Ayşe Acar Başaran: Sözleşme kaldırılarak şikayet mekanizmaları işlevsizleşti
- 11:52 30 Eylül 2021
- Güncel
ANKARA - Gündemdeki gelişmeleri değerlendiren HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, Türkiye şartlarının çözümlüğü dayattığını belirterek, “Bugün halen çözümsüzlükten tekçilik ve baskıdan medet umanlar bilsin ki Türkiye'yi aydınlık bir geleceğe taşıma hevesinden vazgeçmeyeceğiz. Çözüm kararlılığından vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, kadın gündemine ilişkin gelişmeleri, partisinin genel merkezinde gerçekleştirdiği basın toplantısında değerlendi.
‘Tecavüz, şiddet , katliam faillerinin yüzde 45’i tutuklanıyor’
Gün geçtikçe kadına yönelik şiddeti haberleri ve cezasızlık politikaları ile yüz yüze kaldıklarını söyleyen Ayşe, çocuk istismarı ve tecavüz faillerinin mahkemelerde yargılandıktan sonra tutuklanmasına dair paylaşılan istatisk verilerini paylaştı. Ayşe, ”Ve bu oran yüzde 45. Yani kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz vakalarında bu faillerin sadece bu faillerin yüzde 45’i tutuklanıyor.Bu faillerin yarısından fazlası şiddet uyguladıktan sonra taciz ve tecavüz fiilini işledikten sonra serbest bırakılıyor ve ellerini kollarını sallayarak bu suçları işlemeye devam ediyor. Bunlar tutuklamaya dair istatistikler. Biz biliyoruz ki cezalandırma bunun çok çok altında bir seyirde. Bu tablo erkeklerin bu suçları neye ve kime güvenerek işlediğini hepimize bir kez daha gösteriyor. Bağımsız olması gereken yargı, kadın düşmanı politikaları yürütürken iktidarın yargısı olduğunu apaçık bir biçimde ortaya koymaya devam ediyor” dedi.
Ayşe’nin konuşması şu şekilde:
“Peki bu ülkede kadınların ve çocukların güvenliğini sağlaması gerekenler ne yapıyor? İstanbul Sözleşmesi'ni kaldırarak zaten zar zor işleyen şikayet mekanizmalarının tümünü işlevsiz hale getiriyor. Defalarca şikayet etmesine rağmen çocuğunun gözünün önünde katleden kadınları korumak için orada olmayan güvenlik güçleri, 9 Eylül Üniversitesi’nde İstanbul Sözleşmesi maskesi ile sahneye çıkan kadınlara saldırıyor, gözaltına alıyor. Geçen gün Pınar Gültekin’in duruşması gerçekleşti Muğla’da. Cemal Metin Avcı’nın yargılandığı davada yargının nasıl erkeğin yanında yer aldığını bir kez daha gördük. Pınar Gültekin, göz göre göre, kamera kayıtlarında da görüldüğü üzere Cemal Metin Avcı tarafından katledilmiş olmasına rağmen fail halen cezalandırılmış değil. Faile ceza vermek için daha neyi bekliyor acaba yargı? Bir yerden delil bulup ‘tahrik’ ya da ‘iyi hal’ indirimi uygulanmasını mı bekliyorlar? İstanbul Sözleşmesi etkin bir şekilde uygulanmış olsaydı Pınar Gültekin ve erkekler tarafından katledilen onlarca, yüzlerce kadın yaşıyor olacaktı. Aksine İstanbul Sözleşmesi'ni uygulamak yerine tek adam rejimi bir gece darbesiyle sözleşmeden çekildiğini açıkladı.
