Arzu Yılmaz: ABD bundan sonra Ortadoğu’da başat aktör değil

  • 09:01 26 Ağustos 2021
  • Güncel
 
Habibe Eren
 
İSTANBUL - ABD’nin bundan sonra Ortadoğu’da başat aktör olamayacağını belirten siyaset bilimci Arzu Yılmaz, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesiyle birlikte pimi çekilmiş bombayı Orta Asya’ya bıraktığını söyledi. Yeni oluşan denklemde politik sınırların korunmasının esas alındığını da belirten Arzu’ya göre genişleme arzusu taşıyan İran ve Türkiye’nin dört parçaya bölünen Kürdistan’ı bu kez kendi içerisinde her bir parçaya bölmeye çalıştığını kaydetti.  
 
Afganistan’da ABD’nin 20 yıllık işgali sonrası askerlerini çekmesiyle Taliban kısa sürede ülke yönetimini ele geçirdi. Cumhurbaşkanı Eşref Gani ülkeyi terk ederken, binlerce Afganistanlı Taliban tehdidi nedeniyle ülkeden kaçmaya çalıştı. Uzun süredir işgal altında olan Afganistan’da yaşanan bu gelişmeler yeni bir sürecin habercisi olarak yorumlanırken Ortadoğu’da uzun süredir devam eden vesayet savaşının yeni bir aralığı. Tüm bunların yanı sıra Taliban’ın “demokrasiyle değil şeriatla yöneteceğiz, kadınların giyimine de din adamları karar verecek, çalışan kadınlar bir süre evde kalsın” açıklamalarıyla birlikte kadınların yaşadığı sorunlar ve kadın direnişi de Afganistan’da önümüzdeki süreçte tartışılacak konulardan biri. 
 
Hamburg Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Arzu Yılmaz, Afganistan’da yaşanan gelişmeleri ve bu sürecin Ortadoğu’ya yansımalarına ilişkin ajansımızın sorularını yanıtladı. 
 
“Pax Americana (Amerikan Barışı) Dönemi’nin sonuna geliniyor. Henüz bu devir kapanmadı ama bu devirin kapanışının farklı evrelerine tanıklık ettiğimiz bir süreci yaşadığımızı düşünüyorum”
 
*ABD’nin 20 yıllık işgali sonrası askerlerini geri çekmesi ile Afganistan’da, “Taliban” yönetimi ele geçirdi. ABD her ne kadar 10 yıldır uzatmalı olarak yavaş yavaş bunu gerçekleştirse de çekilme Joe Biden döneminde hayat buldu. Bu kararı nasıl yorumlamak gerekir? 
 
Bu çekilmenin ani bir çekilme olmadığı ve arka planında 10 yıllık süreklilik arz eden politikalar olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Bu yönüyle baktığımız zaman Demokratlar, Cumhuriyetçiler ya da hangi başkanın Amerika’yı yönettiğinden bağımsız bir süreklilik oldu. Bu süreklilik bir zorunluluğa dayanıyor. Çünkü Amerika artık bir hegemon güç olarak hem içeride hem dışarıda karşılaştığı sorunları yönetme kabiliyetinde askeri ve ekonomik gücünü korusa da bunu yönetme kabiliyetinde farklılaşan sorunlara, kendi iç dinamiğindeki farklılaşmalara bağlı olarak ciddi bir yorgunluk ve kapasite sorunu yaşıyor. Bu yönüyle baktığımızda da Pax Americana (Amerikan Barışı) Dönemi’nin sonuna geliniyor. Henüz bu devir kapanmadı ama bu devirin kapanışının farklı evrelerine tanıklık ettiğimiz bir süreci yaşadığımızı düşünüyorum.
 
*300 bin kişilik ordusu bulunan Afganistan hükümeti 70 bin kişilik Taliban’ı engelleyemedi. Bunun nedenleri neler? 
 
