ÖHD: Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit bir an önce kaldırılmalı

  • 14:56 25 Eylül 2021
  • Güncel
 
ANKARA - ÖHD Ankara Şubesi, son 4 ayı kapsayan “İç Anadolu Bölgesi Hak İhlalleri” raporunda,  “Kişinin savunma hakkı bağlamında adil yargılanma hakkı ve manevi varlığını geliştirme hakkına açıkça aykırı olan Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit uygulamasının bir an önce ortadan kaldırılması gerekmektedir” diye vurgulandı. 
 
Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şubesi Hapishane Komisyonu, “İç Anadolu Bölgesi Hapishaneleri Hak İhlalleri” başlıklı 4 aylık raporunu açıkladı. Derneğin Ankara Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısında raporu, ÖHD Ankara Şubesi Hapishane Komisyonu üyesi Hülya Yıldırım okudu. 
 
Raporda, Sincan Kadın Kapalı  Cezaevi, Tokat T Tipi Kapalı  Cezaevi, Amasya E Tipi Kapalı  Cezaevi, Afyon 1 No’ lu T Tipi Kapalı Cezaevi, Kırıkkale F Tipi Kapalı  Cezaevi, Çankırı E Tipi Kapalı Cezaevi, Eskişehir H Tipi Kapalı Cezaevi’nde yapılan görüşmelerden  yaşanan ihlallere yer verildi. 
 
‘İşkence ve kötü muamele yasağı ihlali’
 
Cezaevlerinin birçoğunda koğuşlarda yapılan aramaların baskın şeklinde gerçekleştiğine yer verilen raporda, “Koğuşlarda tüm eşyaların dağıtıldığı, aramaların neye istinaden gerçekleştirildiğinin bilinmediği ve kısa zaman sonra tekrar aynı aramalara maruz kaldıkları beyan edilmiştir. Yine Afyon T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde mahpuslar, hastane sevkleriyle ilgili sorunlar yaşadıklarını, gidiş gelişlerde ağızlarına kadar olacak şekilde, insan onuruna aykırı şekilde arandıkları için sevki mümkün oldukça isteyemediklerini beyan etmişlerdir. Mevcut durumda koğuşları arama hakkı, mahpusların girişlerde aranması ve mahpusların sayım yükümlülüğünün bulunması görevliler tarafından kötüye kullanılarak suiistimal edilmektedir. Aramalar ve sayımlar işkence ve kötü muamele uygulamasına dönüşmektedir. 3 aylık periyotta ve düzenli olarak görüşülen mahpus beyanlarına dayalı ve yer yer idare ile yaptığımız görüşmeler neticesinde oluşturduğumuz tüm raporlarda aynı sorunun sürüyor olması ise bu durumun sistematikleştirilmeye çalışıldığını göstermektedir. Yine Afyon T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde metal kapıların sürekli olarak sert şekilde açıldığı, geceleri bağırılarak mazgalların açılıp kapatıldığı belirtilmiştir. Tüm bunlar psikolojik işkencenin bir parçası olarak görülmektedir” denildi. 
 
‘İfade ve haber alama özgürlü ihlali’ 
 
