HDP Kadına Yönelik Şiddetin Araştırılması Komisyonu’ndan çekildi
- 16:35 30 Haziran 2021
- Güncel
ANKARA - Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Belirlenmesi Araştırma Komisyonu’ndan çekildiklerini belirten HDP'li milletvekilleri, "Kuruluş niyetinden işleyişine ve içeriğine kadar bu komisyon kadına yönelik şiddeti önlemek için değil, erkek şiddetini ve İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını meşrulaştırmak için kurulmuş bir komisyon olduğunu göstermiş oldu" dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) kadın milletvekilleri, Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Belirlenmesi Araştırma Komisyonu’ndan çekilme kararına ilişkin Meclis'te basın toplantısı düzenledi. Toplantıda, "Yaşamı Savunuyoruz, İstanbul Sözleşmesinden Vazgeçmiyoruz" ve İzmir HDP İl Örgütü binasına yönelik silahlı saldırıda katledilen Deniz Poyraz'ın olduğu fotoğraflar ve pankartlar yer aldığı toplantıda, geri çekilme kararına dair HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ve HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel konuştu.
'Komisyondan çekildik'
İlk olarak söz alan Filiz, HDP olarak bugüne kadar İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararından vazgeçilmesini zorlamak için Kadına Yönelik Şiddeti Araştırma Komisyonu’nda kalmayı seçtiklerini söyledi. Filiz devamında, "Aynı şekilde varlığımızın kadın örgütlerinin komisyona gelerek sözlerini söylemelerine fırsat sağlamasını istedik. Fakat gerek dün Danıştay’ın, hukuka aykırı olarak yürütmenin durdurulmasına ilişkin verdiği ret kararı ki aslında kararın 8’ini karşı görüş yazıları oluşturuyor, gerekse iktidarın bugüne kadar yürüttüğü siyaset, bu kararda ısrarcı olduklarını, yani İstanbul Sözleşmesi’nin iptalinden vazgeçmeyeceklerini gösterdi. Bu nedenle, bugün itibariyle Kadına Yönelik Şiddeti Araştırma Komisyonu’ndan çekilmiş bulunmaktayız. Ve burada, daha detaylı olarak komisyon işleyişine dair görüşlerimiz ve çekilme gerekçemizi sizlerle paylaşmak istiyoruz" dedi.
Filiz'in konuşmasından satır başları şöyle;
"İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı bu komisyonu şaibeli yaptı. Neden mi şaibeli yaptı? 20 Mart gecesi hukuksuzca ve tek bir adamın imzasıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına karşı, binlerce kadın aylardır sokaklarda. Hem de pandemiye ve polis şiddetine rağmen. Yine sosyal medyada her cenahtan milyonlarca kadın aylardır bu kararı tanımadığını söylüyor. Öyle ki kutuplaştırma politikaları dahi işe yaramıyor! Kadınlar en temel haklarının gaspı karşısında hep birlikte 'İstanbul Sözleşmesi yaşatır' diyorlar.
Danıştayın hukuk dışı kararı iktidarın sıkıştığı yerden kurtaramayacak
Evet, iktidar ne yaparsa yapsın kendi hanesini de saran tepkileri bastıramıyor. Polis şiddeti, protesto hakkını kullanan kadınlara açılan davalar, dezenformasyon, LGBTİ+ ’lara ve feministlere karşı nefret söylemleriyle harmanlanmış meşruiyet arayışları, mevcut kanunlar uygulanmazken yayınlanan göstermelik genelgeler... Aklımızla alay ediliyor adeta. Ulusal eylem planı hazırlıklarına çağrılmayan kadın örgütleri yarın 1 Temmuz’da açıklanacak ulusal eylem planında Erdoğan'ı alkışlamaya çağrılıyor. Fakat ne zorbalık, ne sembolizm, ne de Danıştay’ın hukuk dışı kararı iktidarı sıkıştığı yerden kurtaramayacak.