Her şeyden önce modern anlamda devletleşme bu coğrafyalarda sömürge dönemi ile başlayan bir deneyim ve ondan sonrasında Amerika’nın merkezinde olduğu, her zaman dışarıdan ve yukarıdan aşağıya bir toplum mühendisliği ile kotarılmaya çalışılan bir sistem. Bunun altını çizmek gerekiyor. Bu bağlamda sadece Afganistan üzerinden değil, Ortadoğu’yu da içine alan daha geniş bir coğrafya üzerinden düşündüğümüzde, devletleşme denilen şeyin bu bölgelerde başarısızlıkla sonuçlanmasının en önemli nedeninin bu olduğunu görüyoruz. İkincisi askeri güçlerin sayılar üzerinden ya da silahlar üzerinden karşılaştırılması ile yapılan analizleri çok açıklayıcı bulmuyorum. Burada göz ardı edilen bir şey var; bir kere istikrar ya da düzen sadece ordular eliyle gerçekleştirilebilecek bir şey değil. Bu böyle olsaydı dünya tarihi çok farklı yazılırdı. İşin diğer tarafıysa zaten ordu denilen şey, sadece sahip olduğu asker sayısı ve silah ile güç açıklanamaz. Ordular en önemli endoktrinasyon merkezleridir. Yani belli bir disiplin, hiyerarşi ve inanç üzerinden örgütlenirler. 
 
Bizzat içinde yaşadığım Irak örneği üzerinden dillendirebilirim. Bu söylediğim şeylerden yoksun dışarıdan toparlama bir ordu olarak her ne kadar eğit-donat programları ile trilyonlar yatırılmış olsa da günün sonunda bu ordulara katılan insanların motivasyonları ve oradaki görevlerini nasıl icra ettikleri bunun geçici bir iş kolu olarak görüldüğünü gösteriyor. Afganistan ve Irak’ta kurulan ordularda böyle bir durum var.
 
“Genişleme arzusu ile bölgede hareket eden özellikle ağırlıklı Kürt nüfusu kendi sınırları içerisinde barındıran İran ve Türkiye açısından baktığımızda yüz yıl önce dört parçaya bölünen Kürdistan’ın bu kez kendi içerisinde her bir parça içinde bölünmesi gibi bir süreci yaşıyoruz.”
 
 * Ortadoğu’da yeni bir dizayn oluşuyor. Tüm ülkeler bu kapsamda hamlelerini gerçekleştiriyor. Afganistan’da da yeni bir vesayetin habercisi. Kürtler böyle kritik bir süreçte ne durumdalar. Avantajları, dezavantajları neler?
 
Sadece Ortadoğu’da değil tüm dünyada yeni bir dizayn oluşuyor. Bu dünyada oluşan yeni dizayn karşısında deyim yerindeyse ‘kartlar yeniden karılıyor’. Dünyadaki yeni güç rekabetine bağlı olarak Ortadoğu’da da yeni bir güç dengesi arayışı var. Bu arayış içerisinde bir sürü belirsizlik var ancak net olan şu ki; 1950’lerden sonra Pax Amerikana sistem içerisinde Amerika’nın başat aktör olduğu bir Ortadoğu bundan sonra olmayacak. Peki yerine ne gelecek? Askeri olarak Rusya Soğuk Savaş döneminde olmadığı kadar Ortadoğu’daki bu denklemde bir askeri güç olarak dâhil olmuş durumda. Çin,  İran’la yapılan bir savunma ve güvenlik işbirliği anlaşması ve Cibuti’da ise askeri üssü olmasına rağmen ekonomik olarak dahil olmuş durumda. Başka önemli parametre ise büyük ölçüde coğrafi nedenlerden dolayı ama bunun tabi ki arka planında tarihsel nedenler var; Ortadoğu’daki güç dengesini Batı üzerinden okuduğumuzda bundan sonra Amerika’dan çok Avrupa’nın bu denklemde daha aktif bir rol alacağını öngörebiliriz.
 
 Şimdi bu tablo içerisinde neler oluyor diye baktığınızda bölgesel ölçekte yeni bir denklem oluşuyor. Bunu isterseniz İbrahim Anlaşması- İsrail Körfez ülkeleri şimdilik Arap ülkeleri Bahreyn ve Fas üzerinden konuşabiliriz. Körfez ülkeleri genel olarak İbrahim Anlaşması ile İsrail ile işbirliğine itirazları olmadığı düşünüldüğünde Mısır, İsrail ve Körfez ülkeleri diye genelleyebileceğimiz bir güç ve askeri- diplomatik işbirliği alanı görüyoruz. Öbür taraftan Irak’ın, Suudi Arabistan ve Ürdün Mısır arasında hatta bu ayın sonunda Türkiye’nin son evrede dâhil edildiği Levant projesi var. İsterseniz İbrahim Anlaşması çerçevesinde isterseniz büyük ölçüde Fransa tarafından desteklenen Levant İnisiyatifi üzerinden bakın, bölgesel ölçekte yeni bir denklem kurulmaya çalışılıyor. Bunun halihazırda sahaya nasıl yansıdığına baktığımızda sözünü ettiğim genişleme arzusu ile bölgede hareket eden özellikle ağırlıklı Kürt nüfusu kendi sınırları içerisinde barındıran İran ve Türkiye açısından baktığımızda yüz yıl önce dört parçaya bölünen Kürdistan’ın bu kez kendi içerisinde her bir parça içinde bölünmesi gibi bir süreci yaşıyoruz. 
 
