İstanbul’da Komplo konuşuldu: Abdullah Öcalan'ın pozisyonu barıştır
- 19:15 9 Ekim 2021
- Güncel
İSTANBUL- İstanbul’un üç ilçesinde PKK Lideri Abdullah Öcalan’a dönük uluslararası komplonun 23’üncü yılı dolayısıyla paneller gerçekleşti. Panellerde, Abdullah Öcalan’ın Kürt halkı için barış pozisyonunda ve ana muhatap olduğu vurgusu yapıldı.
PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 9 Ekim 1998 yılında uluslararası komplo ile Suriye’den çıkarılmasının 23’üncü yılı geride kaldırken, İstanbul Demokratik Kurumlar Koordinasyonu öncülüğünde paneller gerçekleştirildi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sultanbeyli, Esenler ve Bağcılar ilçe binalarında yapılan panellere binlerce kişi katıldı.
Sultanbeyli
HDP Sultanbeyli İlçe binasında gerçekleşen panele, Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Raziye Öztürk, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır ve HDP İl Eşbaşkanı Erdal Avcı panelist olarak katıldı. Panelin gerçekleştirildiği salona “Dem Dema Azadîyê ye”, “Komployu kıralım özgürlüğü sağlayalım” ve “Özgürlük varlığımızın vazgeçilmez koşuludur. Tecridi kıralım özgürlüğü sağlayalım” pankartları asıldı. Panele, Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivistleri, Barış Anneleri İnisiyatifi, tutsak yakınlarının yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Devrim ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan panel, 9 Ekim Uluslararası Komployu konu alan sinevizyon gösterimi ile başladı.
‘Sayın Öcalan’ın barış çabasına komplo ile cevap verildi’
Panelde ilk olarak Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Raziye Öztürk söz aldı. Raziye, 9 Ekim’in komplonun başlangıç tarihi olduğunu belirterek, Abdullah Öcalan’ın barış çabasına komplo ile cevap verildiğini söyledi. Raziye, Kürtler için bunun ilk olmadığını belirterek, Lozan Antlaşması örneğini verdi. Raziye, “1924 Anayasası ile Kürtlerin küresel hakları inkar edildi. Kürtler açısından bir devlet, bir özerklik söz konusu iken İngiltere’nin devreye girmesi ile bunlar yok sayılıyor. Sayın Öcalan ‘Beni Şeyh Sait konumuna getirmeye çalıştılar ama ben bu oyuna gelmedim’ diyor. Sayın Öcalan bir komplo ile Türkiye’ye getirildi. Türkler ve Kürtler arasındaki ilişkinin tümden kopması durumu söz konusuydu. Sayın Öcalan bu yüzden bu benzetmeyi yaptı. Bundan dolayı da 1999 yılında ilk görüşünde avukatlarına ateşkesin devam ettiği açıklamasını yaptı. Daha da derin bir sonucun yaşanmaması adına böyle bir hamle yaptı” diye konuştu.
‘Sayın Öcalan’ın pozisyonu barıştır’
Abdullah Öcalan’ın “özgür Kürt, özgür insan” yaratmada ısrarcı olduğunu belirten Raziye, yaşanan komplonun da Abdullah Öcalan’ın bu ısrarına ve paradigmasına dönük olduğunun altını çizdi. Raziye, AKP dönemiyle birlikte İmralı’da mutlak tecridin hayata geçirildiğini söyleyerek, şunları dile getirdi: “Öcalan yasaları dediğimiz yasalar da bu iktidar tarafından çıkarıldı. Tecrit durumu çözümsüzlükle doğrudan bağlantılıdır. Tecrit artıyorsa Türkiye çözümsüzlükte ileri noktadadır. Sayın Öcalan İmralı’ya götürüldüğünde iradesi kırılmak, sindirilmek istendi. İradesi kırılırsa Kürt halkının da iradesinin kırılacağı anlamına geliyordu. Fakat Sayın Öcalan orada bulunduğu süre boyunca Kürt halkına öncülük etmeye devam etti. Sayın Öcalan kendisiyle yapılan en ufak temasta Türkiye’nin, Ortadoğu’nun demokratikleşme için öneriler ve yol haritaları ortaya koydu. Bu tecrit halklar nezdinde kabul edilemez bir durum. Sayın Öcalan ile her temas kurulduğunda ülkede bir nefes alındığını görebiliyoruz. Halk nezdinde ne kadar değerli ve umut verici mesajlar olduğunu gördük. Sayın Öcalan’ın pozisyonu Kürt halkı için barış pozisyonudur. Sayın Öcalan açısından İmralı kapılarının açılması ve özgürlüğü büyük önem arz ediyor. Bunu çok kısa zamanlı tarih okumasında da görebiliyoruz.”
