‘12 Eylül’ 41 yıldır sürüyor: Karanlık bir dehlizin içinde iğne arıyoruz
- 09:01 13 Eylül 2021
- Güncel
Habibe Eren
İSTANBUL - 12 Eylül askeri cuntanın kaybettiği ilk isimlerden olan Hayrettin Eren’in 41 yıldır akıbeti soruluyor. "12 Eylül’den bu yana karanlık bir dehlizin içinde iğne arıyoruz" diyen ablası İkbal Eren Yarıcı, “Yakın zamanlarda yaşadığımız kitle katliamlarının gözümüzün içine baka baka yapılması geçmişten gelen geleneğin devamıdır. Devletin geçmişte işlediği insanlık suçlarının cezasız kalması bugünkü kitle katliamlarının da sebebidir” dedi.
12 Eylül askeri darbesinin üzerinden 41 yıl geçti. Katliamlar, işkenceler, faili meçhuller, gözaltılar, tutuklamalar ve hala etkileri süren koskoca bir karanlığın izleri silinmek yerine derinleşiyor. “Resmi rakamlara” göre darbe sürecinde 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, 14 kişi cezaevlerindeki açlık grevlerinde, 171 kişi sorgularda ve cezaevi işkencelerinde yaşamını yitirdi, 50 kişi sıkıyönetim mahkemeleri tarafından idam edildi.
‘Kaybetme’ uygulaması yeniden devreye konuldu
Adalet Bakanlığı tarafından sunulan söz konusu veriler, gerçeği “kısmen” yansıtsa da darbenin korkunç yüzünü göstermeye yetiyor. Tüm bu karanlığın yanı sıra darbe sürecinde zorla kaybetme uygulaması devlet tarafından bir kez daha hayata geçirildi. Hafıza Merkezi’nin verilerine göre 12 Eylül 1980 darbesinden bugüne toplam kaybedilen kişi sayısı bin 352. Ancak gerçek rakamın belirtilenin çok daha üstünde olduğu kaydediliyor. 12 Eylül askeri darbesinden hemen önce başlayarak, 1990 yılına kadar ağırlıkla sol, sosyalist, Kürt ve muhaliflere karşı uygulanan ve devlet geleneği haline gelen bu pratik hala sürdürülmeye çalışılıyor.
12 Eylül’ün bugüne “miras” olarak bıraktığı uygulamalarından biri olan “zorla kaybetmelere” karşı Cumartesi Anneleri/İnsanları 1995 yılından bu yana İstanbul Galatasaray Meydanı’nda kayıpların bulunması, faillerin yargılanması için mücadele ediyor. Cumartesi Anneleri'ne, mücadelelerinin 26'ncı yılında yani eylemlerinin 700’üncü haftasında Galatasaray Meydanı yasaklandı. Yasaklara biat etmeyen Cumartesi Anneleri/ İnsanları kaybedilenlerin akıbetini sormaktan geri durmuyor.
12 Eylül’de gözaltında zorla kaybedilen ilk isimlerden olan Hayrettin Eren’in ailesi ve yakınları da 41 yıldır Hayrettin’in akıbetini soruyor.
Hayrettin Eren'in kaybedilme süreci
12 Eylül darbe koşullarında hakkında arama kararı olan Hayrettin, 21 Kasım 1980 tarihinde otomobili ile İstanbul Saraçhane’ye gitti. Burada buluştuğu arkadaşı ile birlikte gözaltına alındı. Hayrettin ve arkadaşı, otomobili ile önce Karagümrük Karakolu’na, oradan da Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Gayrettepe Siyasi Şube’nin bodrum katında ağır işkence altındayken, kapıda bekleyen annesine “Gözaltında böyle biri yok” denildi. Emniyetin bahçesinde duran otomobili gösterip, “Oğlumun arabası burada kendisi nasıl yok” diye ısrarla soran Elmas Eren, darp edilerek dışarı atıldı. Bundan sonra Hayrettin’in arabası da kaybedildi.
Hayrettin Eren’i gözaltına alınırken, karakolda tutulurken ve siyasi şubede işkencedeyken gören çok sayıda tanık vardı. Ancak buna rağmen gözaltına alındığı inkâr edildi. Sıkıyönetim Savcılığı’na yapılan suç duyuruları sonuçsuz bırakıldı. Aradan geçen 41 yılda binlerce kayıp gibi Hayrettin’in akıbeti de bilinmiyor.
Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren Yarıcı 12 Eylül’ün hala sürdüğüne dikkat çekerek, cezasızlığın kitle katliamlarına neden olduğuna işaret etti.
