‘ATK tutsakların yaşam hakkını gözeten bir inceleme yapmıyor’

  • 09:01 29 Eylül 2021
  • Güncel
Marta Sömek
 
İSTANBUL - Hastanelerin “Cezaevinde kalamaz” raporlarına rağmen ATK'in "kalabilir" raporları verdiği hasta tutsakların durumuna dikkat çeken CİSST Hapiste Sağlık Alanı Temsilcisi Begüm Bilgiler, “Çoğunlukla detaylı ve kişinin yaşam hakkını gözeten bir inceleme yapılmıyor ve hızlıca kararlar alınıyor”  dedi. Begüm, tutsakların insanlık onuruna yakışmayan uygulamalara tabii tutuldukları bilgisini de verdi.
 
Türkiye ve bölge cezaevlerinde kalan hasta tutsakların durumu her geçen gün ağırlaşırken, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinde de koronavirüs (Covid-19) salgını sonrasında ciddi bir artış söz konusu. Tutsakların sağlık hakkına erişememesi ve tedavilerinin engellenmesi sebebiyle cezaevlerinde yaşamını yitiren tutsakların sayısı da her geçen gün artıyor. Öte yandan tutsaklara ağır tecrit uygulamaları dayatılıyor, sağlık ve diğer haklara erişimleri de engelleniyor. Hastanelerin, tedavisi devam eden tutsaklara “cezaevinde kalamaz” yazılı raporları ise geçerli sayılmazken bir nevi “ölümle baş başa” bırakılan uygulamalara maruz bırakılıyor.
 
Yıl içinde 14 tutsak yaşamını yitirdi
 
İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 2020 yılında yayınladığı “Hapishaneler Raporu” verilerine göre, Türkiye ve bölge cezaevlerinde 604’ü ağır olmak üzere bin 605 hasta tutsak bulunuyor. Yine İHD verisine göre cezaevlerinde 2020 yılında 27 hasta tutsak yaşamını yitirirken, yılın başından bu yana ise 14 hasta tutsak yaşamını yitirdi.  Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) tarafsız olmaması nedeniyle tahliye edilemeyen hasta tutsakların yaşam hakları da ihlal ediliyor. Tutsakların tahliye edilmeleri için tek engel de ATK raporu değil. ATK tarafından, “Cezaevinde kalamaz” raporu verilse bile tutsakların serbest bırakılmadan önce emniyette işleyen prosedür kapsamında serbest kalmasının “tehlike oluşturup oluşturmayacağının” incelenmesi gerekiyor. Hasta tutsakların ATK raporu olmasına rağmen emniyetten, “tehlike oluşturacak” görüşünün verilmesiyle de tahliyeler engelleniyor.
 
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST) Hapiste Sağlık Alanı Temsilcisi Begüm Bilgiler,  ATK’nin verdiği ‘cezaevinde kalabilir’ raporları, cezaevlerinde yaşanan sağlık sorunları, tedaviye erişimin güçleşmesi ve ATK’nin raporlarına rağmen neden serbest bırakılmadıklarına ilişkin ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.
 
‘Başvurularımıza cevap alamıyoruz’
 
Hasta tutsaklar için ATK’nin raporlarına ve kapsamlı verilere yalnızca Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ile Adalet Bakanlığı’nın sahip olduğunu belirten Begüm, CİSST ve diğer sivil toplum örgütleri bünyesinde net verilerin mevcut olmadığını paylaştı. Türkiye’de toplamda kaç hasta, kaç ağır hasta tutsak olduğu, kaç kişinin infaz ertelemesi için ATK’ye başvurduğu ve kaç tanesine olumlu karar çıktığına dair bilgiler edinmek için başvurular yaptıklarını ifade eden Begüm, “Bilgi edinme başvurularında bulunmamıza rağmen cevap alamıyoruz. Bu veri ve istatistikler, kamuoyuna düzenli bir şekilde açıklanmamakta ve sivil toplum kuruluşlarıyla da paylaşılmamakta. Bu sebepten sadece kendi iletişimde olduğumuz mahpusların bilgilerini vermek de yanıltıcı olabilir” sözlerini kullandı.
 
‘Yaşam hakkını gözeten bir inceleme yapılmıyor!’
 