Komisyon çalışmalarına başlamadan şaibeli hale geldi
HDP olarak Mecliste olduğumuz ilk günden beri kadına yönelik şiddetin önlenmesi için Meclisi adım atmaya çağırdığımız sayısız girişimlerimiz var. Kanun teklifleri, araştırma önergeleri verdik. Nitekim ısrarlı çabalarımız sonucu tüm partilerin ortak kararıyla 27’nci dönemin başında Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu altında İstanbul Sözleşmesi’nin Etkin Uygulanması ve İzlenmesi Alt Komisyonu kuruldu. Bir buçuk sene çalıştık ama şimdi çekildiğimiz komisyonun yaptığı araştırmayı 1 buçuk sene boyunca yaptık ama hala komisyon raporu çıkmadı. Peki, sonra ne oldu? İktidar ortakları AKP ve MHP, birdenbire Meclis’in kadına yönelik şiddeti araştırması gerektiğine yeniden kani oldu. Ancak komisyonun muradının, şiddetin neden önlenmediğini araştırmak olmadığını çok iyi biliyoruz. Bu komisyon, daha çalışmalarına başlamadan şaibeli hale geldi! Çünkü komisyonun kurulduğu Meclis oturumundan tam 11 gün sonra bir gece yarısı rejiminin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeye karar verdiğini öğrendik.
Komisyona neden katıldık?
Peki, komisyona neden katıldık? Bizler, mücadeleci bir gelenekten geliyoruz. Her alanda olduğu gibi Meclis çatısı altında da mücadeleden hiçbir koşulda vazgeçmedik. Komisyonda iktidarın hiçbir zorlukla karşılaşmadan kadınların haklarını gasp etmesine de seyirci kalamazdık. Bu nedenle, 21 Nisan’da çalışmalarına başlayan Kadına Yönelik Şiddeti Araştırma Komisyonu’nda yer alarak, her fırsatta çekilme kararından geri dönülmesi yönünde Meclis iradesini göstermeye devam ettik. Kadınların bu hukuksuz çekilmeyi hiçbir şekilde kabul etmediğini ve sözleşmeden vazgeçmeyeceğimizi defalarca dile getirerek tarihe not düşmek için komisyona dahil olduk. Ve aynı zamanda, Danıştay kararındaki karşı oy yazılarında da belirtildiği gibi yetki ve usulde paralellik ilkesi gereği TBMM’nin uygun bulma kanunu ile yürürlüğe giren temel insan haklarına dair bir sözleşmeden Cumhurbaşkanı kararıyla çekilme kararının hukuksuzluğunu ifade ettik. En başından beri bunu savunduğumuz için de komisyonda bulunmayı tercih ettik. 'Biz çoğunluğuz, her dediğimizi yaparız' anlayışını ve ‘saray talimat veriyor bakanlar komisyonlar o talimatla hareket ediyor’ düzenini asla kabul etmediğimiz için de çekilme kararından vazgeçilmesi konusunda bugüne kadar mücadele ettik.
Nefret ve şiddeti körükleyen tutumda ısrarcı oldular
Tutanaklardan da görüleceği gibi her fırsatta şiddeti sonlandırmak için İstanbul Sözleşmesi’nin sunduğu yol haritasını anlatmaya, kadınların sesini komisyona taşımaya çalışarak, komisyonu müzakereye çağırdık. Komisyonda çoğunluğu oluşturan iktidar mensubu üyeler, ısrarla ve sabırla yaptığımız uyarıları, önerileri dikkate almadığı gibi kadına şiddeti ve ayrımcılığı besleyen, kavramların içini boşaltan, başka hak gasplarını meşru gören ve LGBTİ+'lara karşı nefret ve şiddeti körükleyen tutumda ısrarcı oldular.
