Emet Değirmenci: Doğayı korumak herkesin görevi
- 09:02 18 Ağustos 2021
- Güncel
Melike Aydın
MUĞLA - Rant projeleriyle ormansızlaştırmanın kırsal kesimde yaşayan kadınların doğadan koparılarak, metalaştırılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyleyen ekofeminist Emet Değirmenci, doğayı korumanın herkesin görevi olduğunu söyledi.
Muğla’nın Milas ilçesinde Akbelen Ormanları’nda kurulmak istenen linyit maden ocağına karşı başta kadınlar olmak üzere günlerce direnen ikizköylüler ve yaşam savunucularının mücadelesi sonuç vermiş, Muğla 3’ncü İdare Mahkemesi’nde süren Entegre Tesis ÇED Muafiyeti iptal davası ve Muğla 1’inci İdare Mahkemesi’ndeki orman kesimi iptal davasında yürütmeyi durdurma kararı alınmıştı.
Kararın ardından yaşam savunucuları, direnişin devam edeceğini vurgulamıştı.
Akbelen Ormanları’nın kesilmemesi için direnen ikizköy direnişçilerine destek veren ekofeminist akademisyen Emet Değirmenci, ekolojik yıkımın kadınlara etkisini değerlendirdi.
Toplumsal iş bölümünün kadının doğayla olan ilişkisini daha güçlü kıldığını ifade eden Emet, doğayı korumanın herkesin görevi olduğunu söyledi. Emet, kadının ormansızlaştırma sonrasında erkek egemen toplum yapısında metalaşma tehlikesi ile karşı karşıya olduğuna dikkat çekti.
‘Toplumsal iş bölümü en önemli faktör’
Rant projelerinden biri olan Akbelen Ormanları’nın hedef alınmasını esnasında ikizköy’den Nejla Işık’ın dijital medyadaki paylaşımının kadınların çığlığını yansıttığını kaydeden Emet, ekoloji mücadelesini kadınların daha çok sahiplenmesinin üzerinde durulması gerektiğini vurguladı. Doğadaki kadının rolünün tohum, bitkileri çoğaltma, bostanlara bakma olduğunu kaydeden Emet, “Mezopotamya’da ilk buğdayın evcilleştirilmesini kadın sağlamıştır denilir. Kadın doğurgan olduğu için doğaya yakındır demiyorum ama toplumsal iş bölümü kadınların bilgi birikimi, deneyimi, doğaya daha yakın olma özelliğini sürdüre gelmiştir. Bu bilgelik son zamanlarda küresel kapitalizmin her şeyi modernleştirmesiyle yok sayılmaktadır. Çünkü kadınlar geçim ekonomisinden yanadır. Bir yerlerde bir şeyleri depolayıp ondan kar etmeyi düşünmezler. Bu, Chipko hareketi Hindistan’da 1970’lerde ekofeministlerin ilk eylemleri olarak ormanları koruyarak dünyada ete kemiğe bürünmesi şeklinde görülmüştür. Kadınlar daima tahrip olan yerlerde oraya özgü bitki yetiştirmeye çalışırken, erkekler pazara götürülüp pazarlanacak, parayla satılacak şeylere odaklandıkları değişik projelerle öne çıkmıştır” diye ifade etti.
‘Soluduğumuz hava toksik’
Ekolojik yıkımın kadını daha yakından ilgilendirdiğini belirten Emet, biyolojik çeşitliliğin kaybolması, kuraklık ve kimyasalların artması nedeniyle gittikçe daha az verim elde edildiğini sözlerine ekledi. Emet, “Bitkilerin de bizim de soluduğumuz hava toksik. Kadınların masaya sofrasına yiyeceği yemeği koyma derdi arttı. Afrikalı kadının ve bizim topraklarımızda da bu görülüyor, aşını pişirmek için topladığı odun ormansızlaştırma nedeniyle 5-10 km değil de daha uzaktan gelirken, eril patriarkal kültürün taciz ve tecavüzüne uğruyor. Çünkü kadın vücudu eril gözde sahip olunacak bir maldır” diye kaydetti.
‘Kadınları daha fazla tehlike bekliyor’
Doğurganlık özelliğine sahip olan kadının genlerinden çocuğuna taşıdıklarının da toksik halde olduğunu söyleyen Emet, “Bugün ana rahminde iki yüzden fazla toksik madde var. Daha cenin oluşurken çocuk bunu alıyor. Kadının vücudunu her türlü kimyasaldan etkilenmesinde gelecek kuşakları sağlıklı yetiştirmek için bunların hepsi önemli. Ayrıca kadınlar daha fazla yetersiz beslenmeyle karşı karşıya. Bunların neolitik çağdan itibaren, kadının gücünü kaybettiği andan itibaren daha az beslendiği vücudundaki kemik yapısı ve diş çürümelerin daha fazla olduğu, arkeolojik kazılarda belirlenmiş vaziyette. Gelecekte kadınları daha fazla tehlike bekliyor. Onun için kadınların canla toprağına havasına ormanına suyuna daha fazla sahip çıkması gerekiyor” sözlerine yer verdi.
Kent yaşamında metalaşma tehlikesi
Toprağın kaybedilmesi halinde kadının daha zor durumda kalacağının altını çizen Emet, “Mesela cep telefonuna sahip olan kadınların bile dünyada sayısı az. Bazı yerlerde yüzde 30, bazı yerlerde yüzde 10. Eğitime ulaşımı bu kadar yetersiz olan bir kitle, şehre gittiğinde ya vücudunu satacak, vücuduna materyal olarak bakacak, ya da temizlikçilik, hasta bakıcılık gibi niteliksiz işler yapacak. Kentte genç kadına böyle bakılırken yaşlı kadına ise atık gözüyle bakılıyor. Toprağını kaybetmemek için kadın ‘küçücük bahçeden 6 nüfusa bakıyorum. Şehre gidersem bunları kaybedeceğim’ diyor. Bunun için çok net bir kesim var ortada” diye konuştu.
Ekofeministler olarak toplumsal rollere karşı çıktıklarını ve eşitlikçi bir toplum hayal ettiklerini dile getiren Emet, “Doğaya sahip çıkıyoruz. Toprağımıza sahip çıkmak herkesin görevidir” dedi.