Siyasi tutsak Demokratik Bölgeler Partisi geçmiş dönem Eş Genel Başkanı (DBP) Sebahat Tuncel’in Adalet Bakanı’na yazdığı mektubun gönderilmemesinin, haberleşme özgürlüğünün ihlali anlamına geldiği kaydedilen raporda, “Yazılan gerekçenin bir karşılığının olmadığı açıktır. Bakan ile örgütsel amaçlı haberleşme ya da paniğe yöneltecek yalan yanlış bilgiler paylaşılmasını mektubun gönderilmemesi için gerekçe yapmak idarenin keyfiyetini açıkça ortaya koymaktadır. Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahaleler, Anayasa madde 13’te düzenlenen ‘demokratik bir toplumda gerekli’ görülmeli ve ‘ölçülülük ilkesi’ne uygun olmalıdır. Ceza infaz kurumlarına gelen veya bu kurumlardan gönderilen yazışmalara yapılan müdahalelere gerekçe yapılabilecek makul nedenlerin, somut olayın tüm koşulları çerçevesinde objektif bir gözlemciyi haberleşme hakkının kötüye kullanıldığına ikna edebilecek nitelikte olaya özgü olgu ve bilgilerle gerekçelendirilmesi gerekmektedir. Mahpusların mektuplarının geciktirilmesi, sakıncalı diye gerekçesiz bir şekilde mektupların bir kısmının ya da tamamının çizilmesi haberleşme özgürlüğü ihlalidir. Yine Kürtçe yazılan ya da Kürtçe gönderilen mektupların çeviri sebebiyle 4 ay gibi uzun sürede mahpuslara verilmesi de haberleşme özgürlüğünün ihlalidir” diye belirtildi.
 
'Tecrit bir an önce kaldırılmalı'
 
Cezaevlerinde açlık grevlerine dair yapılan değerlendirmelere ilişkin yaşanan ihlallerden birinin de tecridin sonlandırılmaması olduğu vurgulanan raporda, “27 Kasım 2020’den bu yana Türkiye’nin birçok hapishanesinde Abdullah Öcalan üzerinde süreklileşen tecridin sonlandırılması (avukat ve aile görüşünün yapılmasına izin verilmesi) ve mahpusların kendilerine yönelik salgın sürecinde artan hak ihlallerini de protesto amacıyla süresiz- dönüşümlü açlık grevi başlamıştır protesto amacıyla süresiz-dönüşümlü açlık grevi başlamış ve Eylül ayında mahpuslar tarafından açlık grevi sonlandırılmıştır. Ancak mahpusların açlık grevi gerekçesi olan hukuka aykırılıklar halen sürmektedir. Yasal ve uluslararası mevzuat, evrensel hukuk ilkeleri ile birlikte göz önüne alındığında; mahpusların talebinin hali hazırda yürürlükte olan hukuk normlarının uygulanması talebinden ibaret olduğu açıktır. Kişinin savunma hakkı bağlamında adil yargılanma hakkı ve manevi varlığını geliştirme hakkına açıkça aykırı olan Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit uygulamasının bir an önce ortadan kaldırılması gerekmektedir” ifadeleri kullanıldı. 
 
Raporda cezaevlerindeki ihlaller şöyle sıralandı: 
 
Sincan Kadın Kapalı Cezaevi
 
“*Tutuklular Z.U ve N.Ş ile gerçekleştirilen görüşmede tüm iletişim olanaklarının bu süreçte kısıtlandığı, koğuş değişikliği ile tecridin etkilerinin azaltılmasının mümkün olduğu; ancak bu konuda idarenin çözüme yanaşmadığı da belirtilmiştir. 
 
*Sohbet hakkı, sosyalleşme, kişisel gelişim etkinliklerinin tamamen engellendiği, 
 
* 15 Ağustos tarihinde kutlama yaptıkları gerekçesiyle haklarında disiplin soruşturması başlatıldığını, tek başına kalan mahpuslara dahi ‘örgüt propagandası’ yaptıkları gerekçesiyle soruşturma açıldığı, 
 
* 7 Ağustos akşamında havalandırma kapılarının kapatıldığı sırada şiddete varacak noktada fiziki saldırıya uğradıklarını beyan etmiştir.  
 
Tokat T Tipi Cezaevi
 
* M.S, 17 kişilik kalabalık bir koğuşta kaldıklarını ve 1 kişinin yerde yattığını belirtmiştir. 
 
* Kürtçe mektup yazdığında ya da kendisine Kürtçe mektup geldiğinde çeviri için mektupların Ankara’ya gönderilmesi sebebiyle mektuplarını 3-4 ay gibi uzun süre beklediğini ifade etmektedir. 
 
* Aynı zamanda uzun süredir talep etmelerine rağmen Evrensel ve Yeni Yaşam gazetelerine erişimlerinin olmadığını ifade etmiştir.  
 
