‘Açlık grevi ve tecrit’ konulu panel: Yasal dayanağı yoktur

  • 18:09 6 Ağustos 2021
  • Güncel
VAN – Van’da düzenlenen “Açlık grevi ve tecrit” konulu panelde tecridin yasal dayanağının olmadığına ifade ederek, yapılan başvuruların ise cevapsız kaldığına değinildi. 
 
Halkların Demokratik Partisi (HDP) tarafından “Açlık grevi ve tecrit” konulu panel düzenlendi. Van’da bir otelde düzenlenen panelin moderatörlüğünü Avukat Sedat Düşünmez yaparken, konuşmacı olarak HDP MYK Üyesi Avukat Doğan Erbaş ve ÖHD’li avukatlardan Ekin Yeter katıldı. Saygı duruşu ile başlayan panele çok sayıda kişi katıldı.
 
‘Çağrılar yanıtsız kaldı’
 
Panelde ilk sözü alan HDP MYK Üyesi Doğan Erbaş, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 7 Ağustos 2019  tarihinde avukatlarıyla yaptığı görüşmede “Bana sadece bir hafta süre verilsin çatışma zeminini bir haftada bitiririm” sözünü hatırlatarak konuşmasına başladı. Çözüm sürecinin ülkenin bugüne kadar geçirdiği en rahat iki yıl olduğunu ifade eden Doğan, “Sosyal alanda, ifade özgürlüğünde, ekonomide yani her alanda insanlar rahat bir nefes aldı. Bu doğrudan Sayın Öcalan’ın eseriydi. Bugüne kadar pek çok iktidar gelip geçti. Her dönemde de Öcalan barış çağrısı yaptı ancak bugüne kadar bu çağrıları sonuç bulamadı, sonuçsuz kaldı. Hatta yıllarca Öcalan; ‘Bir muhatap arıyorum’ sözlerini dillendirdi.  Öcalan, bu topraklarda gerçek anlamda eşit vatandaşlığa dayalı bir kardeşlik hukuku, özgür yaşam ve artık silahlı mücadelenin ömrünü doldurduğunu defalarca kez anlattı. Fakat buna rağmen iktidarlar değişse de bu çağrıları yanıtsız kaldı” diye belirtti. 
 
Başvurulara cevap verilmiyor’
 
Doğan, Abdullah Öcalan’ın, uluslararası komplo ile Türkiye’ye teslim edildiği günden bugüne kadar yaptığı tüm avukat görüşmelerinde barışı ve çözümü dillendirdiğine vurgu yaparak, Abdullah Öcalan’ın sorunların çözümü noktasında günlük değil yüzyıllık tespitler yaptığını söyledi. Doğan, “Hiçbir siyasi lider barış için bu kadar çaba göstermedi. Cezaevi koşullarını anlatmak elbette kolay değil. Saatlerce konuşabiliriz. Ama hiç birisi, hiçbir kavram İmralı cezaevinde uygulananı maalesef tam ifade edemiyor. Öcalan, ‘Ben bir siyasi rehineyim. Burada aslında bir tabutluktayım. Bazen dipsiz bir kuyudayım’ diyerek koşullarını anlatıyor. Fakat şu sorunun cevabını verebilecek bir hukukçu yok. Türkiye’de şu an bırakalım Avrupa İnsan Hakları Mahkemeleri’ni, Türkiye’de yürürlükte bulunan bütün yasalara göre, OHAL yasası dahil şu an Öcalan’ın avukatları ve ailesiyle görüşmesine engel olan hiçbir düzenleme yok. Ama buna rağmen bu hukuk uygulanmıyor. ‘Aile ile görüşebilir’ açıklamasını yapan sanki Adalet Bakanlığı değilmiş gibi körler sağırları oynuyor. Şu an avukatların başvurularına cevap dahi verilmiyor” sözlerine yer verdi. 
 
