İHD: İnsanların bilincine katkı sunmaya devam edeceğiz
- 13:12 17 Temmuz 2021
- Güncel
İSTANBUL - İHD İstanbul Şubesi, derneğin kuruluşunun 35'inci yıl dönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada, “İHD’nin mücadelesi Türkiye’de insan hakları bilinci ve kültürünün oluşmasına önemli katkılar sunmuş ve sunmaya devam etmektedir” mesajını verdi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, derneğin kuruluşunun 35'inci yıl dönümü vesilesiyle Fatih’te bulunan Sultanahmet Meydanı'nda basın açıklaması yaptı. “Insan hakları, demokrasi ve barış mücadelemiz sürüyor ve sürecek” pankartının açıldığı açıklamada, “Tecrit işkencesine son”, “Hakikati ve adaleti istiyoruz” ve “İnsan haklarıyla insandır” gibi dövizler taşındı. Sık sık “Herkes eşit herkes farklı” sloganının atıldığı açıklamaya İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Türkiye İnsan Hakları Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Ümit Biçer’in yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Açıklamayı, İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu.
İHD’nin, 17 Temmuz 1986 tarihinde 98 insan hakkı savunucusunun imzasıyla kurulduğunu hatırlatan Gülseren, derneğin kuruluş amacının ‘İnsan hak ve özgürlükleri konusunda çalışmalar yapmak’ şeklinde formüle edildiğini ve bu ifadenin İHD tüzüğünde de yer aldığı bilgisini paylaştı. Kurucular arasında tutsak anneleri ve yakınları, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, yayıncılar, akademisyenler, avukatlar, hekimler, mimar ve mühendisler, öğretmenler olduğunu anımsatan Gülseren, derneğin kurucularını andı.
‘Tek kişi yönetimi anti demokratik sistemdir’
İHD’nin kurulduğu günden bu yana demokrasi ve insan hakları sorununu ifade ederek sorunların giderilmesi için mücadele ettiklerini vurgulayan Gülseren, “İHD’nin mücadelesi Türkiye’de insan hakları bilinci ve kültürünün oluşmasına önemli katkılar sunmuş ve sunmaya devam etmektedir. İnsan hakları ve demokrasi mücadelemizin en önemli amaçlarından birisi 1980 yılında askeri darbe yapan generallerin yazdırdığı ve halka sıkıyönetim(askeri yönetim) altında kabul ettirdikleri 1982 Anayasasının reddi üzerinden yeni ve demokratik bir Anayasa yapılmasına katkı sunmaktı. Ancak Türkiye temel insan hakları ve demokrasi sorunlarını çözemediği için demokratikleşme yerine daha da anti demokratik bir anayasal rejime kaymış durumdadır. 2017 yılında OHAL rejimi altında yapılan referandumla Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi diye tabir edilen tek kişi yönetimine dayalı bu sistemin en bariz karakteri anti demokratik olmasıdır” dedi.
‘Kürt sorununu barışçıl yollarla çözülmesi zorunludur’
Kürt sorunun çözülememesinin ağır tahribatlar yarattığına dikkat çeken Gülseren, “Silahlı çatışma ve savaşın coğrafi alanı Türkiye’nin yanı sıra Suriye ve Irak’ın kuzeyinde de bütün şiddeti ile sürmektedir. Bunun yanı sıra seçilmiş Kürt belediye eşbaşkanlarının OHAL rejimi altında 2016-2017 yıllarında, ardından yapılan 2019 yerel seçimlerinden sonra da uzatılmış OHAL rejimi yasaları ile görevlerinden alınarak gözaltına alınıp tutuklanmaları ve haksız cezalara çarptırılmaları, yerlerine kayyım atanması seçmen iradesinin gaspı ve demokrasinin inkarı anlamına gelmektedir. Bütün bu antidemokratik uygulamalar yetmezmiş gibi Türkiye’nin 3. büyük partisi olan HDP’ye kapatma davası açılması, sorunların barışçıl yollarla çözülmesi inancına ağır darbe vurmuştur. İHD her zaman barış hakkını savunmuş ve savunmaya devam edecektir. Türkiye’nin demokratikleşebilmesi bakımından Kürt sorununu demokratik ve barışçıl yollarla çözmesinin zorunlu olduğunu her zaman olduğu gibi bir kez daha hatırlatmak isteriz” ifadelerine yer verdi.
Gülseren, İHD’nin kuruluşundan bu yana dile getirdikleri talepleri şu şekilde sıraladı:
"*Türkiye’nin demokratikleşebilmesi için gerçek bir çatışma çözümü gerçekleştirmesi ve geçmişi ile yüzleşmesi gerekmektedir. Türkiye’nin, Kürt sorununu kabul edip çözecek yeni bir barış sürecine ihtiyacı bulunmaktadır.
*Türkiye’nin gerçek bir çatışma çözümü ile birlikte yeni ve demokratik bir Anayasaya ihtiyacı bulunmaktadır.
*İfade özgürlüğü demokrasinin temelidir. Demokrasiye giden yolun açılabilmesi için ifade özgürlüğünün mutlaka sağlanması gerekir.
* Ayrımcılığın temelleri arasına etnik köken, cinsel kimlik, her türlü inanç veya inançsızlık eklenerek nefret söylemi yasaklanmalı ve nefret suçları yeniden düzenlenmelidir.
*İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması mücadelemiz devam edecektir.
*Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu ağır sorunlar ancak ancak siyasi ve toplumsal muhalefetin zorlayarak iktidarı mecbur bırakacağı erken seçim ile mümkün olabilir.
*Kuvvetler ayrılığı ilkesinin önemi kendisini bağımsız ve tarafsız yargıda gösterir.
*Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi devlet içi çete yapılanmalarının tasfiye edilmemiş olmasıdır. Cezasızlık politikası ve kültürüne son verilerek, suç işleyen devlet görevlilerinin korunmasından vazgeçilmelidir.
* Türkiye’de insan hakları bilinci ve kültürünün gelişmesine oldukça önemli katkıları olan İHD’nin ve insan hakları savunucularının insan haklarını savunma hakkı kabul edilmelidir. İnsan hakları savunucuları üzerindeki yargı yolu ile baskı politikasına son verilmelidir. ası tepkiler insan hakları hareketinin güçlü dayanışmasını da göstermiştir."
‘Türkiye iç hukukunu uygulasın’
Açıklamanın ardından konuşan İHD EŞ Genel Başkanı Eren Keskin, İHD’nin 12 Eylül askeri darbesinde sonra kurulmuş ilk sivil toplum örgütü olduğuna dikkat çekerek, “35 yıldır yaşadığımız en zorlu süreç şu an yaşadığımız süreçtir. İnsan hakları ihlalleri göz göre göre yapılıyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi iç hukukunu uygulamıyor. Türkiye’ yi altına imza attığı sözleşmeleri uygulamaya davet ediyoruz” çağrısında bulundu.
Açıklama, “İnsan haklarıyla insandır” ve “Herkes eşit herkes farklı” sloganları ile sona erdi.







