Boğaziçi Direnişi 8 aydır devam ediyor: Kayyımlar gidene dek…
- 09:03 7 Eylül 2021
- Güncel
Sena Dolar
İSTANBUL - Melih Bulu’nun görevden alınması ardından yerine Naci İnci’nin kayyım olarak atanmasını protesto eden öğrenciler kayyımlar tümüyle gidene kadar mücadelelerini sürdüreceklerini belirtiyor. Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Özlem Damla Arık, "Naci İnci’nin atanması, kayyım atayanlara söz söylemedikçe kayyımların gitmeyeceğini gösterdi. Birleşerek devam ettikçe direniş sürecektir” dedi.
Boğaziçi Üniversitesi’ne 2 Ocak’ta atanan kayyım Melih Bulu’nun 6 aydan sonra Cumhurbaşkanı kararıyla görevden alınması ardından yerine geçici olarak atanan Naci İnci, 21 Ağustos’ta kayyım rektör olarak göreve başladı. Melih Bulu’nun “6 ayda biter” dediği direniş 8’inci ayını geride bıraktı. Naci İnci geçici görevine başladığı ilk gün akademisyen Can Candan ve Fevzi Elçin’i görevden alırken, kayyım rektör olarak atanması sonrası Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu (CİTÖK) Ofis Koordinatörü Cemre Baytok’un işine son verdi.
Boğaziçi Direnişi’nin temel taleplerinden olan tüm kayyımların gitmesi ve seçimle gelenlerin göreve başlaması talebi 8 aydır ısrarla dile getiriliyor. Tüm bu direnişe rağmen Cumhurbaşkanı kararnameleriyle kayyımlar bir gece yarısı göreve getirilip, alınıyor. Naci İnci’nin atanması ve kayyım politikalarını ajansımıza değerlendiren Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Özlem Damla Arık, kayyım atayanlara, birleşik mücadeleyle cevap verilmesi gerektiğini kaydetti.
‘Tüm kayyımlara karşı bir mücadele örmemiz gerek’
Kayyım düzenin tek adam rejimi ve gece yarısı kararnameleri ile sürdürüldüğüne dikkat çeken Özlem, “Melih Bulu bir gece yarısı kararnamesiyle görevden alındı ve Naci İnci de aynı şekilde kararname sistemi ile göreve getirildi. Bunca direnişe rağmen hükümet geri adım atmadı. Buna kayyım düzenin işleyişi olarak bakmak lazım. Bizim burada cumhurbaşkanı kararnamelerine, tüm kayyımlara karşı bir mücadele örmemiz gerekiyor. Direnişin devamlılığı değişse de değişmese de biz esas olarak kayyım düzenini hedef almadığımız sürece kayyım düzeni işleyişi devam edecek” dedi.
‘Birleşerek devam ettikçe direniş sürer’
Melih Bulu ’ya karşı olan tutumun Naci İnci içinde geçerli olduğunu ve üniversitenin tüm bileşenlerinin Naci İnci’yi de kabul etmediklerini kaydeden Özlem, “Kayyımları kabul etmiyoruz” şiarıyla direnişlerinin devam ettiğini paylaştı. Boğaziçi direnişçilerinin 10 maddelik talebini hatırlatan Özlem, “Taleplerin gerçekleşmesi için tüm üniversitelerle, toplumsal muhalefet ile birlikte merkezi siyasete doğru bir politik hat çizmek gerekiyor. Çünkü bileşenler seçimi talebi yenidir. Daha önce akademisyenlerin seçimi ile rektörler okula gelmiştir. Bileşenler seçimi ise bir noktada ‘Bu okulu biz yöneteceğiz’ demek. Naci İnci’nin ataması bize artık direnişin seyrini değiştirmemiz gerektiğini, kayyım atayanlara söz söylemedikçe kayyımların gitmeyeceğini gösterdi. Bunları tartışarak, toplumsal muhalefetle birleşerek devam ettikçe direniş sürecektir” ifadelerini kullandı.