Bu oyunda yokuz
Bakanlara, AKP’li üyelere, bürokratlara defalarca sormamıza rağmen, ilk imzacısı olmakla övündükleri İstanbul Sözleşmesi’nden neden çıkıldığını net bir cevapla almış değiliz. Bugün itibarıyla, milyonlarca kadının iradesinin hiçe sayılması karşısında komisyonda daha fazla yer almamız ne mümkün ne de doğru. Ankara’da, bu Meclis’ten bir adım ötede, 'İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz' diyen kadınların polis tarafından taciz edilip aşağılanmasına, dövülerek gözaltına alınmasına rıza gösterip, Meclis’te şiddete sıfır tolerans demenin riyadan başka bir anlamı yok. Öğrenciye, gazeteciye, LGBTİ+’ların boğazına basarak gözaltı yapmak rutin hale gelmişken, şiddet ve militarizm bu denli kışkırtılırken bu komisyonun toplum nezdinde hiçbir ikna ediciliği kalmamıştır. İzmir il binamıza düzenlenen saldırıda yitirdiğimiz Deniz Poyraz için bir başsağlığı dileme nezaketinin dahi gösterilmediği bir ortamdan ne kadınlar ne de toplumun tamamı için eşitlik, adalet ve özgürlük çıkabilir. 1 Temmuz’dan sonra bu komisyonun tek işlevi iktidarı düştüğü bataktan çıkarmaya çalışmak olacaktır. Evet, biz bu oyunda yokuz.
Eşitsizlikleri doğallaştırarak şiddet önlenemez
Komisyonlarda neler yaşadık? Bu komisyonda müzakere yoktu, demokratik teamüllere uyulmadı. Komisyonda asla bir müzakere ortamı tesis edilemedi. Komisyon başkanı daha ilk toplantıda fikrimizi nezaketen sorduğunu açıkça beyan etti. Toplantı tarihleri belirlenirken üyelerin fikri, diğer sorumlulukları dikkate alınmadı. İktidarın kendine 'neden şiddeti önleyemedik?' diye sormak yerine, ‘mış’ gibi yapmayı tercih ettiğini bir kez daha gördük. Eşitsizlikleri doğallaştırarak şiddet önlenemez. Şiddetin kaynağı erkek egemenliğidir. Gerek iktidar vekilleri gerekse bakanlar, bürokratlar şiddetin kaynağını doğru ifade etmekten kaçındılar. Daha da vahimi şiddeti önlemek bir yana sorunu daha da derinleştirecek akla ziyan önerilerde bulundular ve komisyon iktidarın kendi propagandasını yaptığı bir mecraya dönüştü.
Kadınları şiddete karşı savunmasız bırakacak öneriler getirildi
Komisyona gelen her kurumun ısrarla 'kadına yönelik şiddetle mücadelemiz çok iyi yürütülüyor, hiçbir eksiğimiz yok' minvalindeki açıklamaları, kurumların eksikliklerini, yanlış politikalarını perdelemek için kullandıkları bir araç haline geldi. Skandal önerilerde bulunuldu. Örneğin Adalet Bakanı’nın kadın hakim/savcı sayısındaki artışla övünmesinden bir gün sonra tamamı erkek yüksek yargı mensupları karşımıza dizildi ve çok ama çok tehlikeli öneriler yaptılar. 6284’ün kapsamının daraltılması, tedbir kararı için bilgi, belge istenmesi, boşanma davalarında arabuluculuk ve uzlaştırma, nafakanın sınırlandırılması gibi kadınları şiddete karşı savunmasız bırakacak öneriler getirildi.
.Tek tip aile düzenin kabul etmeyen kadınlara şiddeti reva mı göreceksiniz?