* Savcılık kararı ile koğuşta arama yapıldığını, aramanın sebebinin ne olduğunu bilmediklerini ve akabinde mahpus H.O’nun Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ne, mahpus M.O’nun ise Elazığ’a sürgün edildiklerini belirtmiştir.  
 
* Mahpus Ö.A, pandemiden dolayı yaşanan kısıtlamaların ve sorunların devam ettiğini, süreli-süresiz yayına erişimin hala kısıtlı olduğunu, mektupların geç ulaştığını ya da hiç ulaşmadığını, telefon konuşmalarının sık sık kesildiğini; gerekçe olarak ise farklı ses duyulmasının, başka biriyle görüşmenin gösterildiğini ve ardından disiplin cezası verildiğini belirtti.
 
Amasya E Tipi Kapalı Cezaevi 
 
* Görüşme avukat görüş odasında değil kapalı telefon görüş odalarında gerçekleştirilmiştir. Müdür ile görüşme taleplerimiz 1. ve 2. Müdürün kurumda olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu şartlarda görüşme gerçekleştirilen avukat meslektaşlarımızdan biri gardiyanlar tarafından tehdit edilmiştir.  
 
* Spor, etkinlik ve atölyeye çıkma haklarının hala kullanılamadığı, kişi başı 3 kitap sınırının bulunduğu, talep edilen Yeni Yaşam gazetesinin verilmediği belirtilmiştir. 
 
Afyon T Tipi Kapalı Cezaevi 
 
* Koğuşlarda 17 kişi kalındığı, aynı koğuştakilerle; bir hafta havalandırma gibi bir alanda, bir hafta kapalı spor salonunda olmak üzere spora çıkartıldıklarını ancak tamamen açık alanda spor faaliyetine hala çıkarılmadıklarını,
 
* Kargoyla gelen kitaplarının ayda 2 kitap olacak şekilde kendilerine verildiğini, odada kişi başı 5 kitap tutabildiklerini, dış kantin yoluyla kitap almak istediklerinde sadece 1 yayınevi ile anlaşıldığı için istedikleri kitaplara ulaşamadıklarını idarece aktarıldığı ve çoğunlukla da talep ettikleri kitapları edinemediklerini belirtmiştir. 
 
* Görüşme yapılan mahpus M.S.A., kendisinin uzun süre boyunca tek kişilik hücrede tutulduğunu tekrarla beyan etmiş ve yakın zamanda A-31 koğuşuna getirildiğini ve burada kendisi gibi daha önce tekli koğuşta tutulan 4 kişiyle kaldığını, Diyarbakır’daki bir dosyadan tutuksuz yargılamasının devam ettiğini ve bu dosya nedeniyle üzerinde bir baskı olduğunu, sık sık koğuşuna aramaya gelindiğini, bir aramada yıllardır tuttuğu 3 adet defterine el konulduğunu, defterlerin şu an nerede hangi gerekçeyle tutulduğunu bilmediğini, kendisine herhangi bir bilginin ise verilmediğini beyan etmiştir.  
 
* Mahpus F.C ise yazdıkları dilekçelerin akıbetini öğrenemediklerini, işleme koyulmamasından şüphelendiklerini belirtmiştir.  
 
* Mahpusların hastane sevkleriyle ilgili sorunlar yaşadığı, hastaneye sevklerde, gidiş gelişlerde insan onuruna aykırı şekilde ağız içine kadar arandıkları için sevk talebinde bulunmalarının bu uygulamalarla engellendiği belirtilmiştir.  
* Mahpus İ.Ç.’nin daha önce kaldığı tek kişilik hücrede havalandırma penceresindeki demir parmaklık ardındaki tel ızgaranın biraz açılmış olması gerekçesiyle mahpus hakkında mala zarar verme suçlamasıyla hakkında kovuşturma yürütülmektedir. Mahpus N.D ise koğuşunda bulunanların ve bizzat yaşadığı sıkıntılardan bahsetmiştir. 
 
