Hasta tutsak: Doktorlar kimliğimize göre yaklaşıyor

  • 09:03 3 Ekim 2021
  • Güncel
 
ANKARA - Tedavi için gittiği hastanede doktorun kendisine ‘çatışmaya mı girdin, orada ne işin vardı” gibi sorular sorduğunu İHD’ye yazdığı mektupla paylaşan hasta tutsak Dilber Tanrıkulu, doktorların siyasi kimliklerine göre yaklaşım sergilediklerini söyledi. 
 
Cezaevlerindeki hasta tutsakların durumu giderek ağırlaşırken, aileler, insan hakları örgütleri ve hukukçuların hasta tutsakların bırakılmasına ilişkin yapılan çağrılara yetkililerden olumlu yanıt verilmiyor.  Cezaevindeki hasta tutsaklardan biri de biri de Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan Dilber Tanrıkulu. 2016 Mayıs’ında Mardin’in Nusaybin ilçesinde gözaltına alındıktan sonra “devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla tutuklanarak Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderilen Dilber, 3 Aralık 2019’da Mardin 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, “Ülke bütünlüğünü ve birliğini bozma” iddiası ile ağırlaştırılmış müebbet, “Kasten öldürmeye teşebbüs” iddiası ile 16 yıl, “Kamu malına zarar verme” iddiasıyla 3 yıl ve “Tehlikeli maddeleri izinsiz olarak taşıma” iddiasıyla ise 7 yıl 6 ay hapis cezası aldı. Vücudunun birçok yerinde şarapnel parçaları bulunan Dilber 2017 yılında Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’ne gönderildi.
 
4 yıldır Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan Dilber, İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi'ne yazdığı mektup ile sağlık sorunlarına dair yaşadığı hak ihlallerini anlattı. Mektupta şu ifadelere yer verildi: 
 
“Yaklaşık 4 yıl önce Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nden Sincan’a tedavi gerekçesiyle sevk edildim. Fakat yıllardır aynı sağlık sorunları, rahatsızlığı yaşamama rağmen hiçbir doktor tarafından düzenli olarak tedavi görmedim. Şu ana kadar bilen kişilerden ve kendimce yöntemlerle ilerledim. Ancak ağrılarım, protezim yer yer rahatsız ediyor ve benim koşullarım da ortada. Şu ana kadar net olarak bildiğim tek şey kalça protezimin olduğu. Yaşanan sorunları kısaca ve tek tek açarsam:
 
Günlük yaşamda sorunlar yaşamaktayım
 
Kalça protezim var. Bundan dolayı günlük yaşamda da bu konuda sorunlar yaşamaktayım. Ayrıca sağ kolumda parça olduğundan kaynaklı her zaman kolumu kullanamıyorum. Son olarak da kalp ritmimde bozukluk var. Bu sağlık sorunlarını yaşamama rağmen gerekli önlemler alınmamaktadır. Doktora her gittiğimde (pandemiden bu yana 1 buçuk yıldır gitmemiştim hastaneye) oldukça yüzeysel yaklaşmaktalar. Doktorlara şikayetlerimi, nasıl yapmam gerektiğini, nasıl dikkatli olmam gerektiğini her sorduğumda aldığım yanıt şöyle oluyor; ‘Bacağın hep böyle kalacak, yere düşmemen gerek yoksa bacağın kırılır. Ağrıların hep olacak, çözümü yok, vs.’ Böyle cümleler kurarak rahatsızlığım için bir şey yapmamaktalar. Şu anki durum devam ederse kas ve doku kaybım var ve daha da ilerleyecektir. Muayene dahi edilmiyorum. Fakat bunu da göz önünde tutmadan bir nevi rahatsızlığımı oluruna bırakıyorlar. Kolumda bulunan parça için de çözümsüzlük sunuluyor.   
 
Parçadan dolayı kolumu az kullanabiliyorum
 
Sincan Kampüs Ortopedi doktoruna, daha önce beni rahatsız ettiğini, aldırmak istediğimi, kolumu kullanamadığımı, kaslarıma zarar verdiğini belirtsem de soğuk bir şekilde; ‘Kemiğin içinde olduğundan aldırmak çok zor kalsın’ dedi. Her geçen gün kolumdaki parçadan dolayı kollarımı daha az kullanabiliyorum ve ağrı ile kısmi uyuşukluğu da oluyor.
 
Sağlıksız koşullarda hastaneye götürüldüm
 
18 Ağustos 2021 tarihinde Sincan Devlet Hastanesi’ndeki ortopedi doktoruna gittim. Yukarıda da belirttiğim gibi kalp ritim bozukluğu rahatsızlığım da vardır. Buna rağmen tekli ring getirildi ve sağlıksız koşullarda hastaneye götürüldüm. Bilindiği gibi tekli ringlerde hareket etme olasılığı neredeyse hiç yok ve bulunulan yer dar ve havasızdır. Tüm sağlık sorunum göz önüne alınırsa yapılan bir işkencedir. Zorlu koşullarda hastaneye ulaşınca doktorun tavrı ise diğer doktorlarda olduğu gibi yüzeyseldi. Bununla birlikte görevini yapmak yerine beni sorguya çekti. Önce bu ameliyatı neden olduğumu sordu, ben de siyasi kimliğe göre yaklaştıklarını bildiğimden, yüzeysel yanıt oldum. Ben şikayetlerimi, rahatsızlıklarımı anlatırken, kendisi siyasi kimliğimle ilgilenmekten benim rahatsızlıklarımı duymazdan geldi.
 
Doktor, şikayetimi soracağına sorguya aldı
 
Bacağımın üstüne düştüğümü, vidaların gevşemiş olduğundan protezin bazen etime battığını söyledim. Doktor ise ‘Üstüne yatmasan bir şey olmaz’ dedi. Ben zaten istesem de üstüne yatamam. Ben duyarsızlığına rağmen şikayetlerimi anlatmaya devam ettim. Kolumdaki parçalarımın da beni rahatsız ettiğini belirttim. Doktor, şikayetimi soracağına şunları sordu; ‘Sen çatışmaya mı girdin? Kiminle, neden çatıştın? Orada ne işin vardı?’ Bunlar gibi sorularla muayeneye devam etti.
 
Sağlık hakkımı kullanmak istiyorum
 
Sonuç olarak yine muayene dahi edilmeden, sonuçsuz olarak geri döndüm. Bu kadar sorumsuzca yaklaştıktan sonra bana 2 adet ilaç yazdı. Ağrı kesici ve bir jel, protezli bacağa en uygun ilaçları verdi! Kapıdan çıkarken de yüksek sesle gardiyana dedi ki; ‘Beğenirse kullanır, beğenmezse kullanmaz. Bir daha da gelmesin.’ Bir doktorun ilk görevi hastalarının rahatsızlıklarını koşulsuz-şartsız tedavi etmektir. Ama bahsi geçen doktorlar bunu yapmak yerine kimliğimize göre davranıp tedavi etmek yerine hakaret etmekteler. Doktorlar yeminleriyle ve tarafsızlıklarıyla bilinirler ancak son dönemlerdeki doktorlar için bunlar geçerli değil. Eskiden olsa taraf belli etmek bu kadar rahat olmazken şimdi ise ilk görüşte mimikte taraf tuttuklarını, renklerinin ne olduğunu doktorlar bile yapmakta. Sonuç olarak da en temel hakkım olan sağlık hakkımı kullanmak istiyorum.”