Biz bunu ilk bakışta Rojava’da deneyimledik. Güney Kürdistan’da 2017 sonrası süreçte önce tartışmalı alanın kopmasını ardından Süleymaniye-Erbil arasındaki gerilim üzerinden ve bugün yaşananlar üzerinden okuduğumuzda yeni bir güç dengesi oluşturulmaya çalışılırken bunun kaçınılmaz yansıması olarak da Ortadoğu’da yeni bir bölgesel ölçekte bir güç dengesi oluşuyor ve bu güç dengesinin en önemli mutabakat alanlarından bir tanesi politik sınırların korunması. Genişleme arzusu taşıyan aktörlerin sınırlandırılması, çevrelenmesi de bir başka faktör. İşte buna bağlı olarak Kürtlerin toplumsal sınırları aşan siyasal ve toplumsal hareketlerin önünü kesmek ama aynı zamanda genişleme arzusu taşıyan İran ve Türkiye gibi ülkelerinde çevrelenmesini mümkün kılacak bir denklemde Kürt siyasal alanının şekillenmekte olduğunu da söylemek mümkün.
 
“Şengal bize aslında bir turnosol kâğıdı gibi politik sınırların korunmasını ve aynı zamanda İran ve Türkiye’nin genişlemesinin ne kadar sınırlanabileceğinin test edildiği bir alan olarak karşımıza çıkıyor.”
 
 * Tüm dünyanın gözünü Afganistan’a çevirdiği dönemde Türkiye’nin Şengal’e düzenlediği hava saldırısında hastaneyi hedef alması bu bahsettiklerinizle birlikte okunabilir mi? 
 
Şengal’in tüm bu tablo içerisinde bir de şöyle bir kritik pozisyonu var: 2010’dan sonra Suriye Irak sınırından 200 km gibi bir sınırı kontrol etme yeteneğine kavuşmuştu. Aynı zamanda her bir Kürdistan parçasının kendi içinde parçalanma sürecine girdiği bu evrede Şengal’in Rojava ve Başur’u birbirine bağlayan ya da ayıracak bir jeostratejik konumda olduğunu da gözden kaçırmamak gerekiyor. Şengal bize aslında bir turnosol kâğıdı gibi politik sınırların korunmasını ve aynı zamanda İran ve Türkiye’nin genişlemesinin ne kadar sınırlanabileceğinin test edildiği bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Mesela Şengal’de halihazırda askeri hareketliliği dışarıdan okumaya çalıştığımızda her ne kadar Kazimi farklı bir profil çizmeye çalışsa da tartışmasız bugün Şengal’deki askeri olarak hakim güç İran’ın desteklediği Şii milis gruplar. Türkiye çok uzun zamandır Şengal’e bir kara operasyonu yapmayı arzu etse de hava operasyonları ile sınırlandırılmaya çalışıldığını görüyoruz.
 
* Türkiye’nin yanı sıra Çin ve Rusya’nın Taliban ile diplomatik ilişkileri var. Çin ve Rusya’nın ne gibi çıkarı var, bu çıkarların ters düşmesi halinde neler yaşanabilir?
 
Bir kere Rusya’da en yaygın ikinci din İslam. İslam meselesi büyük ölçekte Batı üzerinden İslamofobi,  11 Eylül saldırıları ve Avrupa’daki radikal örgütlerin terör saldırıları üzerinden tehdit algılandı ve bu kapsamda konuşuldu. Ama sadece Rusya’nın içinde bulunan Müslüman nüfusun radikalleşme seyri açısından değil aynı zamanda Rusya hinterlandını oluşturan Kafkasya Cumhuriyetlerine baktığımız zaman günün sonunda radikal İslam ideolojisinin bugüne kadar her ne kadar batı tarafından daha çok tehdit algılandığı üzerinden konuşsak da Rusya içinde çok ciddi bir tehdit olarak algılandığının altını çizmek gerekiyor. Çin bu bağlamda Rusya kadar bir iç sorun ve yakın coğrafya tehdidini taşımıyor. Tabii ki Türkistan İslam Hareketi, Uygur Türkleri mevzusu var ama bana kalırsa Çin açısından asıl bu mevzunun önemi şuradan kaynaklanıyor: Yükselen bir ekonomik güç olarak küresel bir aktör olma stratejisi. Çin’in Kuşak ve Yol Projesi’ni Müslüman ağırlıklı nüfusa sahip coğrafya üzerinden yürütmek gibi bir politika izlediğini görüyoruz. Bugün Pakistan, İran ve Körfez, Kuşak ve Yol Projesi’ne hem pratik anlamda hem de siyasi anlamda Çin’in küresel bir güç olarak tanımlanmasının en önemli izleği olarak ortaya koymak mümkün. 
 