 * Kürtçe kitapların hiç verilmediğini verilen Türkçe kitapların ise yılda 1-2 kitaptan fazla olmadığını, sık sık koğuşa aramaya gelindiğini, baskın gibi gerçekleştirilen bu aramalarda cezaevi görevlilerinin bilerek her yeri darmadağın ettiğini, koğuşta bulunan diğer mahpuslara hakaret ve tehditlerde bulunduğunu belirtmiştir. 
 
* Tutuklu N.D metal kapıların sürekli olarak sert şekilde açıldığını, geceleyin bağırılarak mazgalların açılıp kapatıldığını, kendilerine ayakta askeri sayım dayatmasının yapıldığını, kendisine verilmesi için cezaevine teslim edilen tansiyon aletinin halen depoda olduğunu, gazete, kitap ve dergi taleplerinin karşılanmadığını, koğuşlarında bulunan televizyonlarda ana akım medya kanallarının izlettirildiğini belirtmiştir. 
 
* Tutsakların Hastane sevkleriyle ilgili sorunlar yaşadıklarını, gidiş gelişlerde insan onuruna aykırı aramalara maruz kaldıkları için mümkün oldukça sevk istemediklerini, karantina sürecinin cezaevlerinde ağır uygulandığını ancak kendilerini bu hastalıktan koruyabilecek imkanların bulunmadığını, temizlik malzemelerinden yoksun kaldıklarını, elde bulunan hijyen malzemelerini ise oldukça fazla sulandırarak kullandıklarını ifade etmiştir.  
 
Kırıkkale F Tipi Kapalı Cezaevi 
 
* Mahpus S.Ç, mahpus Arif Bayram’ın8 ciddi sağlık sorunları olduğu, ağzında hiç diş kalmadığı bundan kaynaklı yemekleri çiğneyemediği ve düzgün beslenemediği için ciddi mide ve bağırsak problemleri olduğu, 4 yıldır diş tedavisi görmesine rağmen gerek idareden kaynaklı gerek diş hastanesinden kaynaklı tedavinin bir türlü tamamlanmadığı, aşırı kilo kaybına uğradığı, son hastaneye gidişinden 4 ay sonrası için yeni randevu verildiği, buna dair İdare, Savcı ve jandarmanın sorumluluğu birbirine atması nedeniyle bir türlü randevuya götürülmediği belirtilmiştir. Bu yüzden Arif Bayram’ın 16 Ağustos itibariyle ‘tedavisinin yapılması talebi’ ile açlık grevine başladığı ifade edilmiştir.  
 
* Koğuşlarında, tüm mahpusların aşı olduğu; ancak halen spor, sohbet, atölye ve sosyal faaliyetlerin ‘pandemi gerekçesiyle’ engellendiği belirtilmiştir. Hastaneye sevklerin geç yapıldığı, revirde çoğu zaman doktorun bulunmadığı, bulunduğunda da mahpusları uzaktan görüp hastalıkla ilgisiz ilaçlar yazdığı beyan edilmiştir. 
 
* Yeni Yaşam ve Azadiye Welat gazetelerinin verilmediği, abone olunan dergilerin ise karalanıp verildiği, eski tarihli, süreli bir dergiyi tarihi geçmiş diye kendilerine vermedikleri, buna ilişkin İnfaz Hâkimliği’ne yapılan başvurunun ise reddedildiği belirtmiştir. 
 
* Kantin malzemelerinin kalitesiz ve pahalı olduğu, ürün çeşitlerinin çok az olduğu, özellikle son süreçte verilen yemeklerin çok kötü olduğu, musluklardan akan suyun ise kirli olduğu belirtilmiştir.  
 
