Gazetecilikte ‘ırkçı saldırı’ çizgisi: Mülteciye mikrofon uzatmak ya da uzatmamak
- 10:03 15 Ağustos 2021
- Güncel
Öznur Değer
ANKARA - Irkçı saldırıların öznesi halini alan Altındağ’da yaşanan tarihi “trajedi” özünde işgali andıran bir saldırıdan öte değil. Çünkü bunun ötesi olamaz. Ülkede “Türk” ve “yandaş” olmamak zor. Hele hele mülteci olmak çok zor…
“Irkçılık cahilin sığınağıdır. Bölmek ve yok etmek ister. Özgürlüğün düşmanıdır ve kafa kafaya çarpışıp yok edilmeyi hak eder” der Kanadalı yazar Pierre Berton. Tam da “özgürlüğün baş düşmanı” olan ırkçılığın, faşizanlığın körüklenmeye çalışıldığı bir zaman diliminden geçiyoruz. Gün geçmiyor ki yeni bir ırkçı saldırı ile güne başlamayalım. Gün geçmiyor ki “Kürtlere ırkçı saldırı”, “Mültecilere linç girişimi” başlıklı haber okumayalım. Konya, Afyon, Çorum, Antalya, Sakarya, Ankara ve dahası…
Irkçılık hastalık değil ideolojiktir
Irkçılığın bir hastalık değil, ideolojik bir sapkınlık olduğunun altını çizmek isterim öncelikle. Böylesi bir vahşetin “hastalık” adı altında meşru kılınması, insanları birbirine kırdırtmaktan başka bir işe yaramaz. 30 Temmuz’da Konya’nın Meram ilçesine bağlı Hasanköy Mahallesi’nde, Karslı Kürt aileye yönelik gerçekleşen ırkçı katliamın acısı ve öfkesi yüreklerimizdeki sıcaklığını korurken, ardı arkası kesilmeyen benzeri saldırılar ülkenin temel gündemi halini aldı.
Önce Kürtler sonra mülteciler
Türkiye metropollerinde yaşayan ve çalışmak durumunda olan Kürtleri hedef haline getiren ırkçı ideoloji, beslendiği ırkçı dehlizlerden aldığı cesaret ile kendisini yayma peşinde. Adeta barbar bir çeteyi anımsatan bu ideoloji, şimdilerde saldırgan Esat rejimi ile barbar DAİŞ’in zulmünden kaçarak sığındıkları yerlerde yaşam mücadelesi veren Suriyeli mültecileri hedef almaya başladı. Hedef almakla yetinmeyen bu “ideoloji” vuruyor, yetmiyor kırıyor, o da yetmiyor taşlıyor ve en son katlediyor…
Adres: Altındağ
Adres: Altındağ… Ankara’nın Altındağ ilçesine bağlı Önder Mahallesi’nde çıkan bir kavgada Emirhan Yalçın’ın yaşamını yitirmesi sonrasında mahalle adeta “işgal” alanına döndü. Savaş alanı demiyorum, çünkü savaş karşılıklı şiddet eylemidir. Savaşta biri saldırır biri ise karşılık verir. Ancak Altındağ ırkçılar tarafından işgal edildi. İşgalde sadece saldıran vardır çünkü. Altındağ’da “Türk” ırkçılar Suriyeli mültecilere saldırdı. Olayın esas özeti de bu. Sadece saldıran var, karşılıklı bir çatışma durumundan söz edilemez. Mülteciler bulundukları yerlerde kendilerini koruma altına almaktan başka bir şey yapamadı. Burada mültecilerin yaşam alanının işgali var…
Taşladılar, yağmaladılar
10 Ağustos’ta başlayan linç girişimleri 11 ve 12 Ağustos gecesi de devam etti. Saldırılarda aralarında çocukların da bulunduğu çok sayıda mülteci yaralandı. Mültecilere ait olduğu bilinen ev ve işyerleri taşlandı, yağmalandı, araçları yakıldı. Bu olayların ardından çok sayıda mülteci, tek bir eşyasını dahi alamadan, mahalleyi terk etmek zorunda kaldı. Bunlardan bir kısmının araçları saldırıya uğradı ve birçoğu ağır yaralar aldı.