Komisyona katılan tüm bakanlar eleştirilere yanıt olarak ısrarlı takibin suç olarak düzenleneceğini söylemişti. 'Korkmayın, İstanbul Sözleşmesi olmasa da başka şeyler var' alınacağını belirtmesine rağmen teklife böyle bir madde koyulmadığını da gördük. Önümüzdeki günlerde Genel Kurula gelecek yargı paketinde de bazı suçların nitelikli hâllerinin arasına failin suçu boşandığı eşe karşı işlemesi de ekleniyor. Peki, kadın evli değilse veya fail resmi nikahlı eşi değilse ne olacak? İktidarın makbul kadın anlayışına uymayan, tek tip aile düzenini kabul etmeyen kadınlar için şiddeti reva mı göreceksiniz? Aynı şekilde, yargıdaki erkek egemen bakış açısı hesaba katıldığında çok tehlikeli bir başka düzenleme de cinsel istismar suçlarında somut delil aranması. Cinsel saldırı ve özellikle çocuklara yönelik istismar suçları bu düzenlemenin dışında tutulmalı. Bu hiç delil aranmasın demek değil! Bu suçlarda tutuklama için zaten delil aranıyor, deliller oluşturuluyor da! Mesela psikologlar, sosyal çalışmacılar çocuklarla çalışıyor, bulguları ortaya koyuyor ama hakimlerin gözünde bunlar delil kabul edilmiyor. Siz tutup da bu gibi vakalarda video, ses kaydı arayamazsınız. Bu suçlar zaten bu tip delillerin olmayacağı şekilde işleniyor. İşte bu düzenlemeyi öneren akıl, Komisyon toplantıları boyunca bir acil tedbir kanunu olan 6284’te de uzaklaştırma tedbirleri için delil belge istenmesini önerdi.
Konukları hizaya çekmeye çalıştılar
Tüm bu öneriler devletin mağduru koruma yükümlülüğü, kadının beyanının esas olması yani failin suçu işlemediğini ispat yükümlülüğü, çocuğun üstün yararı gibi en temel ilkelerin planlı bir şekilde erozyona uğratılmak istendiğini gösteriyor bizlere. Tam da bu yüzden komisyon başkanı ve iktidar vekilleri, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını eleştiren konukları sürekli hizaya çekmeye çalıştılar. Siirt Barosu’ndan gelen genç kadın avukat, kadın örgütlerinin hazırladığı OHAL döneminde KHK’larla kapatılan STK’ların yeniden açılması önerisini paylaştığında, başkanın açıkça mobbingine uğradı. ‘Siz burada teröre destek veriyorsunuz’ dedi. Bu, iktidarın herkesi terörle iltisaklı gösterme anlayışının komisyondaki açık ve net yansımasıydı. Katılımcıların ifade özgürlüklerini savunduğumuzda ise komisyon başkanı 'Milletten, vatandaştan, devletten, bayraktan, ezandan ayrılmayacaksınız ve o zaman millet sizi takdir edecek' deme cüretini gösterebildi. Bizi biata zorlamak dün de imkansızdı bugün de imkansızdır. Bunu bir kez daha ifade etmek isteriz.
STK temsilcilerinin dahi eleştiri hakkına tahammül edilmedi
Kendisinin 'yandaş' diye tanımlanabilecek boyutta AKP’li olduğunu ifade eden STK temsilcilerinin dahi eleştiri hakkına tahammül edilmedi. Çünkü AYSİT Başkanı Serpil Balat, İstanbul Sözleşmesi’ni savunduğu ve sözleşme karşıtı grupların yalan ve çarpıtmalarını çürüttüğü için iktidar vekillerinin tepkisini çekti. Çünkü iktidar, topluma ve muhalefete kulaklarını öyle bir tıkamış ki, artık eleştirilmenin ne demek olduğunu dahi unuttular. Komisyonda da aynı şekilde mevcut politikaları eleştiren konukları ve muhalefeti engelleme taktiği olarak ‘siyaset yapmayın, sorun siyaset üstü’ laflarına başvuruldu.
Kadına yönelik şiddet politiktir
Hayır! Nasıl ki 1987’de Dayağa Karşı Yürüyüşte ‘özel olan politiktir, özel olanın politikasını yapmamız lazım’ diyerek sokaklara çıktıysak şimdi de 'kadına yönelik şiddet politiktir' diyoruz. Çünkü şiddeti besleyen, iktidarın kutuplaştırıcı, ötekileştirici, militer, kadın düşmanı politikaları, cezasızlık rejimidir. İstanbul Sözleşmesi’nden sorgusuz sualsiz çekilme kararıdır. Politik olan ve kadınları şiddete karşı bırakandır.