 ‘Heval’ örgütsel iletişim kelimesi sayıldı
 
* Hapishane idaresi tarafından ‘kapalı görüşlerin dinleneceğine’ dair kendilerine tebligat yapıldığı ifade edilmiş, oda aramalarının düzensiz olduğu ve yapılan aramalarda odaların darmadağın edildiği belirtilmiştir. Telefonda ‘hevaller’ kelimesini kullandığı için kendisi hakkında ‘örgütsel iletişim kelimesi’ kullanması sebebiyle soruşturma açıldığını ifade etmiştir. 
 
Çankırı E Tipi Kapalı Cezaevi 
 
* Mahpus S.A, idare tarafından salgına ilişkin önlemler gerekçesiyle bazı kısıtlamalara gidildiğini, sevk taleplerine ilişkin geçerli nedenleri olmasına rağmen, taleplerinin reddedildiğini, kitap sınırlamasının olduğunu ve sadece bayram ve özel günlerde iki kitapla sınırlı olacak şekilde dışarıdan gelen kitapların kendilerine verildiğini belirtmiştir.
 
* Azadiye Welat ve Yeni Yaşam gazetelerine, dağıtımlarının olmadığı gerekçesiyle erişemediklerini, Evrensel ve Birgün gibi gazetelerin ise bayiye gelmediği gerekçesiyle kendilerine verilmediğini, görüşlerin kapalı olarak yapıldığını ve tek kişi ile sınırlı olduğunu ve kapalı görüşten önce görüşçünün adının idare tarafından istendiğini belirtmiştir.  
 
* Ayrıca otuz yılını doldurmak üzere olan mahpuslarla idarenin görüşme yaptığı ve kendilerine ‘Pişman mısınız? Çıkınca ne yapacaksınız?’ şeklinde soruların yöneltildiği ifade edilmiştir.  
 
* Mahpus M.N.T, diyabet ve yüksek tansiyon hastası olmasına rağmen diyetine uygun yemeklerin verilmediğini, genel olarak yemeklerin kötü¨ olduğunu, hastaneye sevklerde sıkıntı yaşadıklarını, başka hapishaneye sevk talebinin idarece gerekçesiz şekilde reddedildiğini, mektupların kendilerine çok geç verildiğini, gelen kitapların teslim edilmediğini belirtmiştir.  
 
* Mahpus S.G ise 11 kişi tek koğuşta kaldıklarını, daha önce Mayıs ayında Kovid-19 geçirdiklerini ve sonrasında hastaneye kontrole gidemediklerini, hapishanede yeniden Kovid -19 olan mahpusların bulunduğu belirtilmiştir. 
 
Eskişehir H Tipi Kapalı Cezaevi 
 
* ‘Huntington hastalığı’ teşhisi nedeniyle yüzde 98 engelli raporu bulunan Bekir Güven hastalığına rağmen tutuklanmıştır.” 
 
Raporda yaşanan hak ihlallerinin sonlandırılması için yer verilen talepler ise şu şekilde: 
 
“*Yaşanan hak ihlallerinde idareciler, personel, denetim yetkisini yerine getirmeyen idari ve adli kurumlar sorumluluk sahibidir. Bu sebeple tüm idari birimlerin her kademesinin, denetim yetkisi bulunan idari kurumların ve yargı makamlarının, yine ilgili Bakanlıkların; ulusal ve uluslararası mevzuattan doğan sorumluluklarını yerine getirmelerini sorunları ivedilikle çözmelidir.
 
*Hem ulusal hem de uluslararası hukukta işkence ve kötü muamele açıkça ve mutlak surette yasaklanmıştır. Bir başka deyişle hiçbir hal ve durumda, hiç kimseye işkence yapılamaz. Devletler, taraf oldukları sözleşmelerde yer verilen işkence yasağını da göz önünde bulundurarak, cezaevlerinde işkencenin önlenmesi için gerekli tedbirleri almalıdır.
 
