Abdullah Öcalan: Toplumun her kesiminin yer alacağı demokratik siyaset

  • 09:01 15 Temmuz 2021
  • Güncel
HABER MERKEZİ - HDP’nin kuruluşunda ideolojik zemini oluşturan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın görüşleri ve ardından HDP’nin kapatılmak istenmesi, Abdullah Öcalan’ı bir kez daha haklı çıkarırcasına, Türkiye’nin en büyük sorunlarından birinin demokratik siyaset olduğuna işaret ediyor. Abdullah Öcalan, “Ben bütün oyunları görüp ifade ediyorum. Bunlara karşı ‘senin çözüm önerin nedir’ diye sorulursa, benim çözüm önerim, anti-tekel, anti-hegemonik, barışçıl ve demokratik temelde gelişecek, toplumun her kesiminin yer alacağı demokratik siyasettir” diyor.
 
Kürt siyasi hareketinin, 1990’lardan bugüne dek gözaltı, tutuklama, kaybetme, katletme, işkence, siyasi soykırım ve daha birçok yönteme maruz kaldığı baskılar, bu harekete geri adım attırmak bir kenara, daha fazla ivme kazanmasını beraberinde getirdi. Halkın Emek Partisi (HEP) ile başlayıp bugün Halkların Demokratik Partisi’ne uzanan serüvende demokratik siyaset yapma, demokratik toplum yapısını örme çabası büyüyerek sürdü.
 
15 Şubat 1999’da uluslararası komplo ile Türkiye’ye getirilen PKK Lideri Abdullah Öcalan, bu tarihten sonra yaptığı avukat görüşmelerinde her fırsatta demokratik siyasetin önemine işaret etti. Türkiye’nin asıl ihtiyacının, tüm kesimleri kapsayan radikal bir demokrasi olduğunu vurgulayan PKK Lideri’nin, bu yönüyle HDP’nin hayata geçirilmesinde güçlü bir ideolojik zemin oluşturduğu bir gerçek. Mart ayında HDP’ye yönelik kapatma davasıyla yeniden gündeme gelen Abdullah Öcalan’ın çözüm ve barış odaklı fikirleri, bu kapatma davasının esas nedenini de açığa çıkarıyor.
 
PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan tarihe not düştüğü ve HDP fikriyatını ilmek ilmek ören görüşlerini derledik:
  
PKK Lideri’nin, 26 Ağustos 1999’da yaptığı görüşmede “demokrasi” konusundaki görüşleri dikkat çekici. “Hem demokrasi istiyorum diyorsun, hem de devletten bekliyorsun” sözleriyle dönemin mücadele yöntemindeki tezatlığa işaret eden Abdullah Öcalan, “Bugün bir ülkeyi büyütmenin yolu demokrasi mücadelesinden geçer. Demokrasi kahramanlarına ihtiyaç var. Demokrasi binanı sen kuracaksın. Demokratik kültürü işleyin, yürekli mücadele edin” diyor.
 
“Dar milliyetçi anlayışın” demokratik siyasete katkısı olmadığını belirttiği 9 Eylül 1999 tarihli görüşmesinde Abdullah Öcalan, şunları ifade ediyor: “Demokratik blok oturtulmalı. Demokrasi platformu olabilir. Demokratik Cumhuriyet Hareketi de olabilir. Sanırım Fransız deneyiminde vardır. Parti yapıları yerinde kalıyor, ama blok halinde seçime gidiliyor. Bu şekilde olabilir. Parti yapılarını feshederek birlik zordur. Bu yeni parti, sınıf ve ideolojik esaslara dayanan bir parti değil, kitle partisi olacaktır. Geniş olmalı, dar milliyetçi olmamalı. Demokratik anayasa hareketi, demokratik cumhuriyet hareketi olabilir. Son 30 yıllık çalışmaların ana fikri böyledir. Dar Kürtçülük yeri olmamalıdır. Dikkat etmeniz gereken dört husus sayıyorum:
 
* Barışa ciddi inanacaksınız. Demokrasi ve barış dilini egemen kılacaksınız.
 