Yetkililer ‘Ezgi’ye ne yapacaklardı?’ sorusuna cevap vermesi gerekiyor
Erkek egemenliğinin yarattığı kışkırtılmış erkekliğin sonucunda kadınlar, her gün şiddetle karşı karşıya kalırken, aynı iktidar ses yükselten muhalif kadınlara yaşamı dar etmek için elinden geleni yapıyor. Dün Genç Kadın Koordinasyonu üyemiz Ezgi Orak, Ankara’nın göbeğinde daha önce şahit olduğumuz pek çok vakadaki gibi gözaltına alınma iddiasıyla kaçırıldı. Bu gibi çetevari yöntemlerin merkezi haline gelen Ankara'da Ezgi Orak kaçırıldı, saatlerce kendisinden haber alınamadı. Ulaşmak istediğimiz bütün yetkililer, Ezgi’nin gözaltında olmadığını ifade ettiler. Kamuoyu oluştuktan sonra, toplumsal baskı oluştuktan sonra TEM'de olduğuna dair bilgi verildi. Kamuoyu oluşmasaydı, insanlar refleks göstermeseydi, kadınlar ses yükseltmeseydi Ezgi’ye ne yapacaklardı sorusunun cevabını iktidar ve yetkililerin vermesi gerekiyor. Bu çetevari yöntemlerle ne elde etmeye çalışıyorsunuz?
Çeteler ne amaçlıyordu?
Milletvekilimiz ve Eş Genel Başkan Yardımcımız Tülay Hatimoğulları’nın evine akşam saatlerinde iki polisin kapıya dayanarak kapıyı açması yönündeki baskıların olduğu gibi. Tülay Hatimoğulları’nın akşam saatlerinde kapısında kendisini polis olarak tanıtan iki kişi vardı ve ellerinde silah vardı. Tülay, kendisinin milletvekili olduğunu söylemesine rağmen, kapıyı açması yönünde ısrarcı bir tavırları vardı. Kapıyı açsaydı ne olacaktı? Bu çeteler ne amaçlıyordu? Bu soruların tümüne iktidar ve yetkililerin tamamına cevap vermesi lazım. Biz kadınlar, bu saldırı politikalarıyla çete yöntemleriyle geri adım atmayız. Bizi tanımadıysanız tarihsel deneyimlerimize, mücadele geleneğimize bakmanızı bir kez daha tavsiye ederiz. Ama bu yöntemlerin hesabını soracağımızı da bir kez daha ifade ediyoruz.
İktidar cemaat yurtlarına 173 milyon 704 bin lira bütçe ayırdı
Kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz, baskı, zor politikaları devam ederken ülkenin gündeminde gençlerin ‘Barınamıyoruz’ eylemleri var. Ülkede lisans, ön lisans, doktora öğrenci sayısı geçen seneki rakamlara göre en az 8 milyon 700 bin civarında öğrenci var. Buna rağmen KYK’nin toplam 552 yurtta öğrenci kapasitesi sadece 84 bin 363. İktidar bu sene için cemaat yurtlarına aktarılmak üzere 173 milyon 704 bin lira destek bütçesi ayırdı. Öğrencilere desteği olan KYK burs ve kredisi yalnızca 650 TL. Buna karşılık en ucuz yurt fiyatı ise 800 liradan başlıyor. Kiralık penceresiz odalar 900 tl’den başlıyor.
İktidar bu sorunları çözmek yerine ne yapıyor?
Pandemi sürecinde eğitimden koparılan kadın öğrencilerin barınma sorunları hala artarak devam ediyor. İktidar bu sorunları çözmek yerine ne yapıyor? Her zaman bildiğimiz yöntemler, terörize ediyor. Protesto eden öğrencilerin öğrenci olmadığını ifade ediyor. Tıpkı işçilerin işçi olmadıklarını söylediği gibi. Tıpkı emekçilerin emekçi olmadığını söylediği gibi öğrencilere de ‘sözde öğrenci’ dedi. Bu ülkede herkes sözde ama asıl sözde olan iktidar kendini bu kesimlere saldırının bir tarafı haline getiriyor. Hemen ardından protesto eden İstanbul ve İzmir’deki öğrenciler, müdahale sonucu gözaltına alındı, Dersim'de kadın öğrenciler bir gecede yurttan atıldılar. İşte bu iktidarın gençlerle ilgili politikalarının en somut örnekleri olarak karşımızda duruyor.
