Ebru Günay: Ağustos ayı boyunca 30 ayrı merkezde olacağız
- 14:02 30 Temmuz 2021
- Güncel
ANKARA - HDP Sözcüsü Ebru Günay, gündemlere dair yaptığı açıklamada, "Gittiğimiz her yerde partimiz hakkında açılan kapatma davası zihniyeti yargılandı, gittiğimiz her yerde partimiz hakkında hazırlanan çöp iddianame mahkum oldu. İl ziyaretlerimiz Ağustos ayı boyunca da devam edecek" dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, partisinin Eş Genel Başkanları başkanlığında toplanan Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında verilen aranın ardından gündeme dair açıklamalarda bulundu.
'Her güne ekolojik bir yıkımla başlıyoruz'
Toplantıda, siyasal gelişmeleri, partilerine dönük saldırıları ve yürüttükleri çalışmaları değerlendiklerini belirten Ebru, iki gündür Türkiye'nin birçok yerinde yaşanan orman yangınlarına değindi. Ebru, "Yaşananlardan dolayı çok büyük üzüntü duyuyoruz. Maalesef her güne bir ekolojik yıkım veya felaketle başlıyoruz. Ülkenin dört bir yanından doğa talanı, afet, yangın, kuraklık, sel haberleri geliyor. Antalya Manavgat'tan sonra Akseki, Muğla’da, Osmaniye’de, Adana’da, Muş Şenyayla’da, Mersin, Kayseri ve Uşak'ta yangınlar çıktı. Halkımıza, halklarımıza çok büyük geçmiş olsun, hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allahtan rahmet yakınlarına başsağlığı diliyoruz.
Hayatlarımızı, doğamızı, yaşamlarımızı küle dönüştüren bu felaketler karşısında gerçekten üzüntümüzü tarif edecek sözcük bulamıyoruz" dedi.
Ebru'nın konuşmasından satır başlıkları şöyle;
"Yaraların acilen sarılması için bizler HDP olarak üzerimize ne düşüyorsa yapmaya hazırız. Devletin de tüm olanaklarını bir an önce seferber ederek zarar gören tüm vatandaşlarımızın zararını karşılamasının da takipçisi olacağımızın sözünü veriyoruz. Ne yazık ki iktidar olan biteni izliyor, kentlerimizin yok olmasına seyirci kalıyor. Sarayın 13 tane uçağının olduğu, Tarım ve Orman Bakanı’nın her yere özel jetle gittiği bir iktidarın yangını söndürmek için iki uçak kaldıramaması bu ülkeyi sürüklediği vahameti gösteriyor. Sarayın bir uçağıyla onlarca yangın söndürme uçağı alınabilirdi. İklim uzmanlarının ve yine küresel ekoloji hareketlerinin iklim krizi dolayısıyla orman yangınlarına dair uyarılarının dikkate alınmaması, önlem alınmaması da iktidarın yangınlardaki sorumluluğunun başka bir göstergesidir. Ortak mirasımız olan ormanların rant uğruna, veya tedbirsizlikten yok edilmesine defalarca şahit olduk. Gelecek kuşaklardan emanet aldığımız bu doğal varlıklarımıza sahip çıkmak hepimizin ortak görevidir. Yangınların çıkma nedeninin bir an önce soruşturulması, incelenmesi ve açığa çıkarılması gerekir. Bu konuyla ilgili, ihmal veya kastı olanların cezalandırılması için ısrarımızı sürdüreceğiz ve bunun takipçisi olacağız.