‘Irkçılık nedir’ sorusunun yanıtı Altındağ’da
Nedir diye sorsak ırkçılık, çok sayıda kavram üretir, türetiriz belki de. Ancak derinlemesine işlemek gerekirse ırkçılığı, tam anlamıyla belli bir ideolojik aklın yeryüzüne sirayet ettiği “istila” zihniyeti deriz. “Türkiye başkentini işgal etti” desem, bu söylemimin “provokatif bir argüman” olarak değerlendirilmesi kaçınılmaz olur. Ancak tanıklık ettiğimiz kareler ışığında, “Irkçılık Türkiye’nin başkentini işgal etti” dedirtiyor bana. “Niye mi?” Altındağ baştan aşağı Türk bayraklarıyla kaplanmış. İşgal sonrası zafer edasıyla asılan bayraklar, bu defa Suriyeli mültecilerin mahalleden “kovulması” sonrası asılıyor. “Türk” olduğunu kanıtlama çabası ve Suriyeli mültecileri “kapı dışarı” etme isteminin altında yatan “ırkçılık” duygusunun kaynağı belli aslında. Altındağ Belediyesi ırkçı duyguları aşılayan ve toplumu birbirine kırdırtmayı hedef edinen AKP’nin elinde. Bu bile gelişen olayların neden bu denli ağır tahribatlara yol açtığını somutlar nitelikte. Hakeza emniyetin rolünü de göz ardı etmemek gerek. Olaylara seyirci kalan ve ırkçı gruba adeta geçit veren polis, yaşananların baş sorumlularından.
Medya Altındağ’ı nasıl gördü
Gel gelelim Altıdağ’da gelişen ırkçı saldırıların ana akım medya tarafından nasıl görülüp yorumlandığına. Olayların başlamasının ardından gerek muhalif basından gerek ana akım medyadan çok sayıda gazeteci Altındağ’a gitme arayışındaydı. Ancak muhalif gazetecilerin oraya gitme amacı mültecilerin yaşadıklarını kamuoyuna duyurmakken, aynı şeyi ana akım medya için söylemek mümkün değil.
Ana akım medya ile muhalif basın farkı
Hürriyet, Milliyet, Habertürk, A Haber, CNN Türk gibi medya kuruluşları mahalledeki izlenimlerini “tek taraflı” şekilde, hiçbir mülteci ile görüşüp konuşmadan servis ederken, Jinnews, Mezopotamya Ajansı (MA), Artı TV ve Doğrusu Haber’den çok sayıda muhabir olay yerinde mültecilerin yaşadıklarını dinleyip yaşadıklarını kaleme aldı.
Mültecilere söz verilmedi
Hürriyet gazetesi mahallede darp edilen, evi, dükkanı zarar görenlerle görüşüp konuşmadan “haber” yaparken, Milliyet gazetesi de aynı şekilde mültecilerle görüşmeden mahallede yaşayanların “Suriyeli istemiyoruz” söylemlerini servis etmekten kaçınmadı. Milliyet yayımladığı haberler ile yaşanan ırkçı saldırıları kamuoyuna duyurmuş olmadı, adeta ırkçılığı derinleştirdi.
Gerilim değil, linç
Habertürk muhabirleri de kendi gözlemlerinde mültecilerin yaşadıklarına yer vermezken A-Haber resmi açıklamaları vermekle yetindi. CNNTÜRK ise “Altındağ'da Türk ve yabancı uyruklular arasında yaşanan gerilim sona erdi” dese de olayın özünün iki taraf arasında yaşanan bir gerilim olmadığı, tek taraflı şekilde mahallede yaşayan mültecilerin linç edilmek istendiği olduğunu biliyoruz.
Türkiye’de mülteci olmak
İktidar medyası ırkçı ideolojisiyle istediği kadar haber servis etsin, algı oluşturmaya çalışsın biz özgür basın kimliğinden ödün vermeyen gazeteciler toplumun tüm kesimlerinin sesi olmaya devam edeceğiz. Altındağ’da yaşananlar, Türkiye’nin “ırkçılık” tarihine düşen bir not oldu. Küçücük bedenlerin taşlarla linç edilmesini unutmayalım, unutturmayalım… Dünyada mülteci olmak zor, Türkiye’de mülteci o0lmak çok daha zor…