* Ayrılıkçılığa kesin gerek yok. Bütünlükçü olunmalı. Benim tezlerim var. Bütünlük demokrasi için daha çok gereklidir. Zorla ayrılma istense de, bütünlüğü savunacağız. 
 
* Kültürel kimlik sorunu vardır. Kültürel kimlik, dil hakkından taviz verilmez. Bunlar temel insan haklarıdır.
 
* Ayrılıkçılığı körükleyecek MHP türü milliyetçilikten uzaklaşılmalıdır. Kürt cephesinde de öyle. Dar milliyetçilik tehlikelidir. Cumhuriyeti yıkmıyoruz, cumhuriyeti demokratikleştireceğiz diyeceğiz. Bunun kutsallığı burada. Demokrasi savaşçılığı çok zordur. Yüreğiniz fazla derin çarpmıyor. Demokrasi için bir saat ayakta kalmak önemlidir. Burada demokrasi savaşının nasıl yürütüldüğünü bilmelisiniz. 24 saatinizi vererek demokratik çalışmayı yapacaksınız. Bir somun ekmeğe, 24 saat demokrasi için mücadele edeceksiniz.”
 
 ‘Bütün Türkiye’nin kazanılması hedef alınmalı’
 
Demokrasi mücadelesinin kapsayıcı olması gerektiğinin altını çizen Abdullah Öcalan, “Bütün Türkiye'nin kazanılması hedef alınmalıdır. Türk solculuğunda devleti anlamadan devlet düşmanlığı vardır. Benim geçirdiğim en önemli değişiklik, devlet düşmanlığı temelinde değil, devleti değişime uğratma temelindedir. Devlet bizim devletimizdir ama demokratik olacaktır. Bizim kurtuluşumuz da buradan geçecektir. İçini şoven milliyetçilikle dolduranlar var. Biz onun yerini bilimsel demokrasi ile dolduracağız” diyor.
 
Bir mozaik gibi…
 
28 Ekim 1999 tarihli görüşmesinde “Demokratik Cumhuriyet Platformu gereklidir” belirlemesinde bulunan Abdullah Öcalan, bunun içini ise şöyle dolduruyor: “Fiilen tüm güçleri içine çekmeniz gerekli. Reformistini de, devrimcisini de içine almalısınız. Kültürel, siyasi tanımıyla cevap vermeli. Özü, cumhuriyetin tarihi duruş niteliğine cevap vermedir. Dönem yaşam tarzıyla, örgütlenme tarzıyla barışçıl, esnek olma dönemidir. Bunu güncelleştirmek gerekir. Burada Türk-Kürt ayrımı da olmamalı. Türkiye ile bütünleşme esas alınmalı. Demokratik siyaseti başarıya götürmenin yolu budur. Farklılıklar ortaya çıkmıştır. Farklılıkların bütünleştirilmesidir bu. Bir mozaik gibi bütünleştirmek önemlidir.”
 
‘Kişisel kirlenmeyi birleşme aşar’
 
Abdullah Öcalan, neredeyse her fırsatta güç birliğinin önemini vurguluyor. 30 Aralık 1999’da ayrı duran güçleri “kuruyan, kirlenen birer avuç suya” benzeten PKK Lideri, “Biz diyoruz ki, birleşin, güçlü bir kanal olun. Bu kanalla tarla mı sularsınız, buğday mı yetiştirirsiniz, ne yaparsanız yapın. Kişisel düzeydeki kirlenmeyi birleşme aşar. Bu kanal demokrasi tarlasına akar. Küçük küçük göletleri bir kanal ile ana damara bağlamak gerekir. Bağlamazsan su kurur veya kirlenir. Bu birleşmeden büyük bir enerji açığa çıkar. Bu da demokrasiyi güçlendirir. Türkiye’de herkesin buna şiddetle ihtiyacı var. Türk solu da böyle anlamalıdır. Ben geçmişte de bunu söylemiştim. Hiçbir örgüt bunun önünde engel olmamalıdır. Bunu böyle anlamayanlarda hiç vicdan, izan, duygu yok mu? Bunlarda yürek yok, inanç yok. Halkın acılarına çözüm bulma anlayışı yok. Siz yapamazsanız çeteler, vurguncular işlerini götürürler. Vurguncular eski tarz yaşamak istiyor. Eski kısır çatışma ortamından yarar görenler bunun devamını istiyorlar. Benim sizden istirhamım, bütün bunları bol bol konuşun, tartışın. Tekrar tekrar söylüyorum; bir gram emeği olanın bile yeri vardır” mesajını veriyor.
 
