‘Tecridin sağlık sonuçları itibariyle işkence olduğu açıktır’

  • 09:04 7 Temmuz 2021
  • Güncel
ANKARA - Cezaevlerinde pandemi ile birlikte daha fazla artan hak ihlallerine ve tecride karşı başlatılan açlık grevi sürerken, tutsakların yaşadıkları sorunlara ilişkin konuşan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, grevin sağlık boyutuna işaret etti: “Tecridin sağlık sonuçları itibariyle işkence olduğu açıktır.” 
 
Çin’in Wuhan kentinde 2019 Aralık ayında ortaya çıkan ve tüm dünyaya yayılan koronavirüs (Covid-19) nedeniyle 4 milyonu aşkın insan yaşamını yitirdi. Koronavirüs, aynı zamanda birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de baskıyı artırmanın bir aracı haline dönüştü. Baskının en derin yaşandığı yerlerin başında ise cezaevleri geliyor. 2020’de başlayan Covid-19 kısıtlamaları kapsamında cezaevlerinde açık ve kapalı görüşler yasaklanmış, bir süre sonra ise kapalı görüşler serbest bırakılmıştı. Ancak, dönem dönem iktidarın duyurduğu “normalleşme adımları” cezaevlerindeki yasakları etkilemedi. Bunun yanında tutsakları koruma önlemleri de alınmadı. Ayrıca yine 2020 yılında pandemi gerekçesiyle çıkarılan infaz paketi ile aralarında şiddet faillerinin de olduğu çok sayıda adli tutuklu serbest bırakılırken, yasadan siyasi tutsaklar yararlandırılmadı.
 
Cezaevlerinde pandemide artan baskılara ve PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik ağırlaştırılmış tecride karşı başlatılan açlık grevleri ise 223’üncü gününde. Direniş 7 ayı aşarken, tutsakların süresiz-dönüşümlü olarak sürdürdüğü eylemde sağlık sorunları da artıyor.
 
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, cezaevlerinde var olan ve pandemi ile birlikte artan sağlık sorunlarına dikkat çekti. 
 
'Cezaevleri bu ülkenin kanayan yarası'
 
Geçtiğimiz günlerde yapılan kabine toplantısının ardından sonra yapılan açıklamayla beraber 1 Temmuz'dan itibaren "normalleşme" sürecinin başladığını söyleyen Şebnem, ancak söz konusu normalleşmenin cezaevlerinde gerçekleşmediğine işaret etti. Pandemi sürecinde cezaevlerinin doluluk oranından kaynaklı TTB olarak, cezaevlerinde aşılamanın hemen yapılması çağrısında bulunduklarını belirten Şebnem, "Son dönemde açlık grevleriyle beraber bu risk daha da büyüyor. Bizlere cezaevinden doğru sağlık sorunları ile ilgili bilgiler de geliyor. Bazen bir koğuşun tamamı hastalanabiliyor. Bu önlemlerin alınması gibi açlık grevinde olanların da güçlendirici, bağışıklık sisteminin azalmasını engelleyen birtakım adımlar da atılması gerekiyor ama cezaevleri bu ülkenin kanayan yarasıdır” dedi. 
 
'Başka mekanizmalar yok'
 
AKP'nin iktidara geldiğinden bu yana cezaevlerinin başka boyutları olduğunu söyleyen Şebnem, bu süre zarfında sağlık meslek örgütleri olarak, açlık grevlerine ilişkin müzakerelere katıldıklarını ve grevde olanların taleplerini hükümete iletme gibi bir sorumluluk üstlendiklerini dile getirdi. Şebnem, "Ama AKP iktidarı ne yazık ki hiçbir şekilde bu iletişimi kurmamıza olanak vermiyor. Bizlere izin vermediği gibi açlık grevinde olanlar için zorla müdahaleyi meşrulaştıran birtakım düzenlemeler de yaptı. Aslında tüm hakların ihlal edildiği koşullarda insanların başka hiçbir seçeneği kalmadığı düşüncesiyle açlık grevi yapıyor olması haklarını talep etmek adına zaten çok ciddi bir sorun. Çünkü haklarını arayabilecekleri başka mekanizmaların devrede olması gerekir ama böyle bir şey yok" diye belirtti. 
 
