DTK Sağlık Meclisi: Deniz Poyraz’ın hedef alınması tesadüf değildir
- 12:17 3 Temmuz 2021
- Güncel
DİYARBAKIR – DTK Sağlık Meclisi, pandemi ve genel sürece ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, Abdullah Öcalan üzerindeki tecride dikkat çekerek, Deniz Poyraz’ın katledilmesinin ise tesadüf olmadığının, bilinçli olduğunun altını çizdi.
Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Sağlık Meclisi, pandemi ve genel siyasi sürece ilişkin yazılı basın açıklaması yayınladı. Açıklamada küresel bir sağlık krizi halini çok kısa bir sürede alan koronavirus pandemisinin etkisini devam ettirmekte olduğuna değinildi. Dünya genelinde en az 4 milyona yakın kişinin bu virüsten dolayı hayatını kaybettiğinin belirtildiği açıklamada, her gün binlerce insanın da hastalandığına dikkat çekildi.
Açıklamada bununla beraber aşılama çalışmalarının ise küresel olarak eşitsiz bir şekilde sürdürülmekte olduğuna değinilerek, bölgede de aşılanma oranının yüzde 20’lerle halen diğer bölgelere göre düşük devam ettiğini belirtildi. Açıklamada, “Başta bölge halkının devlet politikalarına güvensizliği, anadilde sağlık hizmetlerinin olmaması ve resmî otoritenin aşıyla ilgili tutarsız ve sürekli değişen söylemleri bu oranların düşük olmasında etken olmaktadır. Aşıya yönelik patentin kaldırılması gündemi ise kısa sürmüş ve tüm dünya halklarının aşıya eşit ve ücretsiz ulaşımının önü açılmamıştır. Oysaki kapitalizmin tüm insanlık ve doğa değerlerini talanı sonucu oluşmuş küresel anlamda herkesi etkileyen bir hastalığın, klinik aşamaları binlerce insan üzerinde denenen, toplumdan alınan vergilerle toplanan milyarlarca lirayla finanse edilen aşısı da insanlığın ortak emeği, değeri olarak görülmeli ve her bir kişiye rahatlıkla ulaşabilmelidir” denildi.
Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:
“Pandemiye yönelik alınan göstermelik önlemler ise yaz aylarının gelmesi yani turizm mevsiminin başlamasıyla bir anda kaldırılmakta ancak tüm pandemi sürecinde olduğu gibi demokratik eylem ve etkinliklere engel olarak kullanılmaya devam etmektedir. Bu yönüyle pandemi tüm toplum üzerindeki tecridin yeni bir boyutu olmuştur. Bir insanlık suçu olarak tecrit koşulları her geçen gün bilinçli bir politika olarak ve daha da derinleştirilerek uygulanıyor. Ve bu derinleştirme süreci devletin kendi iç işleyişi ve uluslararası politika ile yakından bağlantılı bir şekilde devam ediyor. Kürt halk önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın şahsı üzerinde yürütülen bu özel savaş rejim biçimi başta Kürt halkı olmak üzere tüm toplumun tecrit altında tutulmasıdır. İmralı’da uygulanan gazete, kitap vs kısıtlamalarına baktığımızda zamanla diğer cezaevlerine de uygulandığını yine kameralarla 24 saat izleme uygulamasının bugün mobeselerle herkesi takip etme şeklinde kendini gösterdiğini, sosyal medya hesaplarının kullanımı, kişisel verilerin paylaşımıyla ilgili yasal düzenlemelerin bir bütün olarak toplumu sınırlamalarla kontrol altında tutma yöntemi olduğu söylenebilir.
Sistem tamamen gözden geçirilmeli
Bugün en az 107 cezaevinde binlerce tutsak başta Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit olmak üzere cezaevindeki hukuksuz uygulamalar ve hasta tutsakların sağlık hakkı için açlık grevindeler. Bilindiği gibi ağustos 2020’de Avrupa Konseyine bağlı İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) 2019 yılında İmralı cezaevine yaptığı ziyarete ilişkin açıkladığı raporda 2016’dan bu yana iyileşme olmadığı belirtilerek cezaevindeki sisteminin ‘tamamen gözden geçirilmesi’ gerektiğini vurguladı. CPT, ‘Sonuç olarak tutuklular, çoğu zaman tecride tabi tutuluyorlar’ dedi. Bu tecrit durumunun haftada 168 saatten 159’unu kapsadığı belirtildi. Yani ‘bu sistem tamamen gözden geçirilmeli’ dedi.
Cezaevlerinde 44 kişi yaşamını yitirmiştir
Diğer yandan pandemi bahanesiyle cezaevlerinde siyasi tutsaklara yönelik tecrit, işkence ve kötü muamele artmış, salgına ilişkin önlemler son derece yetersiz kalmıştır. Hasta tutuklular tedavi haklarından yararlanamamış keyfi disiplin ve ağır hasta tutsakların tahliye edilmeyerek ölüme terk edilmesi gibi uygulamalar da artmıştır. Ayrıca ayrımcı infaz düzenlemesinden sonra cezaevlerinde en az 44 kişi covid 19 salgını ve diğer hastalıklar yüzünden yaşamını yitirmiştir. Açlık grevleri izleme komisyonlarının raporlarına göre tutsakların sağlık durumuna yönelik ciddi sorunlar yaşanabileceği bildirilmiştir. DTK sağlık meclisi olarak Kürt halk önderi üzerindeki tecridin politik, siyasi, hukuki çıkmazların esas kaynağı olduğunu; hükümet yetkililerinin bir an önce harekete geçmesi gerektiğini toplumsal sağlığın önündeki tehdidin ortadan kaldırılması için girişimde bulunulması aksi durumda açlık grevindeki tutsaklar açısından ciddi sağlık sorunlarının yaşanacağını belirtmek isteriz. Bu açmazdan vazgeçilmelidir.