‘Hepimizin özeleştirisi vermesi gerekir’
 
Doğan son olarak şunları söyledi: “Devletlerarası bir komployla Türkiye’ye getirilen Abdullah Öcalan’ın tutuklanma süreci tarihimizin en karanlık dönemiydi. İdam cezasını kaldırdılar fakat yeniden bugün ağırlaştırılmış hapis cezası diye bir şey getirdiler. Eğer bunu getirmeselerdi sadece müebbet hapis cezası olacaktı. Müebbet hapis cezasının da Türkiye’deki infazı 30 yıl. Fakat Türkiye’de kişiye özel ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası getirildi. O günlerde Avrupa’ya giden MGK Genel Sekreteri, ‘merak etmeyin idam etmedik, fakat idam etmekten beter ettik’ sözünü kullanıyor. Bu söz, İmralı tecridine ışık tutacak bir sözdür. Devletin sistemi, kendisine karşı bir hareket geliştiren, bu hareketi büyüten ve dünyanın gündemine getiren kişiye karşı tarihsel bir düşmanlığı var. Bugün her kurumun tecride karşı verdiği mücadele önemli ama eksiktir. Bu konuda hepimizin özeleştiri vermesi gerekiyor.”
 
‘Yaşatma felsefesi’
 
Ardından konuşan Avukat Ekin Yeter, açlık grevlerinin tarihi ve Türkiye cezaevlerinde yaşanan mevcut durumu anlattı. Leyla Güven öncülüğünde başlatılan açlık grevi ve sonrasında yaşananları hatırlatan Ekin, “İki yıl önceki sürece dikkat çekersek, o dönem hukuksal bir tıkanmışlık söz konusuydu. Sonrasında bir inisiyatif geliştirildi ve grevler başladı. Ardından grevler ölüm oruçlarına dönüştü. Maalesef 9 kişi yaşamını yitirdi. Şu an içinde bulunduğumuz süreç o sürece evrilir mi bilmiyoruz? Şuan hepimizin kaygı ve korkusu bu. Grevler 5 günlük periyotlarla başladı ardından 14 Temmuz itibarıyla 15 güne çıkartıldı. 15 günlük dönüşümlü grev, pandemi koşularını da göz önünde bulundurursak insanı sağlığı için oldukça riskli. Bu sürecin iki yıl önceki sürece everilmemesi adına ne yapılması gerekiyorsa yapılmalıdır. En son grev pratiğinde Sayın Abdullah Öcalan’ın, bir yaşatma felsefesi söz konusuydu. Bu değerlendirme ışığında hareket etmek gerekiyor” ifadelerini kullandı. 
 
Yasal dayanağı yoktur’
 
Greve giren tutsakların ilk talebinin İmralı tecrit rejiminin sonlandırılması olduğunu belirten Ekin, yine taleplerin ağırlaşan infaz koşullarının düzeltilmesi, pandemi sebebiyle artan hak ihlallerinin sonlandırılması olduğunu ifade etti. Ekin, “Aslında tek talep her alanda tecridin bitirilmesidir. Hukukun bütün organları bir bütündür. Bunlar birbirinden ayrı ve keyfi uygulanamaz. Biz hukukçulara düşen görev ise bunları teşhir etmektir. Bu tecridin hiçbir yasal dayanağı yoktur. Uluslararası hukuk metinleri de tecridi her platformda işkence olarak tanımlamaktadır. Diğer hapishanelerde karşılaşılan hak ihlallerinin her zaman ilk uygulandığı yer İmralı olmuştur. AHİM kararında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının bir insan hakları ihlali olduğu belirlemesi var. Ancak tüm yaptığımız başvurulara rağmen bu karar halen uygulanmıyor. Soyut beyanlarla yüzlerce kişi bu ağırlaştırılmış müebbet cezasıyla karşı karşıya kalıyor. İlk örneği İmralı’da uygulanan hukuktur” diye belirtti. 
 
Panel ardından soru-cevap bölümüyle sona erdi.