* Ailelerinden uzak bölgelere sürgün edilen tutukluların aileleri kapalı görüş yapabilmek için pandemi koşullarında uzun seyahatler yapmak durumunda kalmakta, bu durum mahpus ailelerinin sağlığını da riske atmaktadır. Bu sebeple tutukluların daha fazla telefon hakkı sağlanmalı ve en azından ziyaretçi listesindeki herkesle telefon ile görüşebilme imkanı sağlanmalıdır. Pandemi süreci başında sağlanacağı ifade edilen görüntülü görüşme için gerekli adımlar acilen atılmalıdır.
 
* Tutukluların cezaevi koşullarında sosyalleşebilmesi, infaz sürelerinde sosyal ilişkilerden kopmamaları, bedensel ve ruhsal sağlıkları açısından ortak alan faaliyetleri büyük önem arz etmektedir. Özellikle yüksek güvenlikli cezaevlerinde tutulan tutukluların beden ve ruh sağlıkları için uzun süre veya süresiz sosyal yalnızlaştırmaya maruz bırakılmamalıdır.
 
*Ortak alan faaliyetlerinin yaptırılmıyor olması tutuklular açısından ceza içerisinde cezaya dönüştürülmüştür ve bir tecrit uygulamasıdır. Bu uygulamaya son verilerek içeride izole olan mahpusların birbirleri ile iletişim kurarak sosyal ilişkilerini devam ettirebileceği spor, sohbet gibi ortak alan faaliyetlerinin yaptırılması gerekmektedir.
 
* Tutukluların uluslararası anlaşmalar ve Anayasa ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve haberleşme hakkından kanunlara uygun olarak faydalanabilmeleri için kitaplara getirilen sınırlamalara ile gazete ve dergilere getirilen yasaklara son verilmeli, tutukluların ifade özgürlüğü ve haberleşme haklarına yönelik ihlaller durdurulmalıdır.” 
 
Raporun sonuç kısmına şunlar yer aldı: 
 
“*Yasal ve uluslararası mevzuat evrensel hukuk ilkeleri ile birlikte göz önüne alındığında; kurumlarımıza gelen başvurular sonucunda tespit edilen ifade özgürlüğü, işkence yasağı, kötü muamele yasağı ihlallerinin sebebi olan hapishane idaresi ve personeli uygulamalarının ve eylemlerinin sonlandırılması ve idarenin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekmektedir. 
 
*Yaşanan hak ihlallerinde idareciler, personel, denetim yetkisini yerine getirmeyen idari ve adli kurumlar sorumluluk sahibidir. Bu sebeple tüm idari birimlerin her kademesinin, denetim yetkisi bulunan idari kurumların ve yargı makamlarının, yine ilgili Bakanlıkların; ulusal ve uluslararası mevzuattan doğan sorumluluklarını yerine getirmelerini sorunları ivedilikle çözmelerini talep ediyoruz. Pandemi süreci bahane edilerek mahpusların en temel insan hakları dahi askıya alınmış ve mahpuslar üzerindeki tecrit en üst seviyeye çıkarılmıştır. 
 
*Son dönemlerde muhaliflere yönelik artan baskılar nedeniyle tutuklamalar daha da artmış; hapishanelerdeki mahpus sayısı kapasitenin çok üzerine çıkmıştır. Bununla beraber; mahpusların maruz kaldığı hak ihlalleri de nitelik ve nicelik yönüyle artmıştır. İhlallerin başında ise işkence yasağı ve kötü muamele gelmektedir. Hem ulusal hem de uluslararası hukukta işkence ve kötü muamele açıkça ve mutlak surette yasaklanmıştır. Bir başka deyişle hiçbir hal ve durumda, hiç kimseye işkence yapılamaz. Devletler, taraf oldukları sözleşmelerde yer verilen işkence yasağını da göz önünde bulundurarak, hapishanelerde işkencenin önlenmesi için gerekli tedbirleri almalıdır. Bu husus, devletlerin işkence ve diğer insan hakları ihlallerinin önlenmesine dair aktif yükümlülüklerinin bir gereğidir. 
 