‘12 Eylül’ün zarar vermediği aile yoktur’
12 Eylül cuntasının, nispi de olsa var olan demokrasinin ortadan kaldırıldığı karanlık bir dönemin başlangıcı olduğunu söyleyen İkbal, bu karanlık dönemde binlerce kişinin gözaltına alındığını, idamların, sokaklarda yargısız infazların ve yaygın biçimde gözaltında kayıpların yaşandığını kaydetti. Darbenin ilanından hemen sonra abisi Hayrettin Eren’in gözaltına alındığını anımsatan İkbal, “O gün aile olarak hayatımız değişti. Hiç düşünmediğimiz bir şekilde abimden bir daha haber alamadık. Hangi kapıyı çalsak yüzümüze kapanıyordu. Sanki karanlık bir dehlizin içine düşmüştük. Bizim gibi yüzlerce aile aynı acıları yaşadı ve ne yazık ki yaşamaya devam ediyor. 12 Eylül’ün öyle ya da böyle zarar vermediği aile yoktur desem abartmış olmam diye düşünüyorum” dedi.
‘Hep inkar edildi’
Darbe ile birlikte var olan yasaların rafa kaldırıldığını ve askeri yasaların hayata geçirildiğini vurgulayan İkbal, sözlerine şöyle devam etti: “Her şey beş kişinin ağzından çıkanla belirlenir olmuştu. Sonrasında da sözde yeni bir anayasa hazırlandı ve halk oylamasına sunuldu. İnsanlara zorla evet oyları kullandırılarak kabul edildi ki halen aynı yasalarla yönetiliyoruz. Dolayısı ile bu şartlarda bir adalet mücadelesinden ne kadar söz edilebilir? Ailem nereye başvurduysa Hayrettin Eren gözaltına alınmadı cevabı geliyordu. Oysa birlikte alındığı arkadaşları vardı ve arabasını emniyet müdürlüğünün (o günkü adıyla 1’inci Şube’nin) bahçesinde görmüştük. Buna rağmen hep inkar edildi. Babam dava açmak istedi. Hayrettin Eren beş arkadaşıyla birlikte gözaltına alınmıştı. Bu beş kişinin noter kanalıyla Hayrettin Eren ile birlikte gözaltına alındıklarında dair ifade göndermelerine rağmen dava açılmadı. Kısacası Hayrettin Eren için bu ülkede hiç adalet işlemedi.”
’12 Eylül hala sürüyor’
12 Eylül’ün hala sürdüğünü dile getiren İkbal, “Halen darbe yasalarıyla yönetiliyor olmamız, hukukun keyfi uygulanıyor olması, yasaların kişiye özel uygulanması 12 Eylül zihniyetinin hala devam ettiğini gösteriyor. Devlet bir açıklama yapmıyor. İşlediği cinayetleri üstlenemiyor. Zaten kaybeden devlet ve sürekli bir inkar politikası var. Tam tersi kaybedenler cezasızlık zırhı ile korunuyor” dedi.
İkbal, yargısız infaz, gözaltında zorla kaybetme uygulamalarının devlet politikası olduğunu kaydederken, “Böyle bir ülkede hak, hukuk ve adaletten söz edemeyiz. Daha önce de belirttiğim gibi karanlık bir dehlizin içinde iğne arar gibiyiz. Hukukun, adaletin olmadığı bir yerde Cumartesi Anneleri olarak gözaltında zorla kaybetmelere karşı 26 yıldır mücadele veriyor, sevdiklerimiz için hak ve adalet istiyoruz” ifadelerini kullandı.
‘İnsanlık suçlarının cezasız kalması kitle katliamlarına sebep oldu’
80'li yılların ortalarında Kürt kentlerinde köylerinin yakılıp yıkıldığını anımsatan İkbal, Kürtlere uygulanan zulmün hala devam ettiğini vurguladı. İkbal “insanların tek tipleştirilmesi, biat kültürünün yaratılmak istenmesi, kendisi gibi düşünmeyene yaşam hakkı tanınmamasının” o günlerden bugünlere gelen politikaların ürünü olduğuna dikkat çekti. “12 Eylül zihniyetiyle yüzleşmemenin nedeni aynı politikaların devam ettirilme niyetinden kaynaklanmaktadır” diyen İkbal, AKP hükümetinin 2011 seçimlerinde 12 Eylül darbecilerini yargılayacakları vaadiyle insanların oylarını aldığını anımsattı. Göstermelik bir yargılama ile ceza verildiğini ancak cezaları onaylanmadan faillerin ölmelerinin beklendiğini anımsatan İkbal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Onlar öldükten sonra da tabii ki cezalar düştü. Bunu söylememin nedeni; geçmişte işlenen insanlık suçlarının cezasız kalması mevcut olanların cesaretini arttırıyor. Yakın zamanlarda yaşadığımız Suruç Katliamı, Diyarbakır, Ankara Gar katliamı gibi kitle katliamlarının gözümüzün içine baka baka yapılması geçmişten gelen geleneğin devamıdır. Bunlar devletin bilerek ve isteyerek işlediği cinayetlerdir. Devletin geçmişte işlediği insanlık suçlarının cezasız kalması bugünkü kitle katliamlarının da sebebidir diye düşünüyorum.”
‘Hakikat mücadelemiz karşılık bulacaktır’
“Her ne olursa olsun bir gün mutlaka bu ülkede verdiğimiz hakikat mücadelesi karşılık bulacaktır” diyen İkbal, 12 Eylül karanlığından aydınlık günlere mücadele ile gelineceği mesajı verdi.