Ekolojik yıkımın sorumlusu iktidardır
Yandaş basın, iktidarın tetikçisi olan kimi ırkçı çevreler ve özellikle Kürt halkına düşman kesimler yangına körükle gidiyor ve daha büyük bir felaketin zeminini hazırlıyorlar. Bunların bu katliam ve provokasyon çağrısına karşı harekete geçen bir savcı hala bulunamadı. Buradan tekrar tahrikçileri uyarıyoruz ve buradan tekrar tekrar suç duyurusunda bulunuyoruz. Hukuk ve adaletten yana olan bir savcı, bir hakim bu tehlikeli oyuna dur demelidir. Ayrıca son dönemlerde Doğu Karadeniz başta olmak üzere sel felaketi, Bingöl’de yaşanan deprem nedeniyle de geçmiş olsun dileklerimizi paylaşıyoruz. Felaketler gerçekleştikten sonra milletin kafasına çay atanlar şunu bilsin ki, bu felaketin nedeni aşırı yağışlar değildir. Bunun tek bir sorumlusu vardır o da yanlış kentleşme ve ulaşımın mimarı olan ve tüm Karadeniz coğrafyasını rant uğruna feda eden ekolojik yıkımın sorumlusu olan iktidardır. Dere yataklarının tahrip edilmesi, her köşe başına HES kurma fırsatçılığı, birkaç yandaşı zengin etmek için Karadeniz sahil yolu ve benzeri ranta dönük ulaşım ihaleleri bu muhteşem coğrafyayı bir felaket sarmalına sürüklemiştir.
Kuraklık sorunu
Bir an önce bu projelerden vazgeçilerek halkın doğa ile birlikte uyumlu yaşamasını sağlayacak yeni adımlar atılmalı, zarar gören tüm halkımızın da zararları tazmin edilmelidir. Geleceğimizi tehdit eden bir başka konu ise kuraklıktır. Kapitalizmin dünyaya armağanı olan küresel iklim değişikliğinin de etkisiyle yanlış tarım politikaları sonucunda ağır bir kuraklık ve gıda krizi ile karşı karşıyayız. Mazot, gübre, ilaç ve tohum girdilerinin yükselmesi ve üstüne gelen kuraklık on binlerce çiftçiyi açlık ve yoksullukla baş başa bırakacak tarımsal gıda fiyatlarının fırlamasına sebep olacaktır. Bu konularda bir an önce tedbir alınmalıdır. Bizler HDP olarak kuraklıktan etkilenen bölgelerin acil afet bölgesi ilan edilerek tedbirlerin alınmasını, önümüzdeki dönemde yaşanacak gıda krizine karşı da şimdiden kalıcı önlemler alınması savunuyoruz.
Irkçı saldırılar
Türkiye’nin yaşadığı felaketler sadece bunlarla da sınırlı değil. Bu ülkenin ve hatta dünyanın yaşadığı en büyük felaketlerin başı toplumları zehirleyen ırkçılık felaketidir. Bu ülkedeki ırkçılık bugünün sorunu değil; ne yazık ki beslenerek büyütülmektedir. Son dönemlerde tırmandırılan ırkçı saldırılar can almaya, Kürtler başta olmak üzere herkese yönelik bir tehdit olarak ön plana çıkmaya başladı. HDP olarak kimlik üzerinden gelişen her türlü saldırıyı ırkçılık olarak kabul ediyoruz. Kürtlere yönelik gelişen ırkçılık devletin teşviği veya göz yummasıyla daha da artmaktadır. Afyon’da, Konya’da ve son olarak Ankara’da Kürtlerin linç edilmesi ve Diyarbakırlı Kürt yurttaşımız Hakim Dal’ın katledilmesi aynı ırkçı yönelimin bir sonucudur. Kürtlere yönelik linç kampanyalarından doğrudan sorumlu olan saray rejiminin ırkçılık üzerinden kutuplaştırma politikalarına karşı tüm Türkiye demokrasi güçleri ortak bir tutum geliştirmelidir.
