Van’da yasaklar bin 765 gündür sürüyor: Amaç iktidarın devamlılığı

  • 09:01 20 Eylül 2021
  • Güncel
 
Hikmet Tunç 
 
VAN - Kentte bin 765 gündür süren yasaklar, cezaevleri de dahil yaşamın her alanına hak ihlali olarak yansıyor. Siyasi iktidarın devamlılığını sağlayabilmek amacıyla hak ihlallerini bir yöntem olarak uyguladığını söyleyen TİHV Van Temsilcisi Sevim Çiçek, cezaevlerindeki duruma ilişkin ise “Mahpusların yaşam ve sağlık hakları oradaki memurların insafına bırakılmış” dedi.
 
Van’da Valiliğin 21 Kasım 2016 tarihinden beri sürdürdüğü eylem ve etkinlik yasakları ile kentteki olağanüstü hal (OHAL) yönetimi de bin 765 gündür fiili olarak devam ettiriliyor. Kentte devam eden “yasaklara” karşı Van Barosu’nun yaptığı 14 dava başvurusu reddedilirken, 12 dava Bölge İstinaf Mahkemesi’nde bekliyor. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Van Temsilci Sekreteri Sevim Çiçek, kesintisiz olarak uygulanan yasakları ve bunun yaşama, cezaevlerine etkilerini değerlendirdi.
 
‘Valilik bir milyon insanın hakkını ihlal etmektedir’
 
Valiliğin “soyut, keyfi ve hukuki bir dayanağı olmadan” yasak kararlarını aldığını söyleyen Sevim, “OHAL’de, sıkıyönetimde dahi yapılamayacak olan uygulamalar artık sistematik, rutin, günlük uygulamalar haline dönüşmüş durumda. Valilik aslında bu uygulamalarıyla kentte yaşayan bir milyonun üstündeki nüfusun en temel haklarından olan toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkını ihlal etmektedir. Kişilerin fikir ve beyanlarının bu yasaklarla önü kapatılmaktadır” ifadelerini kullandı.
 
‘Kolluğun müdahalesi işkenceye varan nitelikte’
 
Kentte yaklaşık 5 yıldır devam eden yasakların, birçok ihlale de sebep olduğuna dikkat çeken Sevim, “Bu yasak gerekçe gösterilerek özellikle toplantı, gösteri hakkını kullanmak isteyen siyasi partiler, sivil toplum kuruluşlarının yaptığı gösteri yürüyüşlerinde kolluğun müdahalesi hukuk çerçevesinde olan zor kullanmanın çok ötesinde kötü muamele ve işkenceye döner mahiyette. Buna da basından takip ettiğimiz gibi gerekçe olarak valiliğin yasakları gösterilmekte” dedi.
 
‘Darp ve yara izleri raporlanmıyor’
 
Sadece toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde değil Van’da birçok alanda yaşanan ihlallerle karşı karşıya olduklarını dile getiren Sevim, şunları kaydetti: “Resmi gözaltı merkezlerinde işkence ve kötü muamele aynı şekilde devam etmekte. Kişi gözaltına alındığında sahip olduğu haklar, en azından gözaltı diye bilgilendirilmesi, yakınına haber verilmesi, avukat ve bir hekime ulaşma hakkı bunların hepsi usulü göre uygulanmamakta. Uzun gözaltı söz konusu olmakta. Zaten gözaltına işkence ve kötü muameleyle alınan bu kişilerin, vücudundaki darp, yara izleri hiçbir şekilde raporlanmamakta. Savcılıkta ya da mahkemede bu beyanda bulunduğu halde, görmezden gelinmekte. Sistematik bir işkenceyle karşı karşıyayız.”
 
‘Şafak operasyonları’
 
Sevim, sadece resmi gözaltı merkezlerinde değil, resmi olmayan gözaltı süreçlerinde de benzer hak ihlalleri, işkence ve kötü muamelenin yaşandığına vurgu yaparken, özellikle “şafak operasyonları” adı altında gerçekleştirilen ev baskınlarında kapıların kırılması, evde bulunan çocukların ruhsal durumu düşünülmeden saatlerce yüz üstü bekletme ve birçok şiddet türünün uygulandığını belirtti. Sevim, “Çocukların gözü önünde ya da çocuklar ailelerinin gözü önünde bu tür şiddet olaylarına maruz kalmakta. Kentlerin giriş çıkışlarındaki kontrol noktalarında özellikle hakkında soruşturma olan, davası olan ya da gözaltısı bulunan, cezaevlerine giren çıkan kişilerin araçtan indirilerek bekletildiği, hatta kabine götürülerek çıplak arama yapıldığı gibi bilgiler, raporlar, avukatların beyanlarıyla gelen başvurular var” ifadelerini kullandı.
 
‘Van yukarıdan özel bir politikayla yönetiliyormuş gibi…’
 
“Memleketin her köşesinin açık bir işkencehaneye dönüştüğü yerde, Van’da bundan fazlası yaşanmaktadır” diyen Sevim, “Van’da yukarıdan özel bir politikayla yönetiliyormuş gibi bir durumda söz konusu. Çünkü bu siyasal otoriteleşmeden sonra kamu erkinin herhangi bir yerinde çalışanları da yasalar çerçevesinde ifa etmeleri gereken görevlerinin dışında, tamamen keyfi ve hiçbir usule uymadan, zorunluluğu duymadan kanunsuz emir diyebileceğimiz nitelikte uygulamalarla karşı karşıyayız” şeklinde konuştu.
 
