‘İmralı tecrit sistemi işkence sistemi oldu’
- 14:03 3 Temmuz 2021
- Güncel
MERSİN - HDP Mersin il örgütü tarafından düzenlenen “Tecrit insanlık suçudur” konulu panelde İmralı tecrit sisteminin işkence sistemine dönüştüğüne işaret edilerek, Abdullah Öcalan’ın sesinin tüm topluma ulaşması gerektiğine vurgu yapıldı.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mersin İl Örgütü, parti binasında “Tecrit insanlık suçudur” konulu panel düzenledi. Panelin yapıldığı salona, “Tecrit insanlık suçudur”, “Bijî berxwedana zindana”, “Herkes için hak hukuk adalet” ve “Yargılanan değil yargılayanız” pankartları ile İzmir’de HDP’nin parti binasında katledilen Deniz Poyraz’ın fotoğrafı asıldı. Moderatörlüğünü HDP Parti Meclisi (PM) üyesi Erhan Basut’un yaptığı panele, HDP Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan ve Asrın Hukuk Bürosu avukatı Serbay Köklü konuşmacı olarak katıldı. Panele, Tevgera Jînen Azad (TJA) üyelerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Panelde ilk olarak konuşan Serbay Köklü, 25 Mart’tan beri Abdullah Öcalan’dan haber alamadıklarını belirterek, “Sayın Öcalan’ın sağlığıyla ilgili bir bilgimiz yok ve kaygılarımız da sürüyor. Avukatlar en son 7 Ağustos 2019 tarihinde görüştü. İmralı’da 22 yıldır süren tecride karşı Sayın Öcalan direniyor. Sayın Öcalan’ın hukuki olarak güvencesi yok. Sayın Öcalan’a disiplin cezaları verilmiş ve İmralı’daki diğer mahpuslar ile görüştürülmüyor. Gönderdiğimiz mektuplardan ve dilekçelerimizin ulaşıp ulaşmadığına dair hiçbirinden haberimiz yok. Öcalan Kürtleri uyandırdığından dolayı uluslararası güçler rahatsız oldu. Bundan kaynaklı da bu güçler tarafından 9 Ekim 1998’de uluslararası komplo devreye konuldu. Bu tarihten sonra uluslararası güçler Sayın Öcalan’ı fiziki olarak tasfiye etmek istedi. Ancak, Sayın Öcalan’ın sezgileri ve deneyimi bu süreci boşa çıkardı” dedi.
‘Tecrit sistemi işkence sistemi oldu’
Serbay, Abdullah Öcalan’ın 1999 yılından 2009 yılına kadar tek pencereli bir hücrede tek başına tutulduğunu hatırlatarak, Abdullah Öcalan’ın hücreye aldırılmak istendiğine işaret etti. Abdullah Öcalan’ın 10 yıl boyunca bir adada ve odada dış dünyayla bağlantısının kesildiğini ifade eden Serbay, “2009 yılından sonra da 5 arkadaş İmralı’ya gönderildi. Öcalan Kürt sorununa ilişkin çözüm perspektifi geliştirdiği için 2009 yılından sonra 244 gün boyunca yeniden hücreye alındı. Bu süre zarfında kitapları alındı ve sadece beyaz bir odada bırakıldı. Öcalan 2011 yılında savunmasını güncelledi. Öcalan 2011 yılından bugüne kadar avukatlarıyla sadece 5 kez görüşebildi. Dünyada bunun başka bir örneği yok. İmralı tecrit sistemi işkence sistemi oldu. AİHM de bu rejimin işkence rejimi olduğunu ortaya koydu” diye belirtti.
‘İmralı sistemi farklı bir boyuta taşındı’
Serbay devamında şunları söyledi: “Öcalan 5 Nisan 2015’ten beri dış dünyayla bağlantısı kesildi ve uygulanan tecrit de mutlaklaştırıldı. DTK Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde 8 Kasım 2018’de başlatılan ve 200 gün sonra da Öcalan’ın çağrısıyla sonlandırılan açlık grevi sonucu avukatlar Öcalan ile görüşebildi. 8 yıl sonra ilk kez avukatlar 2019’da avukatlar Sayın Öcalan ile görüşebildi. Görüşmenin yapıldığı gün ABD-Türkiye heyeti de Kuzey Suriye için bir araya geldi. Sayın Öcalan, bu görüşmede ‘Ben bu sorunu bir hafta çözerim” demesi üzerine avukatlar ile bir kez daha görüşme gerçekleşmedi. İmralı tecrit sistemi işkence sistemidir. Uygulanan sistem de bir kişiye özgü bir sistem değil. Sayın Öcalan kendi şahsında Kürt halkının geleceğini birleştirmiş. İmralı’ya yapılan her müdahale Kürt halkına ve Türkiye’ye yapılıyor. Onun için İmralı sistemi Türkiye sistemidir. İmralı tecrit siyaseti aşılmadan Kürtlerin özgür ve demokratik bir yaşama kavuşması mümkün değil, Türkiye’nin demokratik olması mümkün değildir. Disiplin cezalarıyla birlikte Ekim ayında Kobanê davası, sonrasında sınır ötesi operasyonları, HDP’nin kapatılması ve insanların katledilmesi devreye konuldu. İmralı sistemi farklı bir boyuta taşındı.”
‘Öcalan’ın sesinin topluma ulaşması gerekiyor’
Fatma Kurtulan ise tecridin Şark Islahat Fermanı’nın güncellenmiş hali olduğunu söyleyerek ve mezarlıkların tahrip edilmesini örnek göstererek, “Neden mezarlara saldırı yapılıyor? Çünkü, bir halkın hafızasını silmek istiyorlar. Komplovari yöntemler ile mezarlıklar imha ediliyor. Türkiye’de yargı bağımsızlığı yok. Yargı, ilk olarak İmralı Adası’nda katledildi. İmralı Adası’ndaki uygulamalar keyfidir. Tecrit kalkmadan Türkiye’ye asla demokrasi gelmez. Öcalan’ın 4 parçada yaratmış olduğu barış umudunu emperyal güçleri rahatsız etti. Bundan kaynaklı da tecridin devreye konulduğunu söyledi. Rojava’daki model, tüm dünyayı etkilemiş durumda. Kadınların öncülüğünde halkların devriminin mimarı Sayın Öcalan’dır. Sayın Öcalan toplumla buluşması engelleniyor. Bu stratejinin daha fazla topluma ulaşmasını istenilmiyor. Rojava devrimi, kadınlar için önemli bir devrimdir. Bundan dolayı da Sayın Öcalan’ın sesinin topluma ulaşması engelleniyor” diye kaydetti.
‘O kapı açılmalıdır’
Fatma, tecridin savaş politikalarında ısrar etmek olduğunun altını çizerek, “Kürtler ve tüm halklar nefessiz bırakılmak isteniyor. Tecridi kaldırmaktan başka şansımız yok. İmralı tecridi tüm cezaevlerine yayılmış durumda. Türkiye’de yasa masa artık kalmamıştır. Bundan sonraki süreçlerde yapmamız gereken HDP olarak tecridi gündemimize alarak, tecridin kalkması için seferber olmamız lazım. O kapı mutlaka açılmalıdır. Bizim böyle görev ve sorumluluklarımız var” diye konuştu.
Panel, soru ve cevap bölümüyle son buldu