Ektiğiniz nefret tohumları ortak yaşamı dinamitliyor
Aksi halde, Türkiye önümüzdeki seçimlere 7 Haziran seçimleri sonrası yaşadığımız koşullar altında adil ve şeffaf olmayan şartlarda girecektir. Irkçıları uyarıyoruz, bu ülkenin geleceğini tehdit eden tehlikeli bir oyun oynuyorsunuz. Ektiğiniz nefret tohumları ortak yaşamı dinamitliyor ve biz asla bu tehlikenin seyircisi olmayacağız. Bu saldırılar son dönemlerde göçmenlere de yönelmeye başladı. Afganistan merkezli yeni göç dalgası karşısında toplumun farklı kesimlerinden kabul edilemez tepkilerin geldiğini görüyoruz.
İran üzerinden Türkiye’ye giriş yapan binlerce Afgan göçmenin görüntülerinin kamuoyuna yansımasından sonra ortaya koyulan tepkiler hukuktan, insan haklarından, vicdandan uzak tepkilerdir. İran sınırından itibaren saray rejiminin sorumluluğu altına giren Afgan göçmenlerin kontrolsüz geçişleri bilinçli bir politikanın ürünüdür.
Elbette savaş mağduru olan insanların tüm insani ihtiyaçlarını karşılayabilecek koşulların sağlanması, hükümetin başta Cenevre Sözleşmesi olmak üzere uluslararası hukuktan doğan sorumluluğudur. Ancak biz biliyor ki AKP hükümeti uzun süredir göçmenler üzerinden her yönüyle bir istismar siyaseti yürütüyor.
Yaşanan göç dalgasının sorumlusu savaş politikalarının destekleyenler
Ne yazık ki, göçmenlerin güvenliği, yaşam ve seyahat hakkı AB liderleri ile Erdoğan arasındaki pazarlık konusu haline getirilmesi insani değildir, çirkin ve kabul edilemez bir politikadır. Bunu etik bulmuyoruz, kabul etmiyoruz. Sığınmacılara yönelen ırkçı söylemler partimiz için öncelikli ve hassas bir konudur. İktidar, kendisine yönelmesi gereken toplum baskısını muhalefet eliyle göçmenlere yönlendiriyor olmasını memnuniyetle izliyor. Yaşanan göç dalgası ve mevcut tablonun sorumlusu mülteciler değil, savaş politikalarını destekleyenlerdir. İktidarın getirdiği her türlü savaş tezkeresine destek verenler bu tablodan sorumludur. Suriye’ye atılan bombaların üzerine isimlerini yazdıran siyasetçilerin bugün göçmen karşıtlığı yapması ilkesizliktir, ırkçılıktır. İktidarın kuyruğuna takılan popülist ve ırkçı dış politikaya angaje olmanın bir bedeli olduğunu TBMM kürsülerinden defalarca dile getirdik. Bugün gelinen noktada HDP olarak ortaya koyduğumuz dış politika öngörülerinin ne kadar isabetli olduğunu kamuoyunun takdirlerine sunuyoruz.
Dış politikalarınızı gözden geçirin
Irkçılık yapan kesimlere bu vesileyle daha ağır tablolara yol açacak savaşçı dış politikalarını gözden geçirme çağrısı yapıyoruz. Diplomasiyi askeri müdahalelerden ibaret sayan ve temelsiz argümanlarla, tek taraflı girişimlerle tansiyonu yükselten popülist tutumları terk etmeye çağırıyoruz. HDP olarak tüm yurttaşlarımızı ırkçı ve yabancı düşmanı tutumları teşvik eden kesimleri dikkate almamaya, yaşanan bu bölgesel kriz karşısında ve dış müdahalelerinden dolayı hükümetten hesap sormaya çağırıyoruz.
