiren kadınlar, halk direnişinin boy gösterdiği bir zamanda sürecin sonlanmasının ise tesadüf olmadığını kaydetti.
 
Deniz Poyraz yankılandı
 
Duruşma salonunda en çok isminden söz edilen kadın ise Deniz Poyraz’dı. Militarist sistem anlayışının katlettiği Deniz, duruşma salonunda da unutulmadı. Söz alan her siyasetçinin Deniz’i anarak sözlerine başlaması, Deniz’in daha çok yaşatılacağının bir göstergesiydi. Deniz’in annesi Fehime Poyraz’ın “Bir Deniz gitti, bin Deniz gelecek” sözü duruşma salonunda da karşılık buldu. Kadınlar Deniz’in mirasını sahiplenme sözünü vererek, Deniz’in sadece yoldaşları değil, Deniz’in kendisi olduklarının altını çizdi. Mahkemenin bir üyesinin, “Kobanê olaylarında binası zarar görmeyen tek parti HDP’ydi” sözlerinin hemen ardından HDP İzmir il binasına yönelik düzenlenen saldırıda katledilen Deniz, tarihin tekerrür ettiğinin somut örneğiydi. DAİŞ’e karşı direnen kadınlar, Kobanê protestolarında direnen kadınlar ve Kobanê Davası’nın görüldüğü demlerde karanlık zihniyetin ürünü tarafından katledilen yine kadınlar…
 
Direnişin öznesi 17 kadın
 
Davada yargılanan 17 kadının her biri ayrı bir rengin temsilini taşırken, ortak olan tek renk yine mücadele, yine erkek aklın karşısında dik duran irade…  Kadınlar tarih karşısında olduğu gibi Kobanê Siyasi Soykırım Davası’nda da yargılanan değil, yargılayan oldu.
 
Tarih tekerrür ediyor
 
Duruşma atmosferini “Tarih tekerrür ediyor” sözüyle de özetlemek mümkün. Kobanê Davası’nda adeta Kobanê olayları yaşatılmak istendi. İlk günden beri tükenmeyen provokatif saldırılar ve mahkeme heyetinin bağımsız ve tarafız bir yargıyı temsil etmeyişi duruşma salonunu en iyi anlatan detaylar. Tabii bunun yanında bitmeyen direniş, bitmeyen mücadeleyi de unutmamak gerek. Tarih sayfalarına geçecek Kobanê savunmaları, şimdiden ülke gündeminde en çok konuşulan konu haline geldi. Kobanê direnişi mahkemelerde savunuluyor, DAİŞ ve ardılları püskürtülmeye devam ediyor. Duruşmadaki kadın kararlılığı, kadın iradesi ise erkeği mahkum etmeye devam ediyor.  
 
Yargılanan an değil tarih, kişi değil toplumdur
 
6-8 Ekim 2014’te DAİŞ zihniyetine karşı, bulunduğu her alanı direnişle harmanlayan kadınlar, bugün Kobanê Siyasi Soykırım Davası ile mücadelesini kaldığı yerden sürdürüyor. 20 Eylül’de davanın 4’üncü duruşmasında kadınların tarihe not düşen savunmalarına tanıklık etmeye devam edeceğimizi belirterek, Abdullah Öcalan’ın tarihi bir sözü ile sonlandırmak isteriz: “Burada çözümlenen an değil tarih, birey değil toplumdur.”