Ardından konuşan HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel ise şunları söyledi:
“Komisyona davet edilen bakanlıklar ve devlet bürokratların neredeyse tamamı tarafından komisyon süresince şiddet aile içinde 'basit bir mesele' olarak tanımlandı. Kadınların, sokakta, işyerinde, partnerlerinden, eşleri dışındaki aile bireylerinden gördükleri şiddet yok ya da müstehak olarak görüldü. Kadın sığınaklarını artırmayı gündeme getirmeyenler, uzaklaştırma alan erkeklere misafirhane açılması talebinde bulundu. Bizler komisyonda şiddeti konuşurken ve önlenmesi için mücadele ederken ve ilgili bakanlıklara çağrılarda bulunurken, kadına şiddet ve kadın katliamları devam etti. Failler dışarıda elini kolunu sallayarak gezmeye devam etti. Gülistan Doku, İpek Er, Nadira Kadirova ve daha nice kadının faili hala serbest. Komisyonda, failleri aslında belli olan şüpheli kadın ölümlerinin akıbetine ilişkin sorduğumuz sorular bir kez daha yanıtsız bırakıldı. Üniformalı şiddeti, tacizi, tecavüzü ve cinayetleri hala devam ediyor. Ne yazık ki üniformalı faillerin cezasızlık zırhıyla nasıl korunduğuna bir kez daha şahit olduk.
Kelepçeleri kadınlara takıldığını gördük
Tüm bu olanlar yetmezmiş gibi bir de üstüne faillere 'haksız tahrik indirimleri' verilmeye devam etti. Komisyonda da boşanma davasının konusu olacak aldatmanın ağır tahrik olarak değerlendirildiği beyan edildi. Nitekim geçtiğimiz hafta İstinaf Mahkemesi, eski eşi Ayşe Tuba Arslan’ı başına satırla defalarca vurarak öldüren Yalçın Özalpay’a verilen müebbet hapis kararını 'haksız tahrik indirimi' uygulayarak bozdu. Kadınlar dışarıda İstanbul Sözleşmesi’ni savunurken, bu faillerden ve sorumlulardan hesap sorarken bizler, komisyonda elektronik kelepçe uygulamasından övgü ile bahsedenlerin, o kelepçeleri kadın özgürlük mücadelesi yürüten kadınlara taktığını gördük.
Erkeklerin failliğini perdelemeye çalıştılar
TİHEK, Diyanet Başkanlığı, Adalet Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, kimi medya kurumları ve komisyona katılan birçok resmi kurum erkek şiddetinin sebeplerini 'bireysel eksikliklere, psikolojik sorunlara' indirgenmeye çalıştı ve bu bağlamda yapılan öneriler ve çözümler de merhamet, şefkat duygusunun pekiştirilmesi gibi muğlak, eksik ve yanlış tanımlamalardan ibaret oldu. Erkeklerin failliğini perdelemeye çalışan, kadınlara yönelik nefretlerinin bireysel 'sevgisizlikten, saygısızlıktan, öfke kontrolsüzlüğünden' kaynaklandığını, çözüm olarak ise sevgi-saygı ortamının arttırılması, öfke kontrol eğitimlerinin yapılmasını önerdiler. Fakat öfkelerini kontrol edemeyen bu erkeklerin şiddetlerini 'neden sadece kadınlara' yönelttiklerini bir türlü açıklamadılar.
Erkek şiddeti tanımlamasını görmedik
Çoğu sunumda 'erkek şiddeti' tanımlamasını dahi görmedik, şiddet aile içinde bireylerin birbirine uyguladığı faili ve öznesi belli olmayan bir durummuş gibi aktarıldı. Kadınların kendi canlarını kurtarmak için yaptıkları öz savunmayı, erkekler tarafından uygulanan şiddetle aynı kefeye koyan yaklaşımlar kendini sıklıkla tekrar etti. Şiddeti sadece aile içerisinde tanımlayanların birçoğu kadının değil, ailenin korunması gerektiğini ısrarla belirttiler. Şiddetin sadece ailede yaşanmadığı, aksine aile kurumunun bu kadar 'kutsallaştırılması' ile çoğu kadının şiddete razı kılınmak istenmesi görmezlikten gelindi.