‘Bütün solun demokratikleşmeye ihtiyacı var’
 
Dönemin siyasi partilerinden Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) üzerinden bir siyasi parti profili ve çalışma tarzının nasıl olması gerektiği konusunda da Abdullah Öcalan bir çerçeve çiziyor. Bunu, 2 Şubat 2000’de HADEP üzerinden şöyle açıklıyor: “Bence HADEP genişlemeli. Kendi iç bünyesini genişletmeli. Bu taviz de değildir. Bütün solun demokratikleşmeye ihtiyacı var. HADEP daha yumuşak, daha toparlayıcı olabilir. Hepsini toparlayabilir. Biçim o kadar mühim değil. Bu İslamcılar için de geçerli. Dönüşemezse dağılırlar. Sol da öyle. Hala benim sürecimi kavramamaları büyük bir eksikliktir. Değerlendiremezlerse süreç boşa çıkar. Benim savunmalarım da boşuna değildi. Demokratik Cumhuriyet, demokratik vatandaşlık boş şeyler değil. Demokrasi bloğu geliştirilirken, dar ayrılıkçı, anti-laik, şiddete dayanmayan, tüm güçleri dışlamadan demokrasi bloğu oluşturulabilir. HADEP’liler zengin düşünmeliler. Küçük olsun, benim olsun mantığı yanlış. Geniş demokratik süreci esas alan, demokratik özden taviz vermeyen bir politika izlenmeli. Halka, köylere, mezralara, evlere kadar demokrasi ve barışı götürecek birlik mi, grup mu, temsilci mi desek, sosyal dayanışma dernekleri gibi desek götürmek önemlidir. HADEP bunun için kendini hazırlamalı. Özellikle kadın ve gençlik örgütlenmeleri önemli rol oynayabilir.”
 
 ‘Partiler sanıldığı gibi demokratik değil’
 
Türkiye’de siyasi partilerin demokratikleşmek zorunda olduğuna dikkat çekiyor Abdullah Öcalan, 30 Ağustos 2000’deki görüşmesinde. Partilerin sanıldığı gibi demokratik olmadığını dile getiren Abdullah Öcalan, “Demokratikleşmeyi Kürtler de yaşayacak. Kürt ilkel milliyetçi çizginin şansı olamaz. Bunlar ortamı bozabilirler, Türk şovenizmi ve Kürt ilkel milliyetçiliği ortamı bulandırabilir. Bunlar çetelerin Kürtler içindeki uzantılarıdır. Bunlara karşı demokratik siyaset yürütülmeli. HADEP bunu başarmak zorunda. İlkel milliyetçilik  aşılmalı. İlkel milliyetçiliği ve ayrılıkçılığı KDP yaptı. Ben bunu fark ettim. Türkiye'de de şoven milliyetçilik yapıldı. Zarar verdi. Demokratik bütünleşme tek çıkış yoludur. Ama ilkel milliyetçiler bunu görmek istemezler. Çünkü varlık sebepleri ortadan kalkar. O yüzden saman altında su yürütmeyi tercih ederler. Türkiye ve Güney'de bu yapıldı” diye ekliyor. 
 
