Eren Keskin: Deniz'in katledildikten sonra işkence gördüğü bilgisine ulaştık
- 09:37 28 Haziran 2021
- Güncel
İSTANBUL - Ölüye Saygı ve Adalet Paneli’nde konuşan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, devletin cumhuriyetin kuruluşundan bu yana çok fazla suç işlediğini belirterek, AB'nin Türkiye’nin suç ortağı olduğunu söyledi. Eren, Deniz Poyraz’ın katledildikten sonra işkenceye maruz bırakıldığı bilgisine ulaştıklarını da eklerken, “1990’larda da suç işliyorlardı ama inkar ediyorlardı. Ama şimdi işledikleri suçları gizleme gereği bile duymuyorlar” diye konuştu.
Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi, “Hukukçular Cenazelere ve Mezarlıklara Yönelik Saldırıları Konuşuyor” başlığıyla Ölüye Saygı ve Adalet Panelleri’nin 3'üncüsünü de online olarak düzenledi. Moderatörlüğünü avukat Gulan Çağın Kaleli’nin yaptığı panelde, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, hukukçu Dr. Dilek Kurban ve avukat Serhat Çakmak konuşmacılar arasında yer aldı.
Panele Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri Hişyar Özsoy, Meral Danış Beştaş, Serpil Kemalbay, Pero Dündar, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) önceki dönem Eşsözcüsü İdil Uğurlu, Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz ile çok sayıda hukuk kurumu temsilcisi ve üyesi, sivil toplum örgütü temsilcisi ve yöneticileri, insan hakları aktivistleri, siyasetçi, yazar ve gazeteciler katıldı.
‘Uygulamalar son yıllarda şiddeti arttırdı’
Açılış konuşmasını yapan avukat Gulan Çağın Kaleli, Türkiye'de uzun yıllar boyunca ölülere yönelik şiddetle beraber mezarlıklara saldırıların olduğunu ve uygulamaların son yıllarda bu şiddeti arttırdığını dile getirdi. İnisiyatifin amacının ölülere yönelik olduğunun altını çizen Gulan konuşmasında, şiddet ve mezarlıklara saldırıların sonlanmasını sağlamak ve dayanışmanın önemini ele aldı. Gulan, düzenlenen panellerle hem yerelde hem de uluslararası alanda yaşananlara ilişkin duyarlılık yaratmaya çalışıldığını belirtti.
‘Suç coğrafyası’
Panelde ilk söz alan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana yaşanan katliamlar ve ölülere yönelik işlenen suçlar, 1990’lı yıllar itibari ile ölülere yönelik saldırılarla kadın ve LGBTİ+ ölümleri ve cenazelere yönelik saldırılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. “Bu coğrafya bir suç coğrafyasıdır” diyen Eren, 1915 Ermeni soykırımını gerçekleştiren zihniyetin cumhuriyetin kurucu zihniyeti olduğunu işaret etti. Eren, “Kanunların yapıldığı dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt demiştir ki ‘bütün herkes duysun ki bu coğrafyanın tek belirleyeni Türk milletidir. Bunun dışında kalan herkes Türke hizmetçi olmak zorundadır’ diyor. Bu, devletinin kurucu kılıfı oldu ve çok fazla suç işlendi” diye konuştu.
‘Deniz’in katledildikten sonra işkence edildiği bilgisine ulaştık’
1990’lı yıllarda yaşanan “faili meçhul” cinayetlerde çok fazla arkadaşlarını kaybettiklerini dile getiren Eren, HDP İzmir İl binasında katledilen Deniz Poyraz’ın katledildikten sonra bedenine işkence edildiği bilgisine ulaştıklarını da aktardı. Eren, ASALA üyesi Levon Ekmekçiyan, Dargeçit davası, Nahide Opuz davası, LGBTİ+ davaları, Samatya cinayeti davası gibi olaylara ilişkin detaylı bilgiler paylaşarak, yaşananları ve dava süreçlerini anlattı. Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi imzalamadığını dile getiren Eren, böylelikle davalarda zaman aşımı nedeniyle cezasızlığın hedeflendiğine dikkat çekti.
‘İşledikleri suçları gizleme gereği bile duymuyorlar’
Türkiye’de “nefret suçu” diye bir suçun olmadığını, 122’inci maddede tanımlanan ayrımcılık suçunun olduğunun altını çizen Eren, Türkiye’nin ne kendi hukukunu ne de taraf olduğu uluslararası hukuk kurallarını çiğnediğini belirtti. Eren, Avrupa Birliği'nin de Türkiye’nin işlediği suçların yanı sıra taraf olmasına rağmen bu kuralları çiğnemesine sessiz kaldığını sözlerine ekledi. Eren, “Kendimi hiç bu dönemde olduğu kadar yalnız, çaresiz ve dayanıksız hissetmedim. 1990’larda da suç işliyorlardı ama inkar ediyorlardı. Ama şimdi işledikleri suçları gizleme gereği bile duymuyorlar. Öte yandan bazı kadın cinayetleri var ki sessiz kalınıyor. Ekin Van bütün uluslararası sözleşmelere aykırı şekilde katledildi ve çıplak bedeni teşhir edildi. Bu muhalefetin çifte standardını da ayrıca tartışmak gerekiyor” sözlerini kullandı.