TİHEK Başkanı Süleyman Arslan şiddet uygulayan erkeği mağdur ilan etti
Kadına yönelik şiddet doğrudan bir cinsi hedef alan, bin yıllardır inşa edilen bir sistem sorunudur ve bunun adı erkek egemenliğidir. Bu egemenlik kodları yıkılmadan, kadına yönelik şiddetin bitmesi maalesef ki mümkün değil. Tüm uyarılarımıza rağmen ısrarla davet edilen TİHEK Başkanı Süleyman Arslan’ın şiddet uygulayan erkeği mağdur ilan ettiğini, çocuk yaşta evliliği savunduğunu, şiddeti önlemeye yönelik tedbirlerin sadece nikahlı çiftler arasında uygulanmasını önerdi.
SADAT’ın psikolojik savaş danışmanlığını yapmış Nevzat Tarhan’a teşekkür edildi
Komisyona davet edilen Nevzat Tarhan’ın; kendisinin yazdığı ve komisyonda dağıtılan 'Kadın Psikolojisi' isimli kitabın neredeyse her cümlesinde ve yine yaptığı sunumda toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren, şiddeti meşrulaştıran, kadını, erkek egemen zihniyetin tahakkümü karşısında güçsüz ve çaresiz gösteren skandal ifadeler kullandığını gördük. Toplumsal cinsiyet eşitliğini aileye tehdit olarak gören, kadın-erkek eşitliğine inanmadığını dile getiren, adı birçok şaibeye karışmış, militarist bir örgütlenme olan SADAT’ın psikolojik savaş danışmanlığını yapmış Nevzat Tarhan’a da hakeza teşekkür edildi.
Sonuç olarak biz bu komisyonda İstanbul Sözleşmesi’nin kadına yönelik şiddetle mücadele için çizdiği yol haritasını yok sayıp, Amerika’yı yeniden keşfe çıkarken kadınlar öldürülmeye devam etti. Sokak ortasında eşi tarafından silahla vurularak öldürülen Yemen Akoda’nın kızının '50 kere şikâyet ettik 50 kere, hepinizin Allah belasını versin' haykırışı her daim kulaklarımızda çınlayacak.
Komisyon erkek şiddetini meşrulaştırmak için kurulmuş bir komisyondur
Komisyondan neden çekiliyoruz? Kuruluş niyetinden işleyişine ve içeriğine kadar bu komisyon kadına yönelik şiddeti önlemek için değil, erkek şiddetini ve İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını meşrulaştırmak için kurulmuş bir komisyon olduğunu göstermiş oldu. Komisyon, hukuksuzluğa, eşitsizliğe kılıf yaratma, bu kılıfı yasal göstermeye çalışma politikalarının bir parçası olarak işliyor şu an. Komisyonda yapılan her itiraza her soruya gösterilen tavır demokratik bir kültürü değil, baskıcı bir kültürü temsil etmektedir.
İktidar üyeleri skandal ifadelere müdahale etmedi
Baskının boy gösterdiği, tartışmanın dahi önünün kesildiği bir komisyondan kadına yönelik şiddeti önlemek için bir karar çıkmayacağı aşikardır. Komisyonda birçok skandal ifade ve öneri yer almasına rağmen, iktidar üyelerinin hiçbir itiraz göstermemesi, bizlerin itirazlarının ise sürekli bastırılmaya çalışılması ve her sözümüze müdahale edilmesi, bu suç ifadelerinin benimsenmesi, iktidarın kadına yönelik şiddet politikalarını komisyon aracılığıyla aklamaya çalıştığını gösteriyor. 1 Temmuz itibari ile Türkiye İstanbul Sözleşmesi’nden 'şimdilik' çekilmiş olacak. iktidarın ve yargının kadınlara yönelik işlediği suçlara bir yenisi eklenmiş olacak. Danıştay’ın dün verdiği karar da bunun göstergesidir. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilsek de ulusal yasalarımız var diyerek çekilme kararını meşrulaştırmaya çalışanların, yürürlüğe girme tarihinin üzerinden 9 sene geçmesine rağmen 6284 Sayılı kanunu içselleştiremediği çok açık. Tam da bu yüzden 6284’ün de kaldırılmasından endişe duyan kadınlar 6284’ün korunması gerektiğini defalarca ifade etti ve kanunu komisyondaki vekillere emanet etti.