650 TL verdiğiniz paranın faizini istiyorsunuz
Toplumda ekonomik krizler, en fazla derinleştiği dönemde iktidar ‘her ile neredeyse bir üniversite açtık’ propagandası ile süreci yürütürken maalesef devlet üniversitelerinde eğitim almak lüks haline geldi. Bir ailenin, bırakın birkaç çocuğunu tek bir çocuğunu bile üniversitede eğitim almasını sağlaması neredeyse Türkiye’nin bu koşullarında ve iktidarın yürüttüğü politikalarla imkansız hale geldi. Barınamayan öğrenciler isyan ediyor: ‘Bize yalnızca parklar ve banklar kaldı’ diyorlar. Bu gençlerin çoğu, okula başlarken zaten KYK borçluluğu ile başlıyor. 650 TL veriyorsunuz sonra da ne iş, ne güvence sağladığınız gençlerden bir de faiz koyarak bu parayı geri istiyorsunuz. Üstüne de yönetemediğiniz pandemi sürecinde hayata dönecek öğrenci sayısını hesaplamıyor ve bu öğrencilerin barınma sorununu çözmüyorsunuz.
New York’ta Türk evi binasında 23 öğrenci yurdu inşa edilirdi
Bunları yapmazken ne yapıyorsunuz? New York’ta LED ekranlarda cumhurbaşkanının toplumun aklıyla dalga geçer gibi yazdığı kitabının tanıtımını gerçekleştiriyorsunuz, onlarca binlerce liraya. Yine New York’ta 500 yılın en iyi icraatı diye tanıttığınız Türk Evi’ni açıyorsunuz. Bakın New York’taki bu Türk Evi binası ile 500’er yataklı 23 öğrenci yurdu inşa edilirdi. Ama o bina iktidara göre tarihin en iyi icraatlarından biri. Çünkü icraat dediğinizde iktidarın aklına inşaattan başka bir şey gelmiyor. Eskiden öğrenciler sadece üniversite okumazdı, kulüplere yazılırdı, belli aktivitelerin içinde olurdu. Şimdi barınma bile imkansız hale geldi.
Bir çuval fıstık ayıklayan kadınların eline geçen para 12 TL
Tam da ekonomik krizin etkisini yaşayan gençleri konuşurken bir de kadın yoksulluğunu gündemleştirmeye devam ettiğimizi ifade etmek isteriz. Aylardır ‘Kadın Yoksulluğuna Hayır, Kadınlar için Adalet’ kampanyamızı gerçekleştiriyoruz. Bu kampanyamızın en son adresi olarak Antep’deydik. Antep’te, kuru üzüm, ceviz, fıstık içi ayıklayan ve hiçbir güvencesi olmayan ama saatlerde parça başı terlik işçiliği yapan kadınlarla bir araya geldik. Kadın platformu ile bir araya geldik. Bu bnuluşmalarla gördük ki ülkenin neresinde olursa olsun kadınlar yoksullukla mücadele içinde yaşamını idame ettirmeye çalışıyor. Sadece bir, iki örnek vermek istiyorum yaptığımız ziyaretlerden. Gün içinde kadınlar 40-50 kilo üzüm ayıklıyor; ama en nihayetinde günün sonunda hiçbir güvencesi olmayan kadınların elde ettiği para 20 ya da en fazla 30 TL. Yine gün boyunca bir çuval ceviz ayıklayan kadınların eline geçen para 10 TL, bir çuval fıstık ayıklayan kadınların eline geçen para 12 TL.
