MENA Kadın Konferansı: Ortak mücadele kararlılığı
- 09:02 3 Ağustos 2021
- Güncel
Gülşen Koçuk
HABER MERKEZİ - 2’ncisi Lübnan’da gerçekleştirilen Ortadoğu ve Kuzey Afrika Kadın Konferansı’nı değerlendiren kadınlar, konferanstaki ortak mücadele kararlılığına işaret etti.
İlk kez 2013 Mayısı'nda Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) öncülüğünde Diyarbakır’da düzenlenen ve 7 yıl aradan sonra 2’ncisi gerçekleştirilen Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) Kadın Konferansı dün sona erdi. “Kadın Birliğiyle Demokratik Devrimi Gerçekleştireceğiz” şiarıyla Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta gerçekleştirilen konferans, Jean Kadınlar Birliği, Demokratik Kadınlar Buluşması, Irak Kadınlar Birliği, Filistin Kadın Komiteleri Birliği ve Tunus Demokratik Kadınlar Derneği tarafından organize edildi. Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki 18 ülkeden 100 kadının katıldığı konferansa, ayrıca online olarak da yaklaşık 30 delege dahil oldu. Ulusal-bölgesel kıyafetleriyle konferansa katılan kadınlar, ülkelerinde faşizme, işgal politikalarına, devletlerin ve erkeğin baskı politikalarına karşı direnişini ve mevcut durumu paylaştı, ortak mücadele yollarını tartıştı.
Konferansa Türkiye'den katılanlardan Kayuş Çalıkman Gavrilof ve Fatma Bostan Ünsal iki günlük tartışmaları değerlendirdi.
‘Eril saldırganlığa son verecek güç kadın mücadelesinde’
Konferansa "sorunlu bir ülkeden" katıldıklarını ifade eden Kayuş, "Yurt içinde toplumsal barışı yok etme raddesine getirmiş, yurt dışında da hemen hemen tüm komşularıyla savaşmaya hazır, saldırgan bir siyaset yürüten bir iktidarın yüklediği yükü sırtlamış durumda, yine dünyanın en sorunlu bölgelerinden birinde değişik kadın mücadelesi deneyimlerinden geçen Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin kadınlarıyla ortak bir mücadele alanı oluşturma arayışındayız" dedi. Aynı zamanda Ermeni kadın kimliğiyle konferansta bulunan Kayuş, şunları dile getirdi: "Savaşsever-silahsever eril saldırganlığa son verecek gücün kadın mücadelesinde olduğunu biliyorum ve keşke diyorum ikincisi gerçekleşen bu konferansta Ermenistan ve Azerbaycanlı kadınlar da çağrılı olsalardı. Keşke kadın aktivizminin çok da güçlü olmadığı bu iki ülkenin kadınları böyle bir konferans aracılığıyla yan yana gelebilseydi. Belki üretilmiş yapay düşmanlıkları gerçek dostluğa dönüştürecek ortak bir barış dili kurabilir ve bölge barışının sağlanmasında öncü rol üstlenirlerdi."
‘Çok kültürlülüğü yansıtıyordu’
Fatma Bostan Ünsal ise konferans için “Ortadoğu’nun bütün çeşitliliğini yansıtmasa bile gerek toplantıda konuşulan diller gerek katılımcıların mahalli kıyafetlerinin gösterdiği gibi çok kültürlülüğü bir hayli yansıtıyordu” yorumunda bulundu. Konferansın ağırlıklı olarak Arapça ilerlediğini ifade eden Fatma, “Konferansta, bölgenin çoğulcu niteliğini yansıtmaya gayret gösterildiğini söyleyebilirim: Kürtçe, Farsça daimi olarak konuşulan ve tercüme yapılan dillerdendi, her zaman Türkçeye tercüme olmasa da Türkçe konuşulduğunda tercüme edildi, elbette devrin lingua francası olan İngilizce de toplantı dillerinden biriydi” dedi.
‘Êzidî kadınlara yönelik saldırılar savaş suçudur’
“Toplantı daha dikkatli bir incelemeyi ve yazıyı hak ediyor” diyen Fatma, birinci ve ikinci konferanslar arasındaki sürece işaret etti. Fatma, “Şengal’deki soykırım ve bu dönemde başlayan Êzidî kadınların esir pazarlarında satılmaları ve sonrasında tecavüz edilme dahil, işkenceye tabi tutulma, aç bırakılma gibi insanlık suçlarına uğramalarına vurgu yapmak istiyorum. Nasıl Bosna Savaşı sırasında Boşnak kadınlarının Sırp ‘Çetnik’lerce tecavüze savaş suçu olarak tanımlanmışsa Êzidî kadınların bu şekilde satılması ve sonrasında yaşadıkları hem çok daha uzun sürdüğü hem de kadınların bulunduğu coğrafyanın ve tanıdığı insanların çok uzağına götürüldükleri için çok daha travmatik sonucu olan bu muameleler de savaş suçunu oluşturacaktır. Yine bu savaş sırasında bu kadınlara tecavüzü özendiren IŞİD yönetiminin ‘fetvaları’ ise sadece biz kadınları değil başta Müslümanlar olarak bütün dünyayı ayağa kaldıracak özeliktedir. Mesela bir fetvaya göre ‘Bir Êzidî kadına 10 Müslüman erkek tecavüz ederse cennete girecektir’; böyle bir ifade İslam’a en büyük iftirayı oluşturmaktadır. Bu nedenle başta din alimlerinin ama tabii onlarla da sınırlı kalmayarak Müslümanların en temel İslami ilkelere karşı olan bu fetvaya karşı çıkmaları gerekiyor. Hemen bütün İslami kurumların dilinden düşürmedikleri ‘İslamafobya’dan çok daha acil bir şekilde bu fetvaların İslam’a aykırı olduğunun çok güçlü bir şekilde dile getirilmesi gerektiğini düşünüyorum” sözlerine yer verdi.
‘Kadın ittifakı’ müjdesi
Fatma, değerlendirmesinde, MENA Demokratik Kadın İttifakı’nın kuruluşuna da atıfta bulunarak, “Bölgede olanları bilmek, zaman zaman ortak hareket edebilmek, deneyim paylaşımında bulunmak üzere bir kadın ittifakının kuruluşunun ilan edildiğini müjdeleyerek bitirmek isterim” dedi.







