Reyhan Yalçındağ: Aysel Tuğluk için ATK’den yanıt bekliyoruz

  • 12:52 8 Eylül 2021
  • Güncel
ANKARA - Katıldığı ÖFG TV’de konuşan avukat Reyhan Yalçındağ, ATK’nin hasta tutsaklara dair verdiği kararlarının tartışmalı bir hale geldiğini söyledi. Reyhan, HDP eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk ile ilgili de ATK’ye başvuru yaptıklarını ve yanıt beklediklerini dile getirdi. 
 
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun sosyal medya üzerinden kurduğu ve yönettiği ÖFG TV’ye kanser hastası Ayşe Özdoğan ve Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı (FİDH) ve avukat Reyhan Yalçındağ’ı konuk aldı. Hasta tutsaklar ve uygulamaların konuşulduğu programda Ayşe, kanser teşhisi konulması ve sonrasında cezaevine girme durumuna dair yürüttüğü hukuki süreci anlattı.
 
‘Rapor alma aşaması çok zordu’
 
Ayşe, 2016 yılında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildiğini ve 2019 yılında eşiyle birlikte gözaltına alındığını hatırlattı. 2019 yılının Kasım ayında kendisine maksiller sinüs kanseri teşhisi konulduğunu ve ameliyat olduğunu anlatan Ayşe, “2-3 hafta ameliyattan sonra iki mahkemeye katıldım. Bütün kanser raporlarını, solunum, ameliyat raporlarını sundum. Mahkeme de kendimi savunurken bayıldım, beni ayılttılar tekrar mahkemeye devam ettik. Derken ceza aldım ve tutuklandım. Tutuklandıktan sonra cezaevinde kaldım biraz. Cezaevine gittiğimde tanınmayacak haldeydim, ameliyat yerim şişmişti. İlk cezaevine girdiğim anda karşılayan gardiyanlar şok oldular. Dediler ki: ‘Siz yoğun bakımdan hasta mı kaçırdınız?’ diye tepki verdiler. Hastane, koğuş içinde yaşama, 3 kişinin yardımıyla yatıyorum. Aralıkta girdim cezaevine kaloriferler yanmıyor, yerde yatıyorum, yemeğimi hazırlayamıyorum, çamaşırımı yıkayamıyorum. Böyle hem psikolojik hem biyolojik zorlu bir 15 gün geçti ve sizlerin de desteği ile 15 günün sonunda tahliye olmuştum ama o rapor alma aşaması çok zordu benim için” dedi.
 
‘Şu an beklemedeyiz’
 
Tahliye olduktan hemen sonra doktora gittiğini ve doktorun “Çok geç kalmışsın, 15 gün önce niye gelmedin” diye sorduğunu  kaydeden Ayşe, kanserin elmacık kemiğine sıçradığını dile getirdi. Ayşe, “Zorlu bir ameliyattı, bu ameliyatta sol üst dişim, sol üst çenem, elmacık kemiğim, tükürük bezlerim alındı boşaltıldı komple ve bacaklardan doku nakli yapıldı. Doktorum en az 2 buçuk yılda yerleşeceğini söyledi. Benim çok hareket etmemem gerektiğini söyledi, mimikleri yapamıyordum, şu an hissetmiyorum. Beyin sapına yakın bir yerde metastas olduğunu öğrendik ve doktor ‘ameliyatta açamayacağım bir yerde’ dedi. Çünkü sinirlere çok yakınmış. Şu an beklemedeyiz. Ameliyat artı kemoterapi planlanıyor” dedi.
 
‘Ortada kaldık’
 
Yargıtay tarafından 14 Haziran’da hakkında verilen hapis cezasının onandığını aktaran  Ayşe, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Cezam onaylandıktan hemen sonrasında kontrolüm vardı. Yoğun psikolojik sıkıntılardan dolayı ayağa kalkamayacak duruma geldim ve kontrole gidemedim. Tedavim aksadı. Yaklaşık 5 yıldır eşim de tutuklu olunca 75 yaşında Alzheimer babam ve 75 yaşında bir annem var onlar bakmaya çalışıyorlar bize ve maalesef bugün sabah annemin de kanser olduğunu öğrendim. O da hastaneye yattı. Ortada kaldık. Alzheimer baba, hasta bir anne ve bir çocuk ortada kaldık. Annem hastaneye gidince hiçbir şeyi ısıtıp 8 yaşındaki çocuğumun önüne koyamadım. Hal bu şekilde.”
 
Endişeliyim
 
İstanbul ATK’ye raporlarını gönderdiğini anlatan Ayşe, “2 hafta önce 2-3 haftaya sonuç belli olur dediler. Önümüzdeki günlerde belli olması lazım. Ben de çok endişeliyim çünkü sosyal medyadan görüyorum, duyuyorum. ‘Cezaevinde kalabilir’ diye rapor veriyor İstanbul ATK. O yüzden çok endişeliyim. Şu anda aslında bu programa çıkıp eşimin tahliye olmasını talep etmek istiyordum. Benim asıl gayem o. Çünkü bana bakan bir annem vardı o da şu an kanser teşhisi ile hastanede. Ben oğlumun önüne pişmiş yemeği ısıtıp koyamıyorum. Artık benim infazımın ertelenmekten çok ben eşimin tahliye olmasını istiyorum”  dedi.
 
‘Eşitsizlik derinleşti’
 
Ömer ise, infaz yasasındaki eşitsizliğin derinleştirildiği değişiklikleri hatırlatarak, “Biz 2020 yılının Nisan ayında infaz indirim yasası sırasında bu meseleleri konuştuk ve o zamanda feryat ettik.  Meclis’te, komisyonlarda mahpusların eşi veya çocuğunun hastalığı durumunda ‘adli veya siyasi mahpus ayrımı yapmayın’ dedik. Hastalıkta adli veya siyasi ayrımı olamaz, insan olarak değerlendirilir. Mahpusun bakımına ihtiyacı olan çok kişi var” dedi.
 
