Dilbilimci Necmiye Alpay: Anadile saygı toplumsal barıştan geçer
- 09:03 27 Ağustos 2021
- Güncel
Habibe Eren
İSTANBUL - Sunucu Didem Arslan’ın Kürtçeye yönelik ırkçı sözler sarf etmesini değerlendiren Dilbilimci Necmiye Alpay, “Anadillerine saygı, toplumsal barışın asgari koşullarından biridir, bunun artık anlaşılması lazım. Barışın toplumsallaştırılması için bir program yürürlükte olmadıkça, bu tür sorunlar gitgide daha sert işaretler veriyor. Sanki gizli bir el tahammülsüzlüğü destekliyor” dedi.
Sunucu Didem Arslan Yılmaz geçtiğimiz günlerde Show TV'de yayınlanan “Didem Arslan Yılmaz'la Vazgeçme” programına Urfa’dan telefonla bağlanan Türkan Taşçı adlı kadını, Kürtçe konuşmaya başladıktan bir süre sonra yayından alarak, “Burası Türkiye Cumhuriyeti”, “Doğu dili bilmiyoruz” ifadelerini kullandı. Sunucunun Kürtçeye karşı tutumu ve tahammülsüzlüğü tepkilere neden oldu. Kürtçeye tahammülsüzlük ilk değil. Meclis’te “bilinmeyen dil” eğitimde “pedagojiye uygun değil”, sokakta ve yaşamın her alanında ırkçı saldırı, cezaevlerinde ise soruşturma konusu olan Kürtçe üzerine baskı, AKP-MHP iktidarında “yok sayma” boyutuna ulaştı.
Dilbilimci Necmiye Alpay, Kürtçeye yönelik saldırılara ve asimilasyon politikalarına karşı Kürtçenin dil bilinci ile daha fazla sahiplenilmesi gerektiğine dikkat çekti.
‘Anadile saygı toplumsal barışın asgari koşullarından biri’
Didem Aslan’ın söz konusu programda Kürtçe için bir yandan “ben biraz anlarım” derken, diğer yandan “Burası Türkiye Cumhuriyeti anlamıyoruz” diyerek çelişkiye düştüğüne işaret eden Necmiye, “Deneyimli bir TV programcısının böyle bir bocalama durumunda kalmak isteyeceğini sanmıyorum. Bu bocalama büyük bir problemin ufak çaplı işaretlerinden biri. Anadillerine saygı, toplumsal barışın asgari koşullarından biridir, bunun artık anlaşılması lazım. Barışın toplumsallaştırılması için bir program yürürlükte olmadıkça, bu tür sorunlar gitgide daha sert işaretler veriyor. Sanki gizli bir el tahammülsüzlüğü destekliyor” dedi.
‘Kürtlük ve Kürtçe apaçık gerçekliklerdir’
Siyasetçi Muharrem İnce’nin“pegojiye uygun değil” diyerek, Kürtçeyi hedef almasına dair,“Kürtlük ve Kürtçe apaçık gerçekliklerdir ve her gerçek gibi, eğitimde uygun bir biçimde yer bulmaları gerekir. Hem Kürt çocuklarının hem de tüm çocuklarımızın eğitiminde bu gerçekliğe yer verilmesi gerekirken, tam tersine bir kandırmaca çabasıdır gidiyor. Pedagojiye uygun olmayan bir şey varsa o da gerçekliğin üstünü örtmeye çalışan tavır ve açıklamalardır” sözleriyle değerlendiren Necmiye, söz konusu uygulamaların Kürt sorununa geleneksel baskı politikasıyla karşılık verme eğiliminin yeniden üstün geldiğinin göstergesi olduğunu kaydetti.
‘Resmi politika baskıya başvurdukça bu tür örneklere rastlanacak’
“Son yirmi yılın kazanımlarından sonra resmi makamların ‘Doğu dili’ gibi günümüzde artık gülünç kaçan örtmecelerin fazla şansı olacağını sanmıyorum” diyen Necmiye, Didem Aslan örneğindeki gibi bireysel bocalamaların devam edebileceğini söyledi. Resmi politikanın baskıya başvurdukça bu tür örneklere daha da sık rastlanacağına vurgu yapan Necmiye, “ Resmi baskı ve inkâr politikasının bildiğimiz tek istisnası Çözüm Süreci’ni kapsayan iki buçuk yıllık dönem oldu (2013-2015). Onun dışında devlet, toplumsal sorunlarımızı zor yoluyla ‘halletmeye’ çalıştı. Sonuçlarını biliyoruz” ifadelerini kullandı.
‘Saldırılara karşı dil bilinci ile hareket edilmeli’
Kürtçeye yönelik saldırılara karşı dil bilinciyle hareket edilmesi çağrısında bulunan Necmiye, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tabandan gelen bilinç işaretleri belki en etkili olanıdır. Örneğin, ben bu satırları yazarken twitter’da ‘haydi bugün herkes bildiği bir Kürtçe sözü tvitlesin’ diye ufak çaplı bir kampanya vardı. Ne kadar güzeldi! Bu tür desteklerin kitlesel ve sürekli bir hale gelmesi yüz akı bir dayanışma hareketi olacaktır.”
‘Toplumsal barış bunu gerektirir’
“Komşusunu inkâr eden kendini inkâr eder. İspanya ve Britanya’da gösterilen barış cesaretini bizim de burada hep birlikte göstermemiz gerekiyor” diyen Necmiye, her şeyden önce dilde barışın en önemli şartlardan biri olduğunu dile getirdi. Necmiye, “Neyin kavgasını edeceksek, neyi tartışacaksak, barış terimleriyle, karşılıklı saygının terimleriyle tartışmak zorundayız. Toplumsal barış bunu gerektirir, ilk adım budur. Karşımızda duran bir insana ‘sen yoksun’ demekten daha saçma ne olabilir? ‘Senin ne dediğini anlamıyorum’ demenin bile saygı ve sevgi dolu bir yolu vardır. Birbirini anlamanın yolu da odur zaten” diye konuştu.







