Kırkyama’dan Tülay: Öfkemizi içimize değil sokağa dökeceğiz
- 09:01 21 Ağustos 2021
- Güncel
Habibe Eren
İSTANBUL - İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılması ve sonrası yaşananları değerlendiren Kırkyama Kadın Dayanışması'ndan Tülay Korkutan, mücadelelerini sürdüreceklerini belirterek “Kadınlar olarak haklarımıza yapılan bu saldırıyı karşı olan öfkemizin içimize dökülmesi yerine sokağa taşması gerektiğini biliyoruz” dedi.
Türkiye’de erkek-devlet şiddetinin ayyuka çıktığı bir süreçten geçiliyor. Kadınların kazanımı olan ve devlete erkek şiddetini önleme ve çözüm politikalarını üretme sorumluluğu yükleyen İstanbul Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanı kararnamesi ile yürürlükten kaldırılması ile adeta erkeklere cesaret verildi. Failleri koruyup kollayan adli makamlar, söz konusu kadın olunca var olan mekanizmaları işletmiyor. Ajansımızın Temmuz ayı “şiddet çetelesine” göre son bir ayda 27 kadın katledildi 8’i şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi.
Kırkyama Kadın Dayanışması'ndan Tülay Korkutan, İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılmasından sonra yaşanan gelişmeleri ve her geçen gün artan kadın katliamlarına ilişkin ajansımıza konuştu.
‘Erkekler güç aldı’
Erkek şiddetine karşı kadınların uzun yıllardır mücadele ettiğine dikkat çeken Tülay, İstanbul Sözleşmesi yürürlükteyken etkin bir şekilde uygulanması için hükümete baskı yaptıklarını anımsattı. “Heteropatriarka hayatımızın her yerinde şiddeti yeniden üreten, erkeklere bu anlamda güç veren bir sistem olarak duruyor” diyen Tülay, halihazırda uygulanmayan İstanbul Sözleşmesinin feshi ile birlikte erkeklerin daha da güç aldığını ve kadınlar başta olmak üzere LGBTİ+’lar, çocuklar üzerindeki tahakkümlerini, şiddet biçimlerini giderek arttırdığına işaret etti.
‘İktidar, yargı ve kolluk kuvvetleri katliamlardan sorumlu’
Cezasızlık politikasının kadınların yaşamlarını ellerinden aldığını belirten Tülay, devlet korumasında olan kadınların katledildiğini ifade etti. Tülay, “Erkekler nasılsa ceza almam diyerek kadınlara en korkunç şekilde istediklerini yapabiliyor. Eril medyanın cinsiyetçi dili, haber yapma biçimleri erkek şiddetini yeniden üreten bir yerde duruyor. Katletme biçimlerini en ayrıntılı şekilde haber yapmak, tüm şiddet ayrıntılarını haberde yer vermek bir sonraki yaşanacak cinayetlere zemin hazırlıyor. Yaşanan bu katliamların sorunlusu İstanbul Sözleşmesinden çekilenler, iktidar, yargı ve kolluk kuvvetleridir” diye konuştu.
‘Güvenli bir alanımız yok’
Kadın katliamlarının artmasının yanı sıra son süreçte çok fazla kadının kaybolduğunu ve ardından yaşamını yitirmiş halde bulunduğunu anımsatan Tülay, sözlerine şöyle devam etti: “Bugün biz kadınlar için güvendeyiz diyebileceğimiz hiçbir alan yok. Erkek şiddeti hayatımızın her yerinde. Kadın örgütlerinin çağrısına kulak vermeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Erkek şiddetine karşı acil önlem alınsın diye bas bas bağırıyoruz. Devlet önlem almak yerine kazanımlarımıza saldırıyor, kadınları erkek şiddetinden koruyacak önlemler almıyor. Devlet önlem almadıkça, erkeklere güç verdikçe kaybolan kadınların aranması için işlem başlatmadıkça daha çok kadın katlediliyor. ‘Bana bir şey olmaz’ ,’3-5 ay yatar çıkarım’ güvencesini erkeklere devlet veriyor. Geçtiğimiz günlerde Antalya’da katil Mustafa Murat Ayhan tarafından katledilen Azra Gülendam’ın telefon sinyaline hafta sonu diye bakmayan polis katil Murat Ayhan kadar yaşanan cinayetten sorumludur. Nasıl olurda sen acil bir şekilde arama çalışmasına başlamazsın? Eğer etkin bir şekilde arama çalışması başlatılsaydı belki de Azra şuan aramızda olacaktı.”