 ‘Kadının önde olacağı bir parti olmalı’
 
HADEP’in ardından başlayan yeni parti kurma tartışmalarında Abdullah Öcalan, demokratik siyasetin kırmızı çizgisini belirliyor: Kadın öncülüğü. 31 Ekim 2001’deki görüşmesinde, “Kadının önde olacağı bir parti olmalı” önerisinde bulunan PKK Lideri, bir yıl sonra 18 Eylül’de ise “Kadınların olması önemli bir hamledir. Kadınlar kendilerine güvensinler, ilkeli olsunlar, demokrasi bilincini açığa çıkarsınlar, beş bin yıllık topluma egemen olan erkek kültüre karşı mücadele ediyorlar, bunun bilincinde olsunlar. Demokrasi bilinci kadınla gelişecektir” ifadeleri ile önerisini açıyor.
 
PKK Lideri, demokrasinin antidemokratik sisteme yaydığı korkuya da işaret ediyor, 11 Eylül 2002’de: “Demokratik eşiği atlamak gerekiyor. MHP bu nedenle panik içinde. İki üç yılımı burada buna verdim. Aslında 30 yıldır bunun büyük çabası içerisindeyim. Bu çaba büyük kazanımları beraberinde getirdi. AB uyum yasaları Kürt kimliğinin tanınmasıdır. Tabi çok sınırlıdır ama bu yönüyle önemlidir. Biliyorsunuz dünya artık bir köy gibi oldu. AB ülkelerinde örnekleri var. Ayrılıkçılık değil birlik geliştirilmiş. İlkel milliyetçilik kazandırmıyor.”
 
 ‘Çatı örgütünde herkes yer almalı’
 
PKK Lideri Abdullah Öcalan, bölge için yerel siyasetin önemine de vurgu yapıyor ve bir çatı örgüt öneriyor. 27 Kasım 2002 tarihli görüşmede Abdullah Öcalan, “Sadece siyasi partiler değil sendikalar, sivil toplum örgütlerine gidin, bu çatı örgütünde herkes yer almalı. Yüzlerce örgütü katın, bu birleşim için 2-3 ilke yeterlidir. Konferansınıza yüzlerce sivil örgüt katılsın, Demokratik Toplum Koordinasyonu’nu oluşturun” sözleriyle halkların ve tüm kesimlerin sözünü birleştirdiği DTK, HDK modeline işaret ediyor.
 
Eşbaşkanlık sistemi
 
Yine 1 Aralık 2004’teki İmralı görüşmesinde PKK Lideri, yıllar sonra yasalarla da resmiyete kavuşacak olan eşbaşkanlık sistemini öneriyor siyasi parti için: “Eşbaşkanlığı bütün kurumlarda her düzeyde düşünsünler. Bütün alanlarda uygulanabilir. Anlamlıdır, iyi bir ilkedir. Esnek bir partileşme olmalı, katı merkeziyetçi olmamalı. Geniş bir parti meclisi, geniş başkanlık kurulu oluşturulur. Başkanlık kurulu yarı yarıya ya da üçte bir kadın olur. Yarı yarıya olabilir.”
 
‘Halka bağlı olacaksınız, seveceksiniz’ 
 
Abdullah Öcalan, demokratik siyasetin kazandırıcılığındaki ısrarını 9 Mart 2005 tarihindeki görüşmede bir kez daha gösteriyor. Abdullah Öcalan, “Klasik parti anlayışını aşmaları lazım, bütün dünyada klasik partiler aşılıyor. Bak, AK Parti çatlıyor, DYP çözülüyor. Türkiye bas bas bağırıyor, ‘Ben demokratik parti istiyorum’ diyor. Neden demokrat olamıyorlar? Buna cevap istiyorum. Türklerde 1920’lerden beri basit demokratçılık yapılıyor. Türklerde bile bunların modası geçti, kapandı. Demirel tarzı devlette rant, toplumu uyut, rantı kap devri bitti. Bu partiler devleti geriletiyor. Bizimki de buna benziyor. Muazzam olanaklar var, bir şey yapılmıyor. Demokrasi tanımı evrenseldir. Halka bağlı olacaksınız, halkınızı seveceksiniz, gidip onu örgütleyeceksiniz” diyor.
 