Mücadele programı
Bu karamsar tablo içinde umutlarımızı dirilten tek gerçeklik halkımızın ve partimizin mücadelesidir. Biz ne dedik? Bütün bu saldırılara, yıkıma, talana karşı başından beri seçeneksiz ve çaresiz olmadığımızı söyledik. HDP sokağın da, hayatın da, siyasetin de en etkili partilerinden biridir. Kendisini devletin sahibi görenlerin icazetiyle siyaset yapmıyoruz, onların oluruyla ve lütfuyla var olmadık. Sokakta halkın arasında var olduk, halkın arasında ve halktan aldığımız güçle varlığımızı her geçen gün güçlendirerek sürdürüyoruz. Kapatma davası, Kobanê kumpas davası, ırkçı saldırılarla partimize yönelik saldırıların arttığı, tasfiye girişimlerinin hız kazandığı bir dönemde ‘HDP’liyiz Her Yerdeyiz’ dedik ve yeniden yönümüzü yeniden halkımıza, Türkiye halklarına çevirdik.
Sahiplenme en anlamlı yanıt oldu
Temmuz ayı boyunca Eş Genel Başkanlarımızın da katılımı ile en az 30 ayrı kent merkezinde ve ilçelerinde halk buluşmaları, toplantılar, esnaf gezileri gerçekleştirdik.
Gittiğimiz her yerde, uğradığımız her il ve ilçede, yaptığımız her toplantıda halkımızın sevgisiyle karşılandık. Bir aylık programımız HDP’nin, kapısına kilit vurulamayacak kadar güçlü, kitlesel bir parti olduğunu dosta da düşmana da gösterdi. Sadece seçmenlerimiz değil, saldırılara karşı şimdiye kadar HDP’ye oy vermemiş insanların da partimizin yanında yer alması dayanışma göstermesi umutlarımızı büyüttü. Yaz sıcağına, engellemelere rağmen Eş Genel Başkanlarımız başta olmak üzere yöneticilerimizi, heyetlerimizi büyük bir sevinçle sahiplenen halkımıza sonsuz teşekkürler sunuyoruz. Bu sahiplenme bizi güçlendirirken, umudumuzu tazelerken, yürüyüşümüzü durdurmaya, partimizi tasfiye etmeye, kapatma davasıyla sonuç almaya çalışanlara verilen en anlamlı yanıt oldu. Yerellerde iktidarın yarattığı yoksulluğa, savaş politikalarına, baskı rejimine yönelik büyük bir tepki var.
30 ayrı merkezde bir araya gelinmeye devam edilecek
Halkımız tecridi kabul etmiyor, cezaevlerinde süren açlık grevi eylemcilerinin taleplerinin kabul edilmesini istiyor. Gittiğimiz her yerde partimiz hakkında açılan kapatma davası zihniyeti yargılandı, gittiğimiz her yerde partimiz hakkında hazırlanan çöp iddianame mahkum oldu. İl ziyaretlerimiz Ağustos ayı boyunca da devam edecek. Eş Genel Başkanlarımız iki ayrı koldan il gezilerini, halk buluşmalarını sürdürecek. Yine Eş Genel Başkan Yardımcılarımız, Grup Başkanvekillerimizin PM öncülüğünde il il, ilçe ilçe, sokak sokak çalışmalarımızı sürdüreceğiz. İstanbul, Hakkari, Muğla, Bingöl, Batman, Siirt, Şırnak, Adıyaman, Malatya başta olmak üzere Ağustos ayı sonuna kadar 30 ayrı merkezde olacağız. 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde de alanlarda barış ve özgürlük taleplerimizi yükselteceğiz.
Rapor halinde kamuoyu ile paylaşılacak
Türkiye halkları mevcut gidişattan bunalmış, bıkmış durumda. Çözüm istiyor, bu handikaptan Türkiye’nin sürüklendiği bu uçurumdan kurtulmak için mücadele ediyor. HDP işte bu değişim mücadelesinin örgütlü çatısıdır, değişimin adresidir. Halkımızın bize gösterdiği yolda ihtiyacımız olan demokrasi ittifakını kurma, yaşatma sorumluluğuyla hareket etmektedir. Bütün bu ziyaretler sonrasında halkımızın bize ilettiği görüş ve öneriler, yaptığı eleştiriler bizim önümüzdeki dönem yol haritamızı belirleyecek.