Begüm, ATK’nin raporlarının, tutsakların cezaevinde kalıp kalamayacağını belirlemek için sağlık durumlarının detaylı bir şekilde incelenmesi, gerekli tetkiklerin yapılması, farklı uzman görüşlerinin alınması ve bağımsız sağlıkçılar tarafından karar verilmesi gerektiğinin altını çizdi. Hastanelerin cezaevinde kalamaz raporuna karşılık, ATK’nin kalabilir raporu vermesini ise Begüm şöyle değerlendirdi: “Aileler ve avukatlardan gelen aktarımlardan bildiğimiz kadarıyla mahpusların takibini yapan hastanedeki hekimler hapishanede kalamaz dese de ATK tarafından kalabilir raporları çıkabiliyor. Çoğunlukla detaylı ve kişinin yaşam hakkını gözeten bir inceleme yapılmıyor ve hızlıca kararlar alınıyor.”  
 
‘Tedavi imkanı ortadan kalktıktan sonra rapor veriliyor!’
 
Diyarbakır'ın Lice ilçesinde 22 Ekim 1993’te Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın öldürülmesiyle ilgili müebbet hapis cezası verilen ve 1996 yılından beridir tutsak olan 83 yaşındaki ağır hasta tutsak Mehmet Emin Özkan örneğini veren Begüm şu ifadeleri kullandı: “Son zamanlarda medyada da oldukça yer bulan ağır hasta mahpus Mehmet Emin Özkan’ın durumu ATK raporlarının nasıl verildiğine iyi bir örnek. Çoklu hastalıkları olan, tek başına hayatını sürdüremeyen ve sürekli hastaneye kaldırılan Mehmet Emin Özkan’ın sağlık durumu oldukça kritik. Hapishane koşulları sağlığı ve tedavisinin devamı için uygun değil. Ancak yine de ceza infazının ertelenmesi için ATK’den olumlu bir karar çıkmamakta.” 
 
Begüm ayrıca infaz ertelemesi için rapor alamayan hasta tutsakların durumlarının oldukça ağırlaşıp hastaneye kaldırıldıktan sonra ATK’den hapis cezasının ertelenmesi kararının çıktığını da aktararak, “Maalesef bu raporu aldıktan çok kısa bir süre sonra hayatını kaybeden mahpuslar sıklıkla basına da yansıyor. Bu da doğal olarak kişilerin tedavi imkanı ortadan kalktıktan sonra ve artık geri dönülemeyecek bir noktaya varıldığında rapor verildiği sonucu ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı.
 
‘224 mahpus ile sağlığa erişim sorunlarına ilişkin yazıştık’
 
CİSST olarak Türkiye’nin her yerinde cezaevlerindeki tutsaklardan mektuplar aldıklarını söyleyen Begüm, dernek içerisinde özel ihtiyaçlı tutsakların durumlarını dikkate alarak uzmanlaştıkları sağlık, engelli, kadın, çocuk, LGBTİ+, işçi, öğrenci, yabancı ve ağırlaştırılmış müebbet gibi farklı alanların bulunduğunu dile getirdi. Çok farklı sorunlar üzerinden başvurular aldıklarını kaydeden Begüm, son dönemde şikayetlerin pandemi üzerinde yoğunlaştığını ve bu konuda aylık olarak raporlar hazırladıklarını da sözlerine ekledi. Sağlığa erişim sorununun tüm cezaevlerinde yaşandığına değinen Begüm, 224 tutsak ile iletişim kurduklarını paylaşarak şu yorumlamalarda bulundu: “Bu konuda birçok hapishanede sağlığa erişim konusunda ciddi sorunlar yaşandığını söylemek mümkün. Zaman, durum ve koşullar itibarıyla dönemsel olarak bazı hapishaneler öne çıksa da genel olarak sorunların bütün hapishanelerde yaşandığını söylemek mümkün. Kişilerin mektuplarında bahsettikleri hak ihlallerini raporlaştırmakta ve istekleri dahilinde kişiler adına insan hakları başvuruları yapmaktayız. Ancak yılın başından itibaren sağlık alanında sorun yaşayan toplamda 224 mahpus ile yazışıldığını söyleyebilirim.”
 