* Mahpusların açık görüşleri yaptırılmıyor. Pandemi koşullarında bu durum anlaşılabilir olsa da kapalı görüşlerde kişi sınırlaması uygulanmasının, 40 dakikalık açık görüşlerin yerine sadece 10 dakikalık ek telefon hakkı tanınmasının ve bu telefon hakkının da açık veya kapalı görüş yapılabilecek kişilerle değil de sadece telefon numarası verilen kişi ile sınırlı tutulmasının mahpusların aile ve özel hayatına saygı hakkının ihlalini doğurduğu açıktır. Her ne kadar pandeminin ilk zamanları mahpusların aileleri ile görüntülü konuşmalarına imkân sağlanacağı belirtilmişse de gelinen aşamada bu uygulama hâlâ gerçekleştirilmemiştir. 
 
*Ailelerinden uzak bölgelere sürgün edilen mahpusların aileleri kapalı görüş yapabilmek için pandemi koşullarında uzun seyahatler yapmak durumunda kalmakta, bu durum mahpus ailelerinin sağlığını da riske atmaktadır. Bu sebeple mahpuslara daha fazla telefon hakkı sağlanmalı ve en azından ziyaretçi listesindeki herkesle telefon ile görüşebilme imkanı sağlanmalıdır. Pandemi süreci başında sağlanacağı ifade edilen görüntülü görüşme için gerekli adımlar acilen atılmalıdır. 
 
*Mahpusların hapishane koşullarında sosyalleşebilmesi, infaz sürelerinde sosyal ilişkilerden kopmamaları, bedensel ve ruhsal sağlıkları açısından ortak alan faaliyetleri büyük önem arz etmektedir. Özellikle yüksek güvenlikli hapishanelerde tutulan mahpusların beden ve ruh sağlıkları için uzun süre veya süresiz sosyal yalnızlaştırmaya maruz bırakılmamalıdır. Pandemi ile birlikte başlayan süreçte mahpusların ortak alan faaliyetlerinin yaptırılmaması mahpusların içinde bulunduğu tecrit koşullarının ağırlaşmasına neden olmuştur. AİHM, tamamen duyusal yalıtma ile birlikte bütünüyle sosyal yalıtmanın kişiliği tahrip edeceğini ve güvenlik veya başka gerekçelerle haklı gösterilmeyecek bir insanlık dışı muamele biçimi oluşturacağını belirtmiştir. 
 
*‘Yeni Normale Geçiş’ planlamaları yapılırken ve hayatın birçok alanında normalleşme başlamışken açık ziyaretlerin yaptırılmadığı, avukat görüşlerinin mahpuslarla teması kesecek şekilde yaptırıldığı, hapishane personelinin dışarı ile ilişkisinin sınırlı tutulduğu, yeni tutuklanan ya da sürgünle gelen mahpuslar ile hastane ve adliye sevkleri gibi nedenlerle hapishaneden ayrılıp geri dönen mahpusların 14 gün karantinada tutulduğu, karantina sonucunda test yapılarak hücrelerine dönebildiği yani temasın sıfırlandığı ve aşıların tamamlandığı bu süreçte hapishane içerisinde ortak alan faaliyetlerine çıkartılmamasının hiçbir mantıklı gerekçesi bulunmamaktadır. Ortak alan faaliyetlerinin yaptırılmıyor olması mahpuslar açısından ceza içerisinde cezaya dönüştürülmüştür ve bir tecrit uygulamasıdır. Bu uygulamaya son verilerek içeride izole olan mahpusların birbirleri ile iletişim kurarak sosyal ilişkilerini devam ettirebileceği spor, sohbet gibi ortak alan faaliyetlerinin yaptırılması gerekmektedir. 
 
*Hapishanelerde kitaplara getirilen kısıtlamalar ile dergi ve gazetelere getirilen yasaklamalar nedeniyle mahpuslar ifade özgürlüğü kapsamında bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğü ve haber alma hakkından faydalanamamaktadır. Birçok hapishanede mahpuslar okumak istedikleri süreli ve süresiz yayınların parasını ödeyerek yayınları hapishane idarelerinin anlaşmalı olduğu yerlerden almak zorunda bırakılmaktadır. 
 