“ABD pimi çekilmiş bir bombayı isterseniz Çin’in böğrüne isterseniz Rusya’nın ayaklarının altına isterseniz İran’ın sırtına bıraktı deyin sonuç itibarıyla Orta Asya’nın göbeğine bıraktı”
 
* ABD’nin bu anlamıyla radikal İslamcı örgütlere genişleme alanı yarattığı söylenebilir mi?
 
ABD pimi çekilmiş bir bombayı isterseniz Çin’in böğrüne isterseniz Rusya’nın ayaklarının altına isterseniz İran’ın sırtına bıraktı deyin sonuç itibarıyla Orta Asya’nın göbeğine bıraktı. Çünkü bu coğrafya dünyadaki Müslüman nüfusun yaklaşık yüzde 50’sini barındırıyor. Taliban’ın İslam Emirliği’ni kurduğu ve her şeyden önemlisi War on terror( terörizmle savaşın) günün sonunda İslam’a karşı bir savaş olarak algılandığı konseptte; Amerika’nın çekildiği, Taliban ise iktidara geldiği durumda her şeyden önce radikal İslamcı örgütlerin ciddi bir psikolojik üstünlük sağladığı, moral bulduğu bir vaka. Bu arada IŞİD’ın Irak ve Suriye’de ortaya çıkması Kürt İslamcı partilerin önemli ölçüde taban kaybetmesine ve siyasi iddialarından çok ciddi geri adım atmalarına neden olmuştu. Çünkü IŞİD’ın yarattığı yıkım bir kere moral zemini dinamitlemişti. Henüz net bir yargıda bulunmak için erken ama son 15 gündür Kürt İslamcı partilere ve sahadaki gözlemlere dayanarak Kürt İslamcı partilerin IŞID’le kaybedilen moral zeminini yeniden kazanma gibi bir hevese kavuştuklarını söyleyecek durumdayız. Bu kadar yoğun bir Müslüman nüfusun olduğu Orta Aya’da Taliban’ın bir moral etkisi yaratacağı ve farklı radikal İslamcı grupların Taliban üzerinden çevrelenmesinin ne kadar mümkün olacağını göreceğiz ama her halükarda radikal islam mevzusunun batıdan daha çok Orta Asya’da Çin’in ve Rusya’nın baş etmesi gereken bir sorun olarak bundan sonra daha fazla tartışma ihtimalimiz yüksek.
 
 
 * Peki İran açısından bu süreci nasıl değerlendirirsiniz? Kimi kesimlerde bir sonraki yönelimin İran olacağını belirtiyor. 
 
İran’ın Çin ve Rusya’nın sözünü ettiğim Ortadoğu’daki yeni kurulmakta olan güç dengesindeki yeri bağlamında çok önemli bir yeri var. Ama öbür taraftan son 20 yıl üzerinden bir okuma yaptığımda açıkça gördüğüm, İran’da rejim değişikliği Batı’nın çoktan vazgeçtiği bir hedef. Onun yerine rejimin dönüştürülmesi; yani önce çevrelenmesi daha sonra da rejimin uluslararası sistemle uyumlaştırılması gibi farklı evreler tecrübe edildi. Ama tüm bu farklılaşan evrelere rağmen İran’ın Ortadoğu’ya doğru etki alanını genişletme kapasitesinin yeteneğinin önüne geçilemedi. İran Arap coğrafyasında bir etki alanı yarattı ama büyük ölçüde yüzünü döndüğü o coğrafyadan bundan sonra sırtını döndüğü Orta Asya’ya yönelmek durumunda kalacağını düşünebiliriz. İran’ın batısından ve güneyden çevrelenmesi başarılamadı ama doğusundan çevrelenmesi başarılabilecek mi bunu da izleyip göreceğiz. 
 
“Afganistan sınırlarından çıkan ve başka ülkelere göç eden kadınların eliyle görünürlük kazanmasına yardımcı olabiliyor ancak oradaki kazanımların korunmasını sağlayacak olan asıl dinamiğin Afganistan içinde kalan kadınlar eliyle gerçekleştirilebileceğini düşünüyorum.”
 