‘Sivil Toplum Konfederasyonu’ önerisi 
 
8 Kasım 2006’da Türkiye için de çatı bir yapı öneren Abdullah Öcalan, şunları dile getiriyor: “…Bu görüşmede açacağım ikinci konu Sivil Toplum Konfederasyonu’dur. Bu bir çeşit ilerici derin demokratik koalisyondur. Bu proje geçici ve süreli değildir. Sivil Toplum Konfederasyonu derken, Türkiye’de binlerce parçalı sivil toplum örgütü vardır. Bunlar tek başlarına demokrasi ve özgürlüklerin geliştirilmesinde etkili olamazlar. Diyarbakır’da onlarca, İstanbul’da yüzlercesi var. Bunların tek çatı altında bir araya gelmesini düşünün, muazzam bir demokrasi gücü oluşur. Kimisinin tüpünde sadece hidrojen, kimisinin ise sadece oksijen var; ama bunları birleştirip su elde edemiyoruz. Bize gerekli olan sudur su. Bunun için de bunların bir araya gelmesi gerekmektedir. Türkiye’de bütün demokrasi güçleri ancak söylediğim şekilde bir araya gelirlerse güç haline gelebilirler. Türkiye için hayati önemi vardır.”
 
 ‘Barış ve demokrasi temelinde bir araya gelinmeli’
 
PKK Lideri Abdullah Öcalan, 28 Mayıs 2008’de yapılan görüşmede, “Türkiye aydınlarına da sesleniyorum; bu oyunları iyi görmeliler. Ben bütün bu oyunları görüp ifade ediyorum. Bunlara karşı ‘senin çözüm önerin nedir?’ diye sorulursa, benim çözüm önerim, anti-tekel, anti-hegemonik, barışçıl ve demokratik temelde gelişecek, toplumun her kesiminin, küçük ölçekli işyeri temsilcilerinin dahi içinde yer alacağı demokratik siyasettir. Aynı çatı altında barış ve demokrasi temelinde bir araya gelinmesidir. Buna koalisyon mu dersiniz, ittifak mı dersiniz, bu çok önemli değil. Önemli olan demokratik çözümün gelişmesidir. Demokratik çözüm, demokratik siyasetin öğrenilmesiyle gerçekleşir. Ben bu nedenle derhal Hakkâri’den Edirne’ye kadar her yerde demokratik siyaset akademilerinin kurulması gerektiğini söylemiştim. Demokratik siyaset akademisiyle birlikte bireyin demokratikleşmesini, bireyin demokratikleşmesi de toplumun demokratikleşmesini getirecektir” ifadelerini kullanıyor.
 
 ‘Türklerle Kürtlere birlikte siyaset yapacakları alanlar gerekiyor’
 
Abdullah Öcalan, 27 Ocak 2010 tarihinde, o dönem siyaset yapan Barış ve Demokrasi Partisi’ne (BDP) atıfta bulunarak, “BDP’nin daha farklı, bütün Türkiye’yi kapsayan bir parti olması gerekiyor. BDP, sonuçta bir siyasi partidir. Bunun gereklerini yerine getirmesi, demokratik temelde siyaset yapması gerekiyor. Bunun ilkelerini koydum. Ayrıca çatı partisi ya da işte bir araya gelebilecekleri platformlar, bunun gereklerini yeterince yerine getiremediler. Kürt sorunu ama sadece milliyetçi temelde dar kalan bir anlayışla değil. Türklerle Kürtlerin birlikte siyaset yapabilecekleri alanları yaratmaları gerekiyor. Herkese de bu temelde gidip kendimizi anlatmalıyız. Örgütlenmelerini de siyasal parti olarak bu çerçevelerde koymalılar. Benim daha önce önerilerimi de alarak siyaseti böyle yönlendirmeleri gerektiğini düşünüyorum” şeklinde konuşuyor.