‘Tecride karşı toplumsal gücün ortaya çıkması lazım’

  • 09:01 9 Temmuz 2021
  • Güncel
 
Sena Dolar
 
İSTANBUL - Yaklaşık 8 aydır süresiz dönüşümlü açlık grevi eyleminde olan tutsakların bu eylemi süresiz-dönüşümsüz olarak devam etmesi söz konusu olduğuna dikkat çeken İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Açlık grevinin can almaya başlaması ile gösterilecek duyarlılığın bir esprisi yok. Ölümler olmadan sorunlar çözülmeli” uyarısında bulundu.
 
İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde 22 yıldır tecrit altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik ağırlaştırılmış tecridin kaldırılması ve cezaevlerinde artan hak ihlallerinin sonlandırılması talebiyle PKK ve PAJK’lı tutsakların 27 Kasım 2020’de başlattığı süresiz-dönüşümlü açlık grevi eylemini 45’inci grup devraldı. Eylem, 225 günü geride bıraktı.
 
Tecrit, anayasa ve Türkiye devletinin altına imza attığı uluslararası sözleşmelerde işkence olarak yer alıyor. Açlık grevi eylemini sürdüren tutsaklar, devletin imzaladığı sözleşmenin yükümlülüğünü yerine getirmesi gerektiğini hatırlatarak demokratik taleplerini dile getiriyor. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri,  açlık grevi eylemlerinin uyarı niteliğinde olduğunu kaydederek, toplumun ve yetkililerin bu uyarıya duyarlı olması gerektiğini vurguladı. 
 
‘Dönüşümsüz – süresiz açlık grevi eylemi riski var’
 
Açlık grevi eylemleri üzerinden uzun bir süre geçtiğini vurgulayan Gülseren, dönüşümlü olarak devam eden açlık grevlerinin dönüşümsüz – süresiz olarak devam etmesinin söz konusu olduğuna dikkat çekti.  “Her dakika dönüşümsüz – süresiz açlık grevi riski var. Bu riskin ne anlama geldiğini hepimiz biliyoruz. Bugün dönüşümlü olarak devam eden açlık grevi sürecinde de bir mahpus çok kere açlık grevi yapmak durumunda kaldı. Kısa süreli ama sık sık yapılan açlık grevlerinin de uzun süreli açlık grevleri kadar sağlığa olumsuz etkileri olduğunu hekimlerin açıklamalarından da biliyoruz” dedi.
 
Tecride ve hak ihlallerine karşı yapılan açlık grevine giren tutsakların taleplerine dair yetkililerden bugüne kadar olumlu ya da olumsuz bir açıklama gelmediğini belirten Gülseren, devletin açlık grevi eylemini görmezden geldiğini kaydetti.  İnsan hakları, hukuk, sağlık örgütlerinin içinde olduğu açlık grevi izleme heyetinin çalışmalarına devam ettiğini söyleyen Gülseren, heyetin yaptığı cezaevi ziyaretleri ardından hazırlanan raporların yetkililerle paylaşıldığını sözlerine ekledi. 
 
‘Cezaevlerinde hak gaspının yoğunlaştığı bir süreç’
 
İnfaz uygulamasında siyasi tutsakların yaşadığı sorunlara değinen Gülseren, yetkililerin sorunların çözümüne dair harekete geçmediğini aktardı. Gülseren, tutsakların İHD’ye yolladığı mektuplarda İnfaz uygulamasında yaşanan sorunların münferit olmadığını ifade ederek tutsakların, yaşadığı sorunlara karşı politik tutum alınması  gerekliliği üzerinde durdu. Tecride karşı başlatılan açlık grevi sürecinde tecrit koşullarının ağırlaştığına dikkat çeken Gülseren, “Hak gaspının yoğunlaştığı bir süreç. Tecride karşı yapılan açlık grevi eylemleri nedeniyle verilen disiplin cezaları bu tecridi çok daha ağırlaştırıp yaygın hale getiriliyor. Açlık grevine giren bütün mahpuslara bu nedenle açılan soruşturmalar var ve her açlık grevine girdiklerinde soruşturmaların sayısı da o kadar artıyor” ifadelerini kullandı.
 
‘İşkenceye sıfır tolerans diyen devlet işkenceyi durdurmalı’
 
Tecridin işkence olarak tanımlanması ve tutsakların bu işkenceye karşı açlık grevi eylemlerine başladığı  anımsatan Gülseren, “Tecrit, işkence ve insanlık suçudur. Bu, Türk Ceza Kanunu’nda da böyle ifade edilmiş. Bir işkence uygulamasının bu ülkenin anayasasına ve yasasına aykırı olarak sürdürülüyor olmasında devletin açık sorumluluğunu da görebiliyoruz. ‘İşkenceye sıfır tolerans’ diye yola çıkan bu iktidardı, bunu söylememiş olsa bile işkenceyi durdurma gibi bir sorumluluğu var. Biz bir an evvel bu işkence uygulamalarının sonlandırılmasını, tecridin sonlandırılmasını istiyoruz” diye belirtti.  Gülseren, İmralı’da uygulanan tecridin infazda ayrımcılık olduğunu kaydederek, Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan özel infaz uygulamasının insan hakları, anayasa ve uluslararası sözleşmelerin ihlali olduğunun altını çizdi. Gülseren, İmralı’da uygulanan tecridin bir an önce sonlandırılması gerektiğini ekledi.
 
‘Tecride karşı toplumsal gücün ortaya çıkması lazım’
 
Tecridin sonlandırılmasının ve açlık grevindeki tutsakların taleplerinin karşılanmasının devletin sorumluluğu olduğunu söyleyen Gülseren, “Devletin açık sorumluluğu olan bir sorunun çözülmesinin mahpusların yaşamlarına mal olabilecek açlık grevi vesilesiyle tartışılıyor olması hepimizin canını fazlasıyla yakmalı. Kendimiz de sorgulamak zorundayız. İşkenceye karşı milyonlarca insan var bizler bir işkencenin bugün hapishanelerde devam ediyor olması karşısında neden yeterince çalışmalar yapamıyoruz meselesini de tartışmak durumundayız. Devlet sorumlulukları ihmal ettiğinde ona bunu hatırlatan toplumsal gücün ortaya çıkartılması gerekiyor. Biz bugün bu sorumluluğumuzu yerine getirme gayretindeyiz ama yetersizliğini görüyoruz” diye belirtti.  
 
Açlık grevlerinin uyarı niteliğinde olduğuna dikkat çeken Gülseren, “Açlık grevinin can almaya başlaması ile gösterilecek duyarlılığın bir esprisi yok. Uyarı niteliğinde devam eden bir açlık grevi var. Bu uyarıyı alalım ve gereğini bir an önce yerine getirelim. Ölümler olmadan sorunlar çözülmeli” çağrısında bulundu.