Yoksulluğun kadınlaşmasına izin vermeyeceğiz
Kadınlarla yaptığımız görüşmelerde, elde ettiğimiz bilgileri sizlerle paylaşmak istiyoruz. Sabahtan akşama kadar çalışan, emeğinin karşılığını alamayan kadınların çoğu, eşinden şiddet görmüş maalesef genç kadınlardı. Tek başlarına çoğu zaman hiçbir zaman sosyal destek alamayan kadınların sesi ve isyanını duyurmayı kendimize görev biliyoruz. Antep’te kadın platformu ile bir görüşme gerçekleştirdik. Bir kez daha gördük ki kadın dayanışması ve kadın mücadelesinin aşamayacağı hiçbir engel yoktur. Dayatılmak istenen yoksulluğa karşı kadınlar, hep beraber mücadelelerini yükseltmekte kararlıdır. Buradan sizin aracılığınızla eve iş götürerek yaşam mücadelesi veren, ceviz, fıstık, kuru üzüm ayıklayan, parça başı terlik işçiliği yapan ve yine platformda bizimle görüşerek dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu gösteren kadınlara sevgilerimizi ve selamlarımızı iletiyoruz. Dayanışma ve mücadeleyle kadınların yoksullaşmasına, yoksulluğun kadınlaşmasına izin vermeyeceğimizi de buradan bir kez daha paylaşıyoruz.
Kadınların yoksulluğa mahkum edildiğine şahitlik ettik
Bizler tüm bu çalışmaların sonucunda pazartesi günü bir deklarasyon yayınladık. Adalete, demokrasiye, barışa çağrı deklarasyonumuzdu bu. Deklarasyonumuzu aylardır, ‘HDP’liyiz, Her Yerdeyiz’ diyerek alan alan, meydan meydan, şehir şehir gezerek elde ettiğimiz verilerle yine ‘Kadın Yoksulluğuna Hayır, Kadınlar için Adalet” kampanyamız kapsamında elde ettiğimiz veriler ışığında hazırladık. İşte bu buluşmalar bize bu deklarasyonun hazırlanmasını zorunlu kıldı. Kadınların eşit ve özgür yaşam haklarının her türlü güvenceye kavuşturulması, temsilde eşitliğin sağlanması için eşbaşkanlık uygulanmasının yaygınlaştırılması ve yerleştirilmesi dekorasyonda da ifade ettiğimiz gibi vazgeçilmez ilkelerimizden bir tanesidir. Aynı zamanda kadınlara yönelik sistematik erkek şiddeti ve kadın cinayetleri ile mücadele edilmesi bizim bakımımızdan zorunluluktur. İstanbul Sözleşmesinin tek adam rejimi tarafından geri çekilmesine karşı yeniden gelmesi ve uygulaması toplumsal cinsiyet eşitsizliği önündeki tüm engellerin kaldırılması önümüzdeki dönemdeki en acil adımları arasında saydık. Bizler HDP Kadın Meclisi olarak, gerek istanbul sözleşmesinin feshine, gerek eşbaşkanlık sistemimizi suçmuş gibi gösterenlere karşı bir araya geldik Kadınlarla beraber sokaklarda her beraber savunduk savunmaya da devam edeceğiz. ‘Kadın Yoksulluğuna Hayır’ buluşmalarımızda 18 kentti ziyaret ettik kadınların nasıl yoksulluğa mahkum edildiğinde şahitlik ettik.
Tekçi siyaset yürüyenlerle yol yürüyemeyiz
Evine yağ satın almak için gece gündüz 40 derece sıcak altında çalışan kadınların koşullarını gördük. Hangi siyasi kimlik ve inançtan olursa olsun kadınların ayrımcılığa maruz kaldığına gittiğimiz her ilde tanıklık ettik kazandıkları paralarn erkeklerle eşit olmadığını gördük. Burada anlatamayacağımız onlarca sorun ve sıkıntı ile yüz yüze olduklarını gördük. Kadınların AKP ve MHP ittifakının uygulamalarından memnun değil bu uygulamalara isyan ediyor. Deklarasyonumuzda da belirttiğimiz gibi kadınlar eşitlik ve özgürlük istiyor katledilmek istemiyor, şiddete uğradıkları zaman erkeklerin cezasızlıkla ödüllendirilmesine itiraz ve isyan ediyor. Tüm engellerin kaldırılmasını istiyor ve bunun mücadelesini yürütüyor. Kadınlar siyaset yaptıkları için hapsedilmek istemiyor kadınlar bedenleri ile ilgili kararları kendileri almak istiyor.Biz de diyoruz ki; kadınların bu istek ve talepleri tabi ki bizim de taleplerimiz kadınların taleplerine kulak tıkayanlara politik çıkarlarla kazanımlarımızı gasp edenlerle aynı kulvarda yerimizin olmadığını bir kez daha ilan ediyoruz. Rızkımızı, kaynağımızı güvence adı altında savaşa harcayarak bizleri yoksulluğa mahkum edenlerle tekçi siyaset yürüyenlerle yol yürümeyiz. Biz kadınlar bu tekçikiği değiştirmeye hazır ve talibiz değiştireceğiz de.Umudumuz büyüktür kadınlara çağrıda bulunuyoruz; erkek ittifakı değil kadın dayanışmamız kazansın. Hep birlikte kazanalım.