Kazanımlarımızın erkek egemenliğine teslim edilmesi kabul edilemez
İktidarın kadın düşmanı zihniyetinin komisyon aracılığı ile şiddet alanında bir politikaya dönüştürülmesi çabası ne bizler ne kadınlar açısından kabul edilemez. Yıllardır mücadele ederek elde ettiğimiz kazanımlarımızın bu şekilde yok edilmeye, silikleştirilmeye, erkek egemenliğine teslim edilmesi kabul edilemez. Bizler bu komisyondan çekildik, ancak kadın mücadelemiz her nerede olursa olsun devam edecek.
Şiddetsiz hayatlar kurmak için çabalayanlarız
İktidarlar ve aslında makamların çoğunu tutmuş erkekler, sürekli kadına yönelik şiddetle mücadelenin esas öznesi olduklarını tekrarlayıp duruyorlar. Bu en hafif tabirle tarihi çarpıtmak demek! Komisyonda da defalarca dile getirdiğimiz gibi, bu mücadelenin esas öznesi, evde kocanın, işyerinde patronun şiddetine karşı karakolların, adliyelerin kapılarını aşındıran, 'evinden başka yerde yapamazsın, kocandır anlayış göster' diyenlere rağmen hayatlarını değiştirmek için çabalayan, dayanışma ağları ören, sokaklarda hakları ve kazanımları için mücadele eden kadınlardır. Evet bu mücadelenin esas öznesi biz kadınlarız. Şiddetsiz hayatlar kurmak için çabalayan ve bu yolda birbirimize sahip çıkanlarız biz.
Tek bir adamın imzası bizi İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçirmeyecek
Biz kadınlar tüm kazanımlarımız iğneyle kuyu kazar gibi mücadele ederek elde ettik. Komisyonda AKP’li bir vekil 'kelimelere takılmayalım verdik-aldık çok da farkı yok' diyordu. Bunu asla kabul etmiyoruz, haklarımızı bize bağışladığını zanneden bu iktidar aklına, asla biat etmiyoruz. Kadın mücadelemiz dün başlamadı ve yarın bitmeyecek. Var olan haklarımızın hepsini de bu mücadele ile kazandık. Bu mücadeleyi ev ev sokak sokak yaşamın her köşesinde ördük. Bundan sonra da aynı şekilde devam edeceğiz. Hiçbir kazanımımızdan şimdiye kadar vazgeçmedik, bundan sonra da vazgeçmeyeceğiz. Tek bir adamın imzası bizi ne İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçirir ne de bu mücadeleden.
Kazanımlarımız için mücadele etmeye devam edeceğiz
Koruma kararlarının neden uygulanmadığını, elektronik kelepçelerin neden uygulanmadığını, sığınakların neden açılmadığını, 6284’ün neden etkili uygulanmadığını, neden 'iyi hal indirimleri', 'tahrik indirimleriyle' erkeklerin korunduğunu sormaya devam edeceğiz. Bugün, yarın ve her gün tüm haklarımız ve kazanımlarımız için, her türlü şiddeti önlemek için, cinsiyet eşitliğinin gerçek olduğu bir yaşamı inşa edebilmek için Kadın Meclisimiz ile kadın kurumları ile şiddete karşı hayır diyen bütün kadınlar ile beraber mücadele etmeye devam edeceğiz.”