‘Bileşenler Meclisi ile okul yönetimi iddiasına sahip olabiliriz’
Özlem, direnişte “Öğrenci Meclisi” kurma tartışmalarının sürdüğünü aktarırken, “Öğrenci Meclisi kurmak, bu meclisle beraber yönetimde söz sahibi olmak için senatoda masaya oturabilmektir. Okulda bir sorun olduğunda Öğrenci Meclisi’nin bu yönetme iddiasıyla orayı çözebileceğini düşünüyorum. Örgütlü bir üniversite ortamı yaratmak, direnişi sürdürme açısından önemli. Bileşenler Meclisi kurulduğunda da ‘Bu okulu bizler yöneteceğiz’ iddiasına sahip olabiliriz” diye konuştu.
‘Seçimle başa gelenler rektörlük seçimi yaptırmıyor’
Boğaziçi Direnişi’nin başlamasının en büyük sebebinin kayyım rejiminin üniversite içindeki özgürlükçü ortamı zedelemesi olduğunu kaydeden Özlem, kayyımın üniversite yönetimine el koyarak, bileşenlerin yönetimde söz sahibi olmasını engellediğini vurguladı. Özlem, “Bileşenler seçimi, üniversite çalışanlarının, akademisyenlerinin, öğrencilerinin üniversiteyi yönetecek kişiyi kendisinin seçmesi ve senatoda onunla birlikte masaya oturması anlamına geliyor. Bizlerin seçimi savunmasının sebebi de bu. Üniversitede 4 sene, 5 sene hatta temelli vakit geçiren insanlar var. Bu insanlar devletin geleneği ile değil kendi yaşam alanlarını kendileri yönetmek istiyorlar. Bu da en doğal haktır. Bugün kayyım atayanlar nasıl seçimle o koltuklara oturdularsa, rektörlük koltuğunda da kayyım değil seçilmiş kişi oturacak” sözlerine yer verdi.
‘Kayyım ezilenleri hedef alan devlet geleneği’
Kayyımların üniversitedeki özerkliği tahrip ettiğine ve ilk hedefinin kadınlar, LGBTİ+’lar olduğuna dikkat çeken Özlem, Roza Kadın Derneği’nin kapatılmasının BÜLGBTİ+ Kulübü’nün kapatılmasından bağımsız olmadığının altını çizdi. Özlem, Önceki kayyım Mehmet Özkan’ın BÜLGBTİ+’a yönelik saldırılarını hatırlatarak, “Aslında Mehmet Özkan’ın başlattığı BÜLGBTİ+ politikasını Melih Bulu devam ettirdi. CİTÖK mevzusunda da aynı şekilde üniversitedeki kadın hareketini kesmek, isyan eden feminist perspektifin önüne barikat koymak istedi. Bu bir devlet politikasıdır. Kayyım da devletin üniversitelerdeki eli olduğu için kayyımların yaptığı AKP zihniyetinden farklı düşünülemez. Kayyımlar LGBTİ+’ları, kadınları hedef alacak diye daha önce de söylemiştik. Çünkü kayyımlar ezilenleri hedef alan bir devlet geleneği” şeklinde konuştu.
‘Karşı çıkılanın tek adam rejimi olduğunu hatırlamalıyız’
Özlem, İstanbul Sözleşmesi için kadınların sokakta oluşundan işçilerine grevlerine kadar ülkedeki sorunların bağlantılı olduğunun altını çizerek, şunları söyledi: “Sorunların hepsinin motivasyonunun aynı olduğunu görmek ve birleşik bir mücadele örmenin hayati olduğunu düşünüyorum. Nasıl ki tüm kayyımları göndereceksek bütün kadınların, LGBTİ+’ların, Kürtlerin haklarını ortak savunmak gerekiyor. Direnişi örmeli ve esas karşı çıkılanın tek adam rejimi olduğunu hatırlamalıyız.”