Kadınlar mücadeleye devam edecek
Kürt sorununun demokratik çözümünden eşit temsiliyete, ekonomiye, biz kadınların söyleyecek çok sözü var. Çıkarılan her savaş amasız ve fakatsız, en çok kadınları etkiliyor. Özellikle Türkiye’de Kürt sorununun demokratik çözümüne karşı alınan cephe, kadın kazanımlarına, kadınların eşit temsiliyet taleplerine karşı da alınan bir cephedir. Biz kadınlar Kürt sorununun barışçıl ve tüm muhatapları gözeten çözümünde ısrarcı olmaya devam edeceğiz. Eşbaşkanlık mor çizgimizdir dediğimizde ilk gün ne kadar kararlıysak, bu mücadelede bu kararlılığı devam ettireceğiz. Kadın erkek eşitliğini fıtrata aykırı görenler, eşitliği kabul etmeyenler zannediyorlar ki kurumlarımızı kaparatak, bizi ekonomik kaygılara boğup yoksullaştırarak mücadelemizden geri adım attıracaklar. Bir taraftan savaş, bir taraftan rant politikalarıyla doğayı talan edenler, kadınları öylece seyirci kalacak zannediyorlar. Ancak kadınlar susmayacak, kadınlar bu erkek egemen tekçi rejimin karşısında mücadele etmeye devam edecek.
Deklarasyonla aydınlık gelecek talep edenlere yol gösterdik
Biz HDP olarak bütün bu saldırı ve tasfiye girişimlerine rağmen bu deklarasyonla Türkiye’nin, halkımızın geleceğine dair sorumluluk aldığımızı Türkiye toplumuna bir kez daha deklare ettik. Elbette bu deklarasyonla en başta kendi siyasi rotamızı ve önerilerimizi belirledik. Ne yapacağımızı, nerede durduğumuzu, temel meselelerle ilgili yaklaşımlarımızı bu deklarasyonla ortaya koyduk. Ama bununla beraber mevcut Türkiye gidişatından çözüm arayanlara; demokrasi, barış, özgürlük ve aydınlık bir gelecek için talepte bulunanlara da yol gösterdiğimize inanıyoruz. Önerilerde bulunduk, çözüm perspektifi sunduk. Siyasetin bu sürekli çıkmazı için bir çözüm önerdik. Bu deklarasyonla aynı zamanda Türkiye'nin mevcut gidişatından kurtuluşun ortak mücadele olduğunu, bunun birlikte hareket etme çağrısı olduğunu da ifade etmek lazım. Bu çağrı en başta Türkiye toplumunadır. Kadınlara, gençlere, yoksullara, emekçilere; demokrasi, özgürlük isteyenlere ve tabii ki muhalefet güçlerinedir.