‘İhlaller bir yöntem’
 
İhlallerin devlet kurumlarının neredeyse tüm kademelerinde yaşandığını söyleyen Sevim, “Burada dikkat çekmemiz gereken konu şu: Münferit, sınırlı bir ihlalden söz etmiyoruz; günlük hayatın bir parçası haline getirilip, normalleştirilmeye çalışılan, insanların en temel hakkını kullanmalarının bir istisna olduğu durumun oluşturulmaya çalışıldığı bir süreçten bahsediyoruz. Bununla yapılmak istenen nedir; zaten sivil toplum kuruluşlarının altı boşaltılmaya çalışılıyor. İnsanların bir araya gelip tepki ya da ortak eylem etkinlik yapmalarının önüne geçmek için bunlar birer bahane. Siyasi iktidarın devamlılığını sürdürmesi için maalesef toplumun her kesiminde her zaman (son beş yıllık pratiğine bakıldığında) sistematik olarak başvurduğu yöntemin bu olduğunu görüyoruz” dedi.
 
Cezaevlerinde sağlık hakkına erişim sorunu
 
Cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri boyutunun da devam ettiğini söyleyen Sevim, bu ihlallerin dönemsel olarak raporlara yansıdığına değindi. Türkiye ve bölge cezaevlerinde her dönem yaşanan hak ihlallerinin de 2015 sonrası arttığının altını çizen Sevim, “Hapishanelerde kapasitenin üzerinde bir yoğunluk söz konusu. Pandeminin eklenmesiyle birlikte ihlallerle iyice kapana kısılan tutsakların cezaevi koşulları iyice ıstırap derecesine ulaşarak hiçbir haklarını kullanamaz duruma geldi. Özellikle sağlık konusunda çok ciddi ihlaller yaşanıyor” sözlerine yer verdi.
 
‘Ziyaretlerimiz pandemi bahane edilerek ret edildi’
 
Tutsakların hiçbir haklarını kullanamadıklarına işaret eden Sevim, şunları dile getirdi: “Pandemi kısıtlamalarında mahpuslar ciddi bir şekilde sağlık haklarına ulaşamadılar. Pandemi bir sağlık sorunu olarak değil, güvenlikçi ve yasaklayıcı bir zihniyetle yaklaşılarak, baskı oluşturulmak için bu ortam değerlendirildi. Mahpusların aileleriyle görüşleri telefon hakkından tutun da birçok sosyal ve spor hakları da yasaklandı. Aynı şekilde Kovid-19 testleri yapıldı mı? Karantina koğuşlarına baktığımızda çokta sağlıklı koşulların olmadığını görüyoruz. Pandemi sürecinde adet bakanlığından bilgi alamadık. Açlık grevleri süreçlerinde bizler bağımsız heyetler olarak ziyaret etmek istedik. Fakat taleplerimiz pandemi bahane edilerek izin verilmedi. Cezaevlerinden mahpusların yazdığı mektuplar, avukatlar ve aileleriyle yaptıkları görüşmeler sonucunda haberdar olabildik.”
 
‘Çıplak arama avukatlara dahi dayatıldı’
 
Cezaevlerinde en yaygın hak ihlallerinden birinin de “çıplak arama” olduğunu vurgulayan Sevim, “Mahpusların aileleri, yakınları yanı sıra son dönemde avukatlarına da çıplak arama işkencesi dayatılmakta. Bunun gerekçesi olarak da mevzuatı öne sürüyorlar. Oradaki memurlar bir ceza ve intikam gibi hayata geçirmeye başladılar” ifadelerini kullandı.
 
‘Mahpusların yaşam ve sağlık hakları, memurların denetiminde’
 
Değerlendirmesinde hasta tutsakların durumuna da dikkat çeken Sevim, “Hasta tutsakların sayısı azımsanmayacak kadar fazla olmasına rağmen sağlık hakkına erişim noktasında, kişisel eşyalarına ve ilaçlarına ulaşmada ciddi sorunların yaşandığını biliyoruz. Hastane sevklerinden, koğuşlarından ayrı bir koğuşa gitmemek için feragat ettiklerine tanıklık ediyoruz. Yine aylarca hastane sevklerinin yapılmadığını öğreniyoruz. Bu durum var olan sağlık sorunlarının daha da derinleşmesine sebep oluyor. Sağlık hizmetlerine erişim ve yaşam hakkı mahpuslar için de en temel haktır. Bu nedenle hapishanelerde bulunan tutuklu ve hükümlülerin de sağlık hizmetlerine erişim ve yaşam haklarının korunması tüm hukuk devletlerinde yasal güvence altına alınmıştır. Dolayısıyla bu haklar, keyfi bir takım yaklaşımlar ve cezalandırmalar ile sağlık ve yaşam hakkını riske sokacak uygulamalara dönüştürülemez. Dönüştürülüyor olması da yasal bir durum değildir. Mahpusların yaşam ve sağlık hakları, oradaki memurların insafına bırakılmış durumda. Memurların bu davranışları yasaya aykırıdır ve böyle bir hakları yoktur. Yasalar kişilerin istedikleri gibi uygulamaya dönüşmüştür. Hijyen, temizlik malzemelerine ulaşamıyorlar. Beslenme hakkına erişim sağlayamıyorlar” dedi.