*Afganistan’da şu an en büyük tedirginliği kadınlar yaşıyor. Birçok noktada elde ettikleri kazanımlar Taliban tarafından tekrar hedef alınacak. Taliban liderleri de Batı’ya, kadınların çalışma ve eğitim hakkı da dâhil olmak üzere birçok hakka “İslam’ın kurallarına göre” sahip olacaklarına dair güvence vereceğini öne sürüyor. Ama orada yaşananlar ve Taliban’ın geçmişi bunun gerçekçi olmadığını gösteriyor. Taliban özellikle kadınlar açısından neden ‘ılımlı’ bir görüntü sergilemeye çalıştı? 
 
Batının bir taraftan olağanüstü başarısızlığı ve çıkar odaklı politikalarını toplumsal tabanda meşru kılmak adına kadın haklarına bir vurgu yaptığını, Taliban’ın da aynı şeyi tersinden benzer bir biçimde kullandığını görüyoruz. Afgan kadınlarının 20 yıldır kazanımlarını koruma konusunda ne kadar yardımcı olunacak, ben açıkçası hiç umutlu değilim. Bu konudaki handikabın da altını çizmek isterim. Bu tarz ciddi rejim değişikliği dönemlerinde insan kaynağının olağanüstü bir hızla sahadan uzaklaştığını görüyoruz. Bunu özellikle şunun için söylüyorum; orada yaşananlar Afganistan sınırlarından çıkan ve başka ülkelere göç eden kadınların eliyle görünürlük kazanmasına yardımcı olabiliyor ancak oradaki kazanımların korunmasını sağlayacak olan asıl dinamiğin ben Afganistan içinde kalan kadınlar eliyle gerçekleştirilebileceğini düşünüyorum. Şimdi bunun üzerinden de dışarıdan verilen desteğin, uluslararası alanda kazanılan görünürlüğün sahada ne kadar yardımcı olacağı konusunda benim şahsen ciddi şüphelerim var. 
 
* Afganistanlı kadınlar sık sık Rojava’daki kadınlardan ilham aldıklarını belirtiyorlar.  Afganistan’da kadınların lokal olarak tepkilerine baktığımız zaman ciddi bir öfke biriktiği ve uluslararası kamuoyunun duyarsızlığının bu öfkeyi büyüttüğü görülüyor.  Afganistanlı kadınlar ileriki bir süreçte nasıl bir atak yapabilir?
 
Arap Baharı ile birlikte toplumsal hareketlerde dikkatimizi çeken bir yerellik nosyonu var. Yani toplumsal hareketler kendi yaşadıkları bölgenin sorunları özelinde gelişip örgütlenen hareketler olarak karşımıza çıkıyor. ABD, Asya, Ortadoğu ve Güney Amerika’da böyle. Fakat kadın hareketi bir ölçüde de iklim ve çevre hareketlerinde bu yerel- küresel arasında son 10 yılda büyük ölçüde açılan makasın daha daraldığı toplumsal hareketler göze çarpıyor. Afganistan’daki kadınların direniş pratiklerinin bir kadın devrimi olarak tariflenen Rojava devriminden ya da IŞID’ın soykırımına uğrayan Şengalli Ezidi kadınlar üzerinden bir takım pratiklerin , hedefler bağlamında ortaklaşma, deneyimler bağlamında da birbirinden öğrenme potansiyeli taşıdığına hiç şüphe yok. Özellikle bu direniş biçimin kendi öznel- kültürel ve ortaya çıktığı coğrafyada mücadele edilen aktörlerin farklılıklarına bağlı olarak birbirinden öğrenebilecekleri olduğu gibi birbirine benzemeyecek kadar da farklılık taşıdığını gözden kaçırmamak gerekiyor. Ben bu küresel yerel makasın daraldığı durumda işlevsel olan Afganistan’dan çıkan kadınların önemli bir gösterge olduğunu düşünüyorum ama öbür taraftan da Taliban’ın ortaya koyacağı politikaları dönüştürme açısından da bu makasın daraldığı yerden daha çok yerelde nasıl bir pratik gerçekleşecek onu izlemenin önemli olduğunu düşünüyorum. Eğer bir dönüşüm gerçekleşecekse bunu Afganistan’dan çıkan kadınların değil, kalan kadınların direnişi nasıl örgütleyeceğine odaklanmanın etki etme kapasitesi anlamında bize daha fazla ipucu vereceğini düşünüyorum.