‘Adli takip yapılmadı, failler yargılanmadı’
 
Avukat Reyhan Yalçındağ konuşmasına, Şırnak’ın İdil ilçesinde 3 Eylül’de zırhlı aracın katlettiği 7 yaşındaki Miraç Miroğlu’nu hatırlatarak başladı. Uzun yıllardır bu ve benzeri vakaları raporladıklarını ancak kamuoyu tarafından görmezden gelindiğinin altını çizen Reyhan, Kürt illerinde yaşanan katliamlarda adli takibin yapılmadığı ve faillerin yargılanmadığını sözlerine ekledi. Reyhan, “Bu ve benzeri bütün konularda cezasızlık meselesinin olduğunun altını çizmek istiyorum. Fail ve kolluk görevlilerinin yaptığı bütün suçların cezasız kalmasına yenilerinin eklendiğini görmek mümkün. İşkence ve taciz olaylarıyla ilgili de böyledir. Kolluk görevlileri cezasızlık zırhıyla korundukları sürece biz bu tür vahim olaylarla karşılaşmaya devam edeceğiz” diye belirtti. 
 
Leyla Güven’e verilen disiplin cezası: İnfaz Hakimliği’nde duruşma olacak
 
Müvekkili olan DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’e verilen disiplin cezalarına dair de konuşan Rehyan, Leyla’nın tutuklanması ve ceza almasına kadar geçen sürede yaşadıklarını paylaştı. Reyhan, “Aslında nedeni; bir bütün olarak Anayasa’nın kendisine tanımış olduğu ve hatta seçenlerine tanımış olduğu hakların yok sayılması görmezden gelinmesi ve hiçe sayılması. Kürtçe şarkı söylediği için iletişim cezasıyla ilgili itiraz yoluna başvurduğumuz için İnfaz Hakimliği’nde bir duruşma gerçekleşecek” diye belirtti. 
 
‘Kendilerince böyle bir  yol izliyorlar’
 
Hasta tutsaklara yönelik uygulamalara ilişkin ise Reyhan şunları söyledi: “Türkiye’de ceza infaz rejimi bir şekilde siyasi iktidarın ideolojisinden ve ülkeyi yönetme biçiminden azade bir konu olmadı. Cezaevinde mahpusa yönelik uygulamalar biraz da onlarla aynı düşünceleri paylaşan insanlara mesaj olmaya devam ediyor. Kendilerince böyle bir yol izliyorlar. Sadece kendileri değil onlar ile birlikte aileleri, çocukları, eşleri, yaşlı anne, babaları ve bütün yakınları da cezalandırılıyor.”
 
‘İstanbul ATK olunca ne değişiyor’
 
Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) uygulamalarını eleştiren Reyhan,  şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’de son yıllarda ATK Başkanlığı sadece tek uzman hekim kendileriymiş gibi yaklaşım sergiliyorlar. Önlerine gelen dosyada imzası olanlar meslektaşları konunun uzmanı olan hekimlerdir. Mesela Adana Adli Tıp Kurumu’nun doktorları doktor değil mi? Onlar diplomayı nereden aldılar? Onlar uzman hekim değil mi? Onlar bir mahpusun cezaevinde kalabilecek durumda olduğunu görebiliyorlar da en az 7 kişilik bazen 9 kişilik kurullarca heyet raporuna dönüştürüyor da bir tek İstanbul ATK’daki kişiler mi bu kişilerin cezaevinde kalabileceğini düşünüyor? İstanbul ATK olunca ne değişiyor? Mehmet Emin Özkan ve benzeri binlerce mahpus için yerel adli tıp raporuna imzasına sahip doktorları niye görmezden geliyorsunuz? Sizi onlardan ayıran şey nedir? Her biriniz hipokrat yemini ettiğinize göre sizin başka bir batılınız mı var? Bu insanların cezaevinde kalamayacağını düşünen yüzlerce rapor varken, tek bir muayene ile ya da muayene yapmaksızın sadece yerelden gelen dosya üzerine nasıl karar verebiliyorsunuz?”
 
ATK’ye çağrı
 
ATK’nin kararlarının tartışmalı bir hale geldiğini ifade eden Reyhan, HDP eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk ile ilgili de ATK’ye yaptıkları başvuruya yanıt beklediklerini dile getirdi. İnsanların yaşam hakkından birebir sorumlu olan kurumun ATK olduğunu dile getiren Reyhan, şu sözleri kullandı: “Anayasa Mahkemesi de bununla ilgili kendisinin önüne giden başvurulara ivedilikle bakmak gerekir, yaşam hakkı söz konusu. 4 gün önce Mehmet Ali Çelebi isimli mahpus 28 seneden sonra yaşamını yitirdi. Bakın bu bir boyutu. Mahpusların dışarıdaki yakınlarıyla huzurlu veda hakkı var. Bu da sağlanmıyor. Gültan Kışanak ve Yüksekdağ örneğinde olduğu gibi. Babalarını cezaevindeyken kaybettiler ama son yıllarda o uygulamaya izin verilmiyor. Halbuki dışarıda yaşlı olan artık yaşamını yitirmek üzere olduğu belli olan anne, baba, evlat ya da kardeşlerini görme hakkı var. Bu insanların cezaevinden çıkıp birkaç saatliğine onların bulunduğu hastanelere gidip götürülüp görme hakkı. Biz buna huzurlu veda hakkı diyoruz. Bu haklar tanınmıyor. Bu sebeple ATK kurumunu duyarlı, sorumlu ve hukuki davranmaya çağırıyorum.”