İmralı tecridinin tüm cezaevlerinde uygulanmaya başlandığını da söyleyen Raziye, son olarak da Abdullah Öcalan’ın barışa giden yolda en büyük müzakereci olduğunun altını çizerek, “Öcalansız bir hukuk ve siyaset yürütülmek isteniyor. Sayın Öcalan özgür Kürdü temsil ediyor. Onların istediği yarattıkları kendi Kürtlerini kabul ettirmek. Ama Öcalansız bir hukuk ve hak mücadelesinin mümkün olmadığını görüyoruz” diye ekledi.
‘İmralı’da eşi benzeri olmayan bir direniş var’
Ardından HDP İstanbul İl Eşbaşkanı Erdal Avcı söz aldı. Özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenleri ve cezaevinde direnen tutsakları anarak konuşmasına başlayan Erdal, “Önderlik aynı zamanda bir direniş insanı. Halka bağlılığıyla bir saniye bile boyun eğmeyerek İmralı’da inanılmaz bir direniş sergiliyor. Dünyada eşi benzeri olmayan bir direniş ile karşı karşıyayız. Önderlik hep diyor ‘Ben düşünce insanıyım’. 22 yıllık İmralı tutsaklığı ve rehineliğine baktığımızda komplo boşa çıkarılmıştır. Muazzam manevralar yapmış ve diplomasi yapmıştır. 12 metrekarelik hücrede bunu yapmıştır. Rojava’da Önderliğin yarattığı ruh ve paradigma, enternasyonal bir birliktelik, direnen kadın ve güç açığa çıkarmıştır. Bugün Erdoğan’ın kabul etmeyen güç, Rojava’nın her heyeti ile Beyaz Saray’da görüşüyorsa bu Önderliğin gazabıdır, yaratımıdır, uzun görüşüdür, insanüstü direnişidir. Önderlik uluslararası bir önderlik olduğunu ve vazgeçilmez olduğunu kanıtlamıştır” dedi.
‘Muhatap belli’
Erdal son dönemde yürütülen Kürt sorunu ve muhatabı tartışmalarına da dikkat çekti. “Müzakerenin muhatabı kimdir sorusu tarihsel olarak ortadan kalkmıştır” diyen Erdal, “Sayın Öcalan bu alanda kiminle olursa olsun kendisiyle muhatap olacak şekilde bir zemin yaratmıştır. Önderliğin karşısında, dışımızda ve içimizde ikilik yaratıp muhatap bulmak isteyen halkımızın çelik duvarına çarpacak. Bu halkın tek bir Önderliği, tek bir demokratik ve diplomasi gücü vardır. Tüm dünya, dost da düşman da bunu biliyor. Muhataplık tartışması 1978’de kapanmıştır. Buradan kendisini bir kez daha selamlıyoruz” şeklinde konuştu.
Erdal’ın konuşmasının ardından salondan tek bir ağızdan “Bê Serok jiyan na be” sloganları yükseldi.
Panel halkın görüş, öneri ve soruları ile devam etti.
‘9 Ekim kara gündür’
Soruların cevaplanması ardından DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır söz aldı. Keskin, “Biz Kürt halkı için 9 Ekim kara bir gündür. Kürt halkını sürekli kara günde bırakmak istediler. Bu komplonun içinde İngiltere’den Fransa’ya, Rusya’dan Yunanistan’a hatta kardeşimiz dediğimiz KDP bile bu komplonun içinde yer aldı. Sadece biz değil tüm dünya Sayın Öcalan’a yapılanın uluslararası komplo olduğunu biliyor. Sadece Kürt halkına ve liderlerine neden böyle bir uluslararası komplo uygulanıyor diye sormamız gerekiyor. Bu soru ve buna verdiğimiz yanıt halkımızın geleceğini belirleyecektir. Bu soru oldukça önemlidir. Tarihimizi iyi bilmemiz gerekiyor. Kürdistan sadece Türkiye eli ile dört parça olmadı. Plan ve projeler ile sömürge edilmek istendik. Sürekli bir sömürge halinde bırakılmak isteniyoruz. Kürt halkı yüz yıldır bu plan ve projelere karşı direniyor. Bu halk mücadelede hiçbir zaman geri adım da atmadı” ifadelerinde bulundu.
