Cumartesi Anneleri kaybedilen 11 köylünün akıbetini sordu
- 13:25 16 Ekim 2021
- Güncel
İSTANBUL - Cumartesi Anneleri 864’üncü hafta eylemlerinde, 8 - 25 Ekim 1993 tarihleri arasında General Yavuz Ertürk Komutasındaki Bolu Tugayı tarafından yürütülen askeri operasyonda Kulp ve Muş’a bağlı dağınık köy ve mezralarda gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alınamayan 11 köylünün akıbetini sordu.
Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin bulunup yargılanması için yıllardır mücadele eden Cumartesi Anneleri, bu haftaki eylemlerinde 8 -25 Ekim 1993 tarihleri arasında General Yavuz Ertürk Komutasındaki Bolu Tugayı tarafından yürütülen askeri operasyonda Kulp ve Muş’a bağlı dağınık köy ve mezralarda gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alınamayan 11 köylünün akıbetini sordu. Cumartesi Anneleri, pandemi koşulları nedeniyle 864’üncü haftadaki açıklamalarını da online yapmak zorunda kaldı.
‘Zulmettiler, öldürdüler onları’
Açıklamada ilk olarak Behçet Tutuş’un eşi Hanımşah Tutuş söz alarak, “Koyunlarımızı ve ineklerimizi öldürdüler. Top ve tanklarla bizi eve soktular, dediler ki ‘evin içine ateş atacağız, sizleri de evin içine atacağız ve yakacağız’” sözleriyle yaşadıklarını anlattı. “Ne malımız kaldı ne canımız, zulmettiler, öldürdüler onları” diyen Hanımşah, erkeklerin on gün boyunca aç ve susuz bir şekilde bekletildiklerini aktardı. Yaklaşık 27-28 yıl boyunca kayıpların kemiklerini bulamadıklarını kaydeden Hanımşah, “Açtık susuzduk, hiçbir şeyimiz kalmadı, esaret yaşadık, sokaklara düştük” dedi.
Ardından 864’üncü haftanın basın açıklamasını İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu. Gülseren, Türkiye’de bin bir emekle yargıya taşınabilen çok az sayıdaki davalarda, sorumluluğu ortadan kaldırmaya yönelik uygulamalar nedeniyle sonuç alınamadığını dile getirdi. “AİHM’de mahkumiyetle sonuçlanan davalar Türkiye’de beraatla sonuçlanıyor” diyen Gülseren, “864. haftamızda AİHM mahkumiyetine, TBMM Raporuna, çok sayıda tanık beyanına rağmen beraatla sonuçlanan Kulp davasını bir kez daha hatırlatıyoruz” sözlerini kullandı.
‘Aileler İHD Diyarbakır Şubesi’ne başvurdu’
8 -25 Ekim 1993 tarihleri arasında General Yavuz Ertürk Komutasındaki Bolu Tugayı tarafından yürütülen askeri operasyonda Kulp ve Muş’a bağlı dağınık köy ve mezralardan çok sayıda köylünün gözaltına alındığını belirten Gülseren, askerlerin konuşlandığı Kulp Alaca köyü yakınlarındaki alana götürülen köylülerin iki hafta kadar süren operasyon boyunca burada tutulduğunu aktardı. Gülseren açıklamayı şu sözlerle sürdürdü: “Bu süre içinde aileleri onlara yiyecek götürdü. Köylülerden bazıları süreç içinde serbest bırakıldı. Operasyonun son gününe kadar tutulan 11 köylüden ise bir daha haber alınamadı. Diyarbakır DGM Savcılığına, OHAL Valiliği’ne, İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı’na, İçişleri Bakanı’na başvuran aileler bir sonuç alamadı. Bunun üzerine aileler İHD Diyarbakır Şubesi’ne başvurdu. İHD konunun takibi için avukatlar görevlendirdi. 1994 yılında dosya ile ilgili AİHM’e başvuruldu.”
‘Kemiklerin kaybedilen köylülere ait olduğu kesinleşti’
Diyarbakır DGM'nin yürüttüğü soruşturmadan sonuç alınamadığını belirten Gülseren, “DGM Başsavcılığı etkin bir soruşturma yapmadan 29 Nisan 1997 tarihinde dosyada takipsizlik kararı verdi” aktarımını yaptı. Gülseren, 31 Mayıs 2001 tarihli kararında AİHM’in Türkiye’yi, 11 kayıp kişinin ölümünden sorumlu olduğu ve etkili bir soruşturma yürütmediği için mahkûm ettiğini sözlerine ekledi. Olaydan 11 yıl sonra ise uzun yıllar boyunca yasak bölge ilan edilen Kepir mezrasında insan kemiklerinin bulunduğunu dile getiren Gülseren, “Kemiklerin yakınlarına ait olabileceğini belirten aileler, İHD Diyarbakır Şubesi’ne başvurdu. 4 Kasım 2004 tarihinde olay yerine giden İHD’nin çabaları sonucunda söz konusu kemikler Kulp Cumhuriyet Savcılığı tarafından İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Kimliklendirme çalışması sonucunda kemiklerin kaybedilen köylülere ait olduğu kesinleşti” ifadelerini kullandı.
Ailelerden Yargıtay’a başvuru
Gülseren, yapılan başvuru üzerine TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nun iddiaları yerinde incelediğini ve hazırlanan raporun sonuç bölümünde, “Komisyonumuz Bolu Komando Tugayı’nın düzenlemiş olduğu operasyon sırasında kimi kişilerin gözaltına alındığına ve daha sonra kaybolduklarına kanaat getirmiştir” denildiğini paylaştı. Ailelerin ısrarlı başvuruları sonucunda 2013 yılında yeniden açılan soruşturmada Diyarbakır Savcılığı’nın düzenlediği iddianame mahkeme tarafından kabul edildiğini dile getiren Gülseren, “Tuğgeneral Yavuz Ertürk hakkında 11 kez müebbet ve 25 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Ancak 11 köylüye ait kalıntıların bir toplu mezarda bulunmasına, AİHM’in mahkumiyet kararına, TBMM Raporuna rağmen Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava 19 Eylül 2018 tarihinde sanığın beraatı ile sonuçlandı. İstinaf başvuruları reddedilen aileler bu sefer de Yargıtay’a başvurdu” diye konuştu.
‘Kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz!’
Gülseren 864’üncü haftalarında, 11 köylünün gözaltında kaybedilmesi ile ilgili maddi gerçeğin açığa çıkartılmasını ve bu suçtan sorumlu olanların cezalandırılmasını engellemeye yönelik uygulamalara son verme çağrısında bulundu. “Yargıtay aşamasında olan davada evrensel hukuka uygun bir karar tesis edilmesini istiyoruz” diyen Gülseren son olarak şu sözlerle sesleni: “Kaç yıl geçerse geçsin; Mehmet Salih Akdeniz, Celil Aydoğdu, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Abdo Yamuk, Nusreddin Yerlikaya, Ümit Taş ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 165 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”