‘Peş peşe insanlar işkencelerden geçiyor'
 
AKP'nin "İnsan Hakları Eylem Planı'na" atıfta bulunan Şebnem, bu planı "insan Hakları İhlal Eylem Planı" olarak tanımladı. Bunun nedenini de "Peş peşe insanlar öldürülüyor ve işkencelerden geçiyor" diyerek açıklayan Şebnem, "Evet cezaevleri ile ilgili sorunlarımız var. Cezaevlerindeki sorunları mahpusların bize yazdıkları mektuplardan, yakınlarının zaman zaman görüş sonrası ilettiklerinden ya da avukatlardan elde edebiliyoruz. Biz hekim örgütü olarak sağlıklarıyla ilgili bir değerlendirmeyi yapabilme olanağımız ortadan kalkıyor" sözlerini kullandı. 
 
'Aşılama tamamlanmadığı için cezaevleri hala riskli'
 
Toplumsal bağışıklık olmadan aşının da bir anlam ifade etmediğini vurgulayan Şebnem, toplumun yüzde 70’i aşı yaptırana kadar önlemlere devam edilmesi gerekliliği üzerinde durdu. Şebnem, cezaevlerindeki aşı durumuna ilişkin ise şu bilgileri paylaştı: “Ama bu önlemler cezaevinde işkenceye boyutuna evrilmiş durumda. Mesela kapalı görüşler pandemi başında tümüyle ortadan kaldırıldı. Oysa kapalı görüşler zaten cam arkasından oluyor ve risk oluşturmuyor. Ama iktidar, buna uygun önlemler almak yerine, kapalı görüşleri tümüyle ortadan kaldırıp yasaklamayı en kolay yol olarak başından beri benimsiyor. Şimdi de benzer bir durum var. Aşılama tüm gelen ailelerde tamamlanmadığı için cezaevleri ve açlık grevinde olanlar için bir risk barındırıyor. Ama bunu işkence yöntemi olarak kullanmaları da ayrıca bir sorun olduğunu da biliyoruz.”
 
‘ATK raporları dikkate alınmıyor'
 
Cezaevlerini ziyaret eden avukatların TTB’ye başvurduğunu ifade eden Şebnem, tutsakların tıbbi durumlarına dair raporları değerlendirdiklerini belirtti. Şebnem, “Yargı ne bu raporları ne de adli tıp kurumlarının raporlarını çoğu kez dikkate almıyor. Biliyorsunuz bir yasal düzenleme de yapılmıştı. Cezaevleri de bu yasal düzenlemeler içerisinde yer alıyordu. Yasal düzenlemelerde savcılığa verilen yetkide savcılık, 'toplum için tehlikeli' diye değerlendirdiği kişilerin sağlık durumunun raporunu yok sayıp içerde tutmaya devam ediyor. 80 küsür yaşındaki insanı hastaneye getirip, götürme işkencesi bir yana, hala içerde tutuyor olmaları da bunun bir göstergesi” dedi.
 
'Tecrit bir işkencedir'
 
Pandeminin de devam ettiği bu süreçte cezaevlerinde açlık grevinde olan siyasi tutsakların ihtiyacı olan sağlık ve hijyen konusundaki temel malzemelerin temin edilmesi gerektiğini dile getiren Şebnem son olarak şöyle konuştu: "Cezaevlerinin kalabalık olduğunu biliyoruz, mesafeyi koruyamadıkları koşullar olduğunu da biliyoruz ki bu çok önemli. Ayrıca mahpusların açlık grevine girme gerekçelerini mutlaka iktidarın değerlendirmesi gerekiyor. Başından beri tecridin işkence olduğunu söyledik. Tecridin sağlık sonuçları itibariyle işkence olduğu açıktır. Dolayısıyla iktidarın hem bu düzenlemelerin önüne geçmesi gerekir hem de açlık grevinde olanlarla müzakere yolunda hakları vermek, en uygun çözüm olacaktır."