İmralı tecridi ve yansımaları
“Sayın Öcalan’ın 40 yıldır ortaya koyduğu felsefe, ideoloji ve düşünce uluslararası güçler için büyük bir korku oldu” diyen Keskin, 20’inci yüzyılda Kürt öncülerine yapılanın, 21’inci yüzyılda da tekrar hayata geçirilmeye çalışıldığını söyledi. Abdullah Öcalan’a bu yüzden komplo uygulandığını kaydeden Keskin, “Bundandır ki 24 yıldır bu komplo ve tecrit Sayın Öcalan ve Kürt halkı ile özgürlüğü isteyen halklara yeniden uygulanmaya çalışılıyor. İmralı tecridinin nasıl oluyor da halka yansıdığını soruyorlar. Bunun nasıl olduğunu söyleyelim. Sayın Öcalan’ın yararlanabileceği bir yasa çıkarılmıyor, odası 24 saat gözlemleniyor sokaklarımız da 24 saat mobeseler ile izleniyor. Adım adım tecridi her alanda yaşamımıza uyguluyorlar. İmralı’ya yaklaşım savaşa ya da çözüme yaklaşımdır. Kürt halkı ile savaşacaksa bu iktidar önce İmralı’ya saldırıyor. Eğer ne zaman ki Kürt sorunu için bir çözüm istese İmralı kapılarını çalıyor” hatırlatmasında bulunarak İmralı tecridine dikkat çekti.
‘Dem dema azadîyê ye’ hamlesi
Komplonun Abdullah Öcalan şahsında tüm halklara uygulandığını söyleyen Keskin, başlattıkları “Dem dema Azadîyê ye” hamlesine dikkat çekti. Stratejik bir hamle başlattıklarını dile getiren Keskin, “Kritik bir siyasi süreçten geçiyoruz. Kürt halkının kaderi önümüzdeki 10 yılda belli olacak. Kürt halkının direnişi bunda belirleyici olacaktır. Bu yüzden özgürlük zamanıdır. Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü önümüze koyduk. Çok önemli bir aşamaya geldik bu hamle kapsamında. İktidar şuan psikolojik bir savaş da yürütüyor. Kürt halkının umudunu yıkmaya çalışıyorlar. Ama ellerinde hiçbir şey kalmamıştır. Kürt halkının direnişi ile bu planlar boşa çıkarılacaktır. Bundan dolayıdır ki hepimizin üzerine çok şey düşüyor. 3’üncü yolu önümüze koyduk. 3’üncü yol sadece siyasi olarak değil yaşamın her alanında hayata geçirilmesi gereken bir hattır. Sadece tek bir hat üzerinden kurulmadı bu 3’üncü yol stratejisi. Bizlerin kurumlarımızı daha da güçlendirmesi gerekiyor. Bu 3’üncü yol stratejisi hem Türkiye hem de Kürt halkı için hayati önemdedir” dedi.
Keskin son olarak da “Tecrit devam ettikçe Kürt halkının özgürlüğü ve geleceği büyük bir tehlike altındadır. Savaşın ve barışın anahtarı İmralı’dır. Sayın Öcalan’ın özgürlüğü Kürt halkının özgürlüğüdür” diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Panel “Bijî Serok Apo” sloganları ve zılgıtlar ile sona erdi.
Bağcılar
Saygı duruşuyla başlayan etkinlik DBP Eşsözcü Dilber Demir’in konuşmasıyla devam etti.
Dilber, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın ne tür bir uluslararası komploya maruz kaldığını anlattı. Bu mücadelenin halk ayağının çok etkili olduğunu belirten Dilber, “Amed direnişi bu hareketin kararlılığını gösterdi. Bugün Kürt özgürlük hareketinin destansı direnişi tüm ulus devlete karşı büyük bir mücadele yürütüyor. Son bir yıldır burada biraz halk ayağının eksik kaldığını görüyoruz. Bizim yeniden ayağa kalkmamız gerekiyor. Tıpkı 90’lı yıllardaki gibi mücadelemizi güçlendirmemiz gerekiyor. TC’nin bize nasıl saldırdığı ortadadır. Tüm kurumlarımız, kadınlar, gençler, herkes ayağa kalkıp 90’larda olduğu gibi mücadele vermeliyiz ve bu kararlılıkla mücadelemizi taçlandıracağız. Bizim Demokratik Ekolojik Kadın Özgürlükçü Paradigmayı hayata geçirmek gibi iddiamız var. Bunun için an ayağa kalkma anıdır” diye belirtti.