‘İntihar değil cinayet’
Kendisine tecavüz eden faillerin serbest bırakılması sonrası yaşamına son veren Eda Nur Kaplan’ı da hatırlatan Tülay, “Şimdi bu durum bizim için intihar değil cinayettir. Tecavüzcüleri serbest bırakanlar Eda ve katledilen tüm kadınların katilidir. Kadınlara her türlü şiddeti uygulayanlar serbest bırakılıyor adımlarını kapıya attıklarında başka bir kadının hayatını elinden alıyorlar. Biz kadınlar olarak bir kişi daha eksilmemek için, eşit, özgür, şiddetten uzak, güvende yaşayacağımız bir dünya için mücadele ediyoruz. Tüm isyanımız bunun için. Artık yeter diyoruz” dedi.
‘İktidar otoriterliğini artırıyor’
Toplumun çoklu krizler içerisinde debelendiğini dile getiren Tülay, “Sağlık boyutunda yaşadığımız krizden tutalım da, ekonomik kriz, siyasal kriz kadınların hayatını doğrudan etkilemiş durumda. Erkek egemenliğinin salgın döneminde nasıl kadınlara karşı güç kazandığını hepimiz deneyimliyoruz. Bu krizli ortamı derinleştiren siyasal iktidar ise kendi tahtı sallandıkça giderek otoriterliğini artırıyor. İnşa etmek istediği düzene geçişi, baskılarla yasaklamalarla gerçekleştirmekten başka yolu kalmamış durumda” ifadelerini kullandı.
‘Kadınlar pasifleştirilmek erkekler güçlendirilmek isteniyor’
Düzeninin çürümesinin bütün yükünü ve acılarını da ezilenlere çektirmek istediğine işaret eden Tülay, “İstanbul Sözleşmesi’nin feshi kararı alınmasının en büyük nedeni ise iktidarın kendisine karşı en direnişçi kesim olan kadınları pasifleştirmek. Aynı zamanda erkekleri güçlendirmek. Mafya düzeni üzerinde yükselen, keyfi, baskıcı, talancı, kendinden başka herkese yasak uygulayan kadın düşmanı bir iktidarın aldığı bu kararı biz kadınlar tanımıyoruz ve kazandığımız haklarımızdan vazgeçmiyoruz” diye belirtti.
‘Öfkemizi içimize değil sokağa dökeceğiz’
“Kadınlar olarak haklarımıza yapılan bu saldırıya karşı olan öfkemizin içimize dökülmesi yerine sokağa taşması gerektiğini biliyoruz” diyen Tülay, en dinamik, en kararlı ve direnişçi güç olma potansiyelini kadınların taşıdığını söyledi. Şiddetten uzak, eşit, özgür, güvenli bir yaşamı kurma mücadelesi için İstanbul Sözleşmesi'nin feshine yönelik alınan karara karşı direnmeyi sürdüreceklerini söyleyen Tülay, “Çok farklı perspektiflere sahip kadın örgütleri, bağımsız kadınlar, genç kadınlar, çeşitli alanlarda mücadele yürüten kadınlar İstanbul Sözleşmesi’nin hedefe konulmasına büyük bir tepki oluşturdu. İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik bu saldırıların kazanılmış diğer haklarımıza yönelik devam edecek saldırıların da önemli bir adımı olarak değerlendiriliyor” şeklinde konuştu.