Şartlar Türkiye’ye çözüm dayatıyor
Açıkladığımız günden beri Türkiye’de tutum belgemizin çok ciddi bir karşılık gördüğünü mutluluk ve ilgiyle çok yakından takip ediyoruz. Şimdiye kadar birçok tartışma yürütüldü ve değerlendirmeler yapıldı. Bu tartışma ve değerlendirmelerden de memnun olduğumuzu ifade etmek lazım. Tutum belgemiz önemi doğrultusunda Türkiye toplumunda büyük bir yankı buldu. Bu tartışmaların bir çoğunun çözüme hizmet edeceğinin farkındayız. Türkiye’nin normalleşmesine katkı sunacağının, bu çıkmazdan çıkış için bir yol açacağının da farkındayız. Çünkü şu anda toplumun çözüm beklentisi ve talebi her yerden yükseliyor.Son birkaç günlük tartışmalardan şahit olduğumuz gibi, şunu çok net bir şekilde ortaya koyduk ki şartlar bütün ağırlığıyla Türkiye’ye çözümü dayatıyor. Tüm sorunların tartışılması, konuşulması ve çözülmesi için bir toplumsal irade olduğu ortada. Kimse bu hakikatten kaçamaz. Bu durumu yok sayanlar ve kulak arkası edenler, kendilerini iktidar rant çıkarları için ülkeyi uçuruma sürüklemeyi göze alanlar, bu deklarasyonumuzu sığ ve ciddiyetsiz biçimde ele alanlar da bilmeli ki, ortaya koyduğumuz tutum belgesini görmezden gelerek sorumluluğunu değerlendiremeyen kimse bundan sonra Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olamayacaktır.
Çözüm kararlığından vazgeçmeyeceğiz
Dönem Türkiye’de sorunları köklü biçimde çözme dönemidir. Çözümsüzlük ve kaos planları Türkiye’ye zarar veriyor, fakat çözümsüzlük politikalarının sahipleri de er ya da geç bu politikaların kurbanı olacaktır. AKP-MHP iktidarının her gün biraz daha toplumdan kopması, Türkiye’de güç kaybetmesi, artık toplumsal karşılığının kalmaması da bunun kanıtıdır. Çözümsüzlüğe esir olanlar artık bu alışkanlıklarından, bu yaklaşımdan vazgeçmek zorundadır. Deklarasyonumuza karşı gösterilen bazı tutumlardan gördük ki, bizim çözüm gücümüz ve dengeleri etkileyen pozisyonumuzdan rahatsız olan; hala kaos ve çatışmada geleceğini görenler var. Buradan bu siyaseti yürütenlere de söyleyeceğimiz var. Yürüttüğünüz bu çözümsüzlük politikası her gün biraz daha sizleri çözmeye, toplumdan uzaklaştırmaya ve çökertmeye devam ediyor. Bu da deklarasyonumuzun aslında ne kadar etkili olduğunun göstergesidir. Ne yaparlarsa yapsınlar bugün halen çözümsüzlükten tekçilik ve baskıdan medet umanlar bilsin ki Türkiye'yi aydınlık bir geleceğe taşıma heversinden vazgeçmeyeceğiz. Çözüm kararlılığından vazgeçmeyeceğiz.
Kadınların ortak mücadelesi ile aydınlık bir gelecek kuracağız
5-6 yıldır bütün saldırı politikalarına karşı ayakta durduk. Önümüzdeki günlerde de çözüme ulaşmak için her türlü mücadeleyi vermeye devam edeceğiz. Bununla ana rotalarımızıı ilkelerimizi tarif ettik bu politikalar güncelde de üzerine tartışılıp genişletilebilir. Bu konuda yapılan tavsiye ve dostane eleştirileri eklemeleri de kıymetli buluyoruz. Bunlar mücadelemizi güçlendirecektir. Ama tutumumuzda Türkiye’nin bir tartışma ve yol haritasına ihtiyacı olduğunu görerek yola koyduk herkes üzerine düşen sorumlulukla hareket etmelidir. Iİnanıyoruz ki önümüzdeki günlerde bütün saldırıların karşısında kadınların ortak mücadelesi, demokrasi ve özgürlük isteyenlerin ortak mücadelesi ile aydınlık bir gelecek kuracağımıza inanyoruz.”