'Herşey tecritle alakalı'
Asrın Hukuk Bürosu Av. Emran Emekçi, Abdullah Öcalan’ın sadece Kürtleri değil dünya haklarını temsil ettiğini ifade ederek, Abdullah Öcalan’ın halk, halkın ise Öcalan olduğunu söyledi. Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için birçok imzanın toplandığını aktaran Emran, “Türkiye’nin şuan ekonomik, sosyolojik, siyasi, hukuksal işlevlerinin beter olması tecrit ile ilişkilidir. Eğer şuan ülke bozuksa tecridin sonucudur. Tecrit, kayyım ve savaş politikasıyla kimse kazanmaz. Demokratik evrensel ilkesiyle tüm dünya derdini çözmüştür. Ama Türk devleti çözemiyor. Bunun için adım atanlar da yok edildi veya geri adım attırıldı” ifadelerini kullandı.
‘Öcalan bir çizgidir, duruştur'
Tecridin Türkiye’nin tüm her yerine yayıldığını da sözlerine ekleyen Emran, "Abdullah Öcalan herkesin ihtiyaç duyduğu şeyleri söylüyor. Özgürlük, barış, adalet diyor. Öcalan, burada toplumun özgürlüğünü esas alarak toplumun özgür olmadan kendi özgürlüğünün bir anlamının olmadığını ifade ediyor ve bu mantıkta yaklaşıyor. Bu sebeple İmralı’daki Öcalan’ın birey değil bir çizgidir, duruştur” diye aktardı.
'Varlık ile yokluk savaşı'
Ardından konuşan HDP Milletvekili Berdan Öztürk, önceden Kürtlerin yaşamaya hakkı olmayan bir varlık gibi görüldüğünü belirterek, Abdullah Öcalan ile birlikte artık bunun mümkün olmadığını söyledi. Abdullah
Öcalan’ın Kürt halkına hakkını anlattığını belirten Berdan, “Öcalan kendi halkına ‘Senin dilin, kimliğin, halkın kadimdir’ diyerek ve bu uğurda yıllarca mücadele ederek gerçekliği gösterdi. Devletler, Kürtlere ölümden başka yol göstermedi. Tüm ulus devletler bir kriz içindedir. Yollarına devam edemiyor. Bu komploya baktığımız zaman Öcalan ile birlikte bir haklı yok etmek istediklerin göre biliyoruz. Çöktürme planıyla tekrardan Kürtleri köle yapmaya çalıştırlar. Bir daha Biz Kürdüz demememiz hedeflendi. Her gün operasyonlar yapılıyor. Bunlar Kürtlerin özgürlüğüne savaş açmaktan bir şey değildir. Emperyalist devletler de onlara yardım etmeye devam ediyor ve 4 parçadaki Kürtleri yok etmek hedefleniyor. Bu savaş bizim varlığımız ile yokluğumuzun savaşıdır” şeklinde konuştu.
'Öcalan sayesinde'
Türkiye devletinin sisteminin artık çöktüğünün altını çizen Öztürk, "Buradaki tek alternatifin direniştir, Öcalan’ın halklara sunduğu pratiktir. Bunun başka bir yolu yoktur. Türkiye’de yaşayan Kürtlerin tümü esaret altındadır. Ezidi halkı da bundan farklı değildir. Bütün dünya Kürtleri tanıyor. Nasıl bir hayat istediklerini biliyor. İstediğimiz yaşam da direnişle mümkündür. Bugün Kürtleri bir araya getiren Öcalan’ın mücadelesidir. Bugüne kadar ailesi için hiçbir şey istememiş, sürekli halkına borçlu olduğunu söylemiştir. Kürtler özgürlük istiyor ve özgürlük mücadelesinin öncülüğünü yapıyor. Bizim demokratik yollarla bu tecridi kırmamız gerekiyor. Bunun başka bir yolu yok. Halkımız, 'Öcalan güneşimizdir' diyor ve siz bu güneşi karartamazsınız" diye konuştu.