*Temel sorunlardan biri aileleri tarafından yatırılan para dışında geliri olmayan ve ekonomik olarak zor durumda olan mahpusların yayınlara erişmesinin kısıtlanmasıdır. Mahpuslar günlük yiyecek ve temizlik malzemesi ihtiyaçları ile mektup ve faks gibi ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlanmaktayken bir de okumak istedikleri kitaplara bütçe ayırmak zorunda bırakılmaktadır. Bir diğer temel sorun ise mahpuslar tarafından talep edilen yayınların hapishane idaresinin anlaşmalı olduğu yerlerde bulunmamasıdır. Bu durum da mahpusların yayınlara erişmesi önünde ciddi bir engel teşkil etmektedir. Yine gazete ve dergi gibi yayınlar da hapishane idareleri tarafından keyfi olarak yasaklanmaktadır. Çoğu zaman bu yasaklamalara ilişkin herhangi bir idari karar da alınmamaktadır. Özellikle muhalif gazete ve dergilere getirilen bu yasaklamalar sadece mahpusların bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğünü ihlal etmekle kalmamakta, muhalif basına uygulanan sansürün de bir göstergesi olmaktadır. Mahpusların uluslararası anlaşmalar ve Anayasa ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve haberleşme hakkından kanunlara uygun olarak faydalanabilmeleri için kitaplara getirilen sınırlamalara ile gazete ve dergilere getirilen yasaklara son verilmeli, mahpusların ifade özgürlüğü ve haberleşme haklarına yönelik ihlaller durdurulmalıdır. 
 
*Mahpus lehine olan uygulamalarda ‘iyi halin’ belirlenmesi için bir takım yeni kriterler getirilmiştir. Bunun başında ise mahpusun ‘işlediği suçtan dolayı pişmanlık duyması’ kriteridir. Pişmanlık; içe dönük ve kişinin vicdanı ile ilgili olan duygusal bir tepkime halidir. Pişmanlık kriteri dışında infazın tüm aşamalarında, mahpusun hapishanelerin düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara uyup uymadığı, haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadığı, yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirip getirmediği, toplumla bütünleşmeye hazır olup olmadığı, tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme riskinin düşük olup olmadığı, iyileştirme ve eğitim, öğretim programları ile spor ve sosyal faaliyetler, kültür ve sanat programları, aldığı sertifikalar, kitap okuma alışkanlığı, diğer mahpuslar ile hapishane görevlileri ve dışarıyla olan ilişkileri, hapishane kuralları ile hapishane bünyesindeki çalışma kurallarına uyumu ve aldığı disiplin cezalarının dikkate alınacağı düzenlenmiştir. Yine bu kapsamda kurullar mahpuslarla mülakat yapabilecek ve burada sordukları soruların cevabına göre iyi hal değerlendirmesi yapabilecektir. Ancak burada mahpuslara sorulacak soruların denetlenmesine ilişkin herhangi bir mekanizma bulunmamaktadır. 
 
*Görüldüğü üzere hukuka aykırı bu yönetmelikle beraber hapishane idareleri, mahpus hakkında ancak yargı makamlarının karar verebileceği durumda yargı makamlarının yetkilerini dahi aşan bir yerde konumlandırılmış ve karar mercii haline getirilmiştir. Bu da hapishane idarelerinin mahpuslara karşı sınırsız yetkiyle donatılarak keyfi kararlar alabileceği anlamına gelmektedir. Son birkaç ayda koşullu salıverilme tarihi geldiği halde haklarına ‘iyi halli olmadıklarına’ yönelik kararlar verilen mahpusların tahliyeleri bu keyfi kararlarla engellenmiştir. Açıktır ki, hapishane idareleri yeni yönetmelik ile kendilerine verilen yetkileri kötüye kullanmaya başlamıştır. Bu uygulamaya son verilmelidir.”