‘Bu politikalar bir devlet geleneği olarak bu güne geldi’
Avukat Serhat Çakmak da, Bitlis merkeze bağlı Yukarı Ölek (Oleka Jor) köyünde bulunan Garzan Mezarlığı’nın yıkılarak, cenazelerin İstanbul’da Kilyos Mezarlığı’ndaki kaldırıma gömülmesi süreçlerinde yaşananları anlattı. Cenaze ve mezarlıklara saldırıların tekçi zihniyetin politikalarının bir parçası olduğunun altını çizen Serhat, cumhuriyet tarihi boyunca bu tür uygulamaların sıklıkla yaşandığını kaydederken, bu politikaların bir devlet geleneği olarak bu güne geldiğini belirtti. Serhat, ayrıca, 1990’lı yıllardan itibaren yaşamını yitiren PKK’lilerin cenazelerine yönelik uygulamaları örneklerle anlattı.
‘Bir soruşturmanın olmadığını düşünüyoruz’
Cenazelerin mezarlıklardan çıkarılmasının ortaya çıkması üzerine Bitlis Valiliği’nin tüm işlemlerin hukuka uygun bir şekilde gerçekleştiği yönündeki açıklamasını hatırlatan Serhat, şu değerlendirmelerde bulundu: “Yaşananlar üzerine Bitlis cumhuriyet Başsavcılığı’na gittik, bir soruşturma nedeniyle cenazelerin çıkarıldığını söyledi. Dosyanın içeriğine ilişkin bilgi vermedi. Ama biz bu işlemin idari bir tasarruf olduğunu düşündük. Elinde defin ruhsatı bulunan ailelere de haber verilmedi. Hiçbir şekilde bir soruşturmanın olmadığını düşünüyoruz. Çünkü ailelere bildirilmediğini gördük. Cenazeler çıkarılırken yetkililere de haber verilmedi. Cenaze ruhsatı olan ailelerin başvuruları ile cenazelerin İstanbul ATK’ye gönderildiğini öğrendik. Bu uygulamaların tamamı hukuka aykırı bir şekilde gerçekleşti. Bu nedenle ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunduk ama takipsizlik kararı verildi. Raporlama için gittiğimiz Kilyos’ta dehşet ile karşılaştık. Bunun için de suç duyurusunda bulunduk ama soruşturma izni verilmedi.”
‘Ölü bedenlere saygı insanlığın ortak bir değeridir’
Hukukçu Dr. Dilek Kurban ise ölü bedenlere saygı meselesinin ahlaki bir ilke olarak eski çağlardan beri var olan insanlığın ortak bir değeri olduğunu ifade etti. Ölüye işkenceye ilişkin uluslararası hukukta ciddi boşluklar olduğunu kaydeden Dilek, “Kızılhaç’ın kurallarına baktığımızda 112 ve 117’inci maddelerde düzenlemeler var. Çatışan tarafların ölüleri arama, tespit etme veya karşı tarafa iade, iade mümkün değilse defnetme, definin mensup olduğu dinin kurallarına göre defnetme yapılması, aileye haber verilmesi, maddi ve manevi tüm eşyalarının aileye teslim edilmesi gibi geniş tanımlama var” diye konuştu.
‘İnsan onuru sadece yaşarken mi var’
Cizre’de Taybet İnan’ın katledilmesi ve sonrasında günlerce cenazesinin yerlerde bırakılmasını anlatan Dilek, bunun bir suç olduğunu belirterek, ölü bedenlere işkence edilmesinin veya zarar verilmesinin yasaklanması gerektiğini vurguladı. Dilek, sözlerini, “İnsanların öldürülüş şekilleri de çoğu zaman yasalara aykırı olabiliyor. İşkence ile öldürme başlı başına yaşam hakkı ihlali. Devletin yaşam hakkını koruma yükümlüğü var. Ölülerin temel haklardan mahrum bırakılmaması gerekiyor. Kötü muamele yasağı ölü bedenler için geçerli değildir. İnsan onuru sadece yaşarken mi var” cümleleriyle sonlandırdı.
Soru cevap bölümünün ardından panel sona erdi.