143 farklı hapishaneden sorunlara ilişkin başvuru
 
Derneğe gelen mektuplar üzerinden hak ihlallerinin sayısal olarak verilerini tutup rapor haline getirdiklerini kaydeden Begüm, bu raporların aylık ve yıllık verilerle internet sitelerinden paylaşıldığını belirtti. CİSST’in son olarak yayınladığı, “02-31 Ağustos Hapishanelerden Gelen Koronavirüs (Covid-19) Kaynaklı Şikayetler” başlıklı raporunda 94’ü kapalı ceza infaz kurumu, 49’u da açık ceza infaz kurumu olmak üzere toplam 143 farklı cezaevinden aldıkları başvuruları kapsayan özellikle pandeminin başlangıcından beri tedaviye erişim ve hastane sevkleri konusunda yaşanan sorunlara yer veriliyor. 
 
Raporda “Hapishanelerde kapasite sorunu”, “Hapishanelerin genel durumu ve hijyen önlemleri”, “Mahpusların hijyeni”, “Beslenme”, “Sağlık hakkına erişim”, “Karantina koğuşları”, “Vakalar”, “Özel ihtiyacı olan mahpusların karşılaştıkları sorunlar” başlıklarıyla tüm sorunlara kapsamlıca değiniliyor.
 
‘Tek kalan mahpuslar için tecrit koşulları oluşuyor’
 
Hasta tutsakların tedavilerinin sıklıkla aksadığını dile getiren Begüm, tutsakların hastane sevkleri sonrasında 15 gün karantina zorunluluğu olduğunu ve kimi cezaevinde buna uygun yeterli koğuş ile hücre olmaması nedeniyle hastaneden yeni dönen başka tutsaklarla birlikte karantina süresinin de sıfırdan başlamasına neden olabildiğini ifade etti. “Tek kalan mahpuslar için de tecrit koşulları oluşuyor” diyen Begüm, ağır bir hastalığı olan tutsakların hastaneye gittikten sonra tek kalmaktan korktukları ve bunun sağlıkları için de risk oluşturabileceğini bildikleri için tedavilerinin devamında zorlandıklarını da sözlerine ekledi. Begüm yaşanan ihlallere ilişkin, “Oysaki bu kişilere düzenli bakım sunulması gerekir. Karantina süreci boyunca tek kalması gerekse de kişinin düzenli kontrol edilmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Ancak gerek hücre gerek karantina koğuşlarına dair temel hijyen malzemelerinin ya da televizyon, su ısıtıcısı, çaydanlık vb. gibi çok temel ihtiyaçların bile karşılanmadığı yönünde şikayetler alıyoruz” yorumunu yaptı.
 
‘İnsanlık onuruna yakışmayan uygulamalar!’
 
Bu süreçte tedaviye erişemeyen tutsakların daha büyük sorunlarla karşılaştığını, yoğunluğun arttığını ve cezaevleri sevklerinin geciktiğini paylaşan Begüm, “Hastane sevkleri, ringde bekletme ve bunun dışında hastane sevkleri çok geç yapılıyor. Kimi hastanelerde mahpuslar için bekleme alanı olmadığından mahpuslar ring araçlarında bekletilebiliyorlar. Bu hem olmaması gereken, insanlık onuruna yakışmayan bir uygulama hem de hava şartları (çok soğuk veya sıcakta bekleme) kişilerin var olan sağlık problemlerini şiddetlendirebiliyor” diye ekledi.
 
Tutsaklar ATK raporlarına dair neden serbest bırakılmıyor?
 
Begüm, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Hapis cezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesi konusu, 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’unda belirlenmiştir ve burada tam bir serbest bırakma hali değil geri bırakma hali ve ceza infazının ertelenmesi durumu söz konusudur. ATK raporlarına rağmen geri bırakmama durumu ise, İnfaz Kanunu’nun 16. maddesinde geçen bu kararı ATK raporu sonrası bile kolluk güçlerine bırakılabiliyor.”
 
‘Mahpusların sağlık durumlarından devlet sorumludur!’
 
İmzacısı oldukları ulusal ve uluslararası yasa ila sözleşmelerde sağlık ve yaşam haklarının açıkça belirtildiğini yineleyen Begüm, sağlığın herkes için temel ve dokunulamaz bir hak olduğunu söyledi. Kişilerin hapsedilme durumlarının sağlık ve yaşam haklarını olumsuz olarak etkilememesi gerektiğine değinen Begüm, tutsakların sağlık durumlarından devletin sorumlu olduğunun altını çizdi. Begüm son olarak, “Pandemi sürecinde daha da kritik bir hal alan hapishanedeki sağlık krizine yönelik gerekli düzenleme ve denetimleri yapmak devletin yükümlülüğündedir” dedi.