Katılımcı demokratik siyasetin gereğini yerine getiriyoruz, halkımızın talepleri doğrultusunda kararlarımızı alıyoruz. Bu görüş ve önerileri bir rapor halinde elbette Türkiye ve dünya kamuoyu ile paylaşacağız. Halkımız ne istiyorsa biz onu yapacağız, ona göre hareket edeceğiz. Toplumumuzun talebi ve beklentisi de beli. Kimse merak etmesin HDP bu ülkede demokrasinin, barışın, özgürlüklerin garantisi olmaya devam edecek.
Halkımızın belirlediği yolda yürüyeceğiz
Buna rağmen HDP’nin durduğu yeri, ilkesel yaklaşımını demokrasi ve barışçıl tutumunu görmezden gelip 'HDP ne yapacak' diye soranlara biz de diyoruz ki, 'Bizim ne yapacağımız belli, biz halkımızın belirlediği yolda yürüyeceğiz, demokrasi, barış ve özgürlükte ısrar edeceğiz. Peki, siz ne yapacaksınız? Kürt sorunu konusunda ne diyorsunuz, Türkiye’nin can yakan sorununa çözümünüz nedir, demokrasi talebini nasıl karşılayacaksınız, bu ülkenin beklediği barışa nasıl katkı sunacaksınız, Kürt halkının anadil ve kimlik talepleri için ne diyorsunuz? Bütün bu sorulara verecek cevabı olmayanların suyu bulandırmasına, kafaları karıştırmasına izin vermeyeceğiz. Bugün Türkiye’de hukuk askıya alınmış meclis iradesinin devre dışı bırakıldığı ve muhalefete yönelik komploların yargı eliyle yürütüldüğü bir süreci yaşıyoruz. Toplumun ekonomik değerlerine ve gelirine çökmüş bir elit iktidar ile karşı karşıyayız. Partimiz kapatma tehdidi altında. İşte tüm bu konuları sahada eşbaşkanlarımız ve MYK üyelerimiz, halkla, kanaat önderleriyle ve sivil toplum örgütleriyle değerlendiriyoruz. Bu çerçevedeki tüm önerileri aldıktan sonra Türkiye’nin tüm sorunlarına ve bazı özel meselelere yönelik çözüm reçetesi olarak deklarasyonumuzu ve esas tutumumuzu Eylül sonunda büyük bir coşku ve katılımla açıklayacağız.
Halka çağrı: Aşı olun
Pandemi dünyayı ve Türkiye’yi tehdit etmeye devam ediyor. Bayram ve yaz tatili nedeniyle oluşan kalabalıklar vaka sayılarının daha da yükseleceği endişelerini artırıyor.
Vaka artışlarının önemli nedenlerinden birisi de anadilde sağlık hizmetinin verilmemesidir. Vaka sayıları hızla artarken maalesef kentlerimizde aşılama çok yavaş bir şekilde devam etmektedir. Pandemi baş edilemeyecek düzeye gelmeden bugüne kadar pek çok konuda tarihi sorumluluğunu yerine getiren halkımıza bir çağrımız var. HDK Sağlık Meclisi, HDP Sağlık ve Sosyal Politikalar Komisyonu, Türk Tabipleri Birliği, Sağlık Emekçileri Sendikası ve sağlık kurumlarının aşı çağrılarına partimiz destek veriyor. Halklarımızı nerede olurlarsa olsunlar aşı olmaya çağırıyoruz. Halkımızın aşı konusunda yaşadığı güvensizlikleri anlıyoruz, ancak biz bilime güveniyoruz. Halkımızı da sevdiklerini korumak için aşı olmaya çağırıyoruz. Bilime güvenin aşı olun, bilim insanlarına kulak verin aşı olun. "