Ulusal birliğin önemi gözler önüne serilmiştir
Öte yandan Kürt halkının özgür geleceği için ulusal birlik gelişmesi adına yürütülen çalışmalar Kürt halkı için olmazsa olmaz niteliğindedir. Hatırlayacağımız üzere ilkinin 2011’de Amed’de yapılan konferans ile ulusal birlik için tartışmalar yürütülmüştü. 2013 yılına kadar konferanslar devam etmiş olup Kürt halk önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın çağrısı ile çalıştaylara dönüşmüştür. Çalıştaylar sonucu 600 delegelik bir kongre kararı alınmıştır. Güney Kürdistan’dan birkaç partinin kongre çalışmalarını sekteye uğratma çabaları sonucu kongre işleyişi ve ulusal birlik çalışmaları aksamasına yol açmıştır. İçinden geçtiğimiz bu kritik süreç ulusal çalışmalarının ve ulusal birliğin Kürt halkının özgür bir geleceği için ne kadar önemli ve gerekli olduğunu bir kez daha gözler sermiştir. Bu noktada tüm Kürt siyasi parti ve hareketlerini ulusal birliği gerçekleştirmede rol almaya, Kürt halkının özgür geleceği için birlikte durmaya çağırıyoruz.
HDP legal siyasetin dışına itilmek istenmektedir
7 haziran 2015 seçimlerinden sonra tamamen güvenlikçi politikaların masaya yatırıldığı, Kürt sorununda savaşın dayatıldığı, müzakere yerine şiddetin ana politik argüman olduğu bir sürece doğrudan geçilmiştir. Sosyal bir kırım hali yaşatılmak iştenmiş ve onlarca muhalif medya, basın yayın organı, kadın kurumu kapatılmış ve KHK’lerle binlerce insan hukuksuzca işinden atılmıştır. AKP’ye kaybettiren HDP’nin her gün televizyon ekranlarında hedef gösterilmesi, HDP’yi yasal bir parti statüsünden çıkarma ve gerçekleşebilecek saldırılara meşru zemin yaratma politikaları uygulanmıştır. Varlığını demokrasi mücadelesi veren tüm kesimleri sindirmek, susturmak ve yok etmek üzerine kuran AKP-MHP faşist bloğu, Kobanê davasıyla HDP’yi kapatmak ve üyelerine siyaset yapma yasağı getirerek legal siyaset alanı dışına itmek istemektedir.
Deniz Poyraz’ın hedef seçilmesi bilinçlidir
HDP‘ye karşı yürütülen politikalar en son İzmir’de HDP il binasında Deniz Poyrazın katledilmesiyle sonuçlanmıştır. Kadın, Kürt ve muhalif kimliğiyle Deniz Poyraz’ın hedef seçilmesi tesadüf değil bilinçlidir. Ayrıca tetikçinin profili, saldırı sonrasında polisin babaç tavrı katliamın kimler tarafından organize edildiğini gösterir durumdadır. Deniz Poyraz’ın İstanbul Sözleşmesi pankartının arkasında katledilmesi ise sözleşmenin feshinin gündem olduğu bugünlerde önemine ayrıca dikkat çekmiştir. Sadece 2021 yılının ilk altı ayında onlarca kadın katledilmiş ancak hala da Sözleşme’ye yönelik iktidarın gerici tutumu değişmemiştir. Milyonlarca kadının yaşam hakkını ilgilendiren ve uzun yıllar mücadeleyle, bedellerle elde edilen bir kazanımdan bir gece yarısı tek bir kişinin kararıyla vazgeçilmesi beklenemez.
Kadın mücadelesi evrenselleşmiştir
Ki bugün artık kadın mücadelesi evrenselleşmiştir. Güney Amerika’daki kadın mücadelesine -eylemine Ortadoğu’dan kadınlar cevap verebilmekte mücadele ortaklaştırılabilmektedir. Aynı şekilde dünyanın neresinde olursa olsun bu paylaşım-ortaklaşma sağlanabilmektedir. Bu gücün bilincinde olan iktidarlar da kadın mücadelesi özelinde politikalarla saldırılarını baskılarını arttırmaktadır. Tüm bu faşist, soykırımcı politikalara karşı demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü yaşam paradigması toplum özgürlüğünü sağlayacaktır. Kapitalist modernitenin doymak bilmeyen tüketim hırsına ve ekolojik yıkımına, doğayı talanına karşı tarihsel, kültürel, sosyolojik, politik, felsefi, ekonomik ve ahlaki temelde demokratik modernitenin inşasıyla yeni bir yaşamın mümkün olduğu aşikardır.
Aşı çağrısı
Bilgi ve bilimin tekelleştirilmesi yerine sağlığın toplumsallaştığı, koruyucu önleyici sağlığa öncelik verildiği, toplumsal dayanışmanın ve şeffaflığın esas olduğu bir sağlık politikasıyla sağlıklı olma hali mümkündür. DTK sağlık meclisi olarak koruyucu sağlık uygulaması olan aşının önemine ayrıca dikkat çekmek istiyoruz. Salgın hastalıkları kontrol altına almanın en etkili yollarından biri olan aşı hem bireysel hem de toplumsal koruyuculuğu ve sağlıkta öz savunmayı sağlayan, yıllardır uygulanmakta olan bir yöntem. Bu anlamda bizler halkımıza hem kendi sağlıkları için hem de toplum sağlığına katkı sunmak için aşı olmaları çağrısında bulunuyoruz.”







