İzmir’de kadınlar barışı konuştu

  • 18:18 16 Ekim 2021
  • Güncel
İZMİR - TJA’nın ‘Kendimizi savunuyoruz barıştan vazgeçmiyoruz, dem dema azadiye’ şiarıyla gerçekleştirdiği panelde kadınlar, adil ve eşit bir barışın oluşması için barışı talep eden bir kadın hareketinin geliştirilmesi gerektiğini savundu.
 
İzmir’de Tevgera Jinên Azad (TJA) ‘Kendimizi savunuyoruz barıştan vazgeçmiyoruz, dem dema azadiye’ şiarıyla düzenlediği panel Kültürpark Gençlik Tiyatrosu Salonu’nda gerçekleşti. KHK’li Dilke Kanlıbaş Demir’in kolaylaştırıcılığını yaptığı panelde Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi üyesi Gülcihan Şimşek, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Gazeteci Yazar Ayşe Düzkan, İnsan Hakları Aktivisti Fatma Bostan Ünsal söz aldı. Panele farklı kadın kurumu, siyasi parti temsilcileri ve Barış Anneleri İnisiyatifi üyeleri ile çok sayıda kadın katıldı.
 
‘İşkence yöntemi olan tecavüz konuşulamıyor’
 
HDP İzmir il binasında katledilen Deniz Poyraz başta olmak üzere erkek- devlet şiddetiyle katledilen kadınların anılmayla başlanan panelde ilk konuşmayı ‘Hak ihlalleri tecrit, kurtuluş yolları’ başlığı ile Eren Keskin gerçekleştirdi. Kürdistan’da asker ve polisten yana cinsel şiddete maruz kalan kadınların bunu ifade edemediğini dile getirdiğini söyleyen Eren, “Bunun işkence yöntemi olduğunu biliyorduk ama konuşulmuyordu. Gute Herman isimli kadın gelmişti. Biz çalışma başlatabilir miyiz dedik çalışmaya başladık Almanya’dan bir grup kadınla. Biz devrimciyiz, kadına işkence diğer işkence türlerinden ayrılamaz diyenler oldu. İlk MED TV’de program yaptık. Ardından Kürt kadınları başvurdu” diye belirtti.
 
‘TCK’de cinsel şiddet için yeterli düzenleme yok’
 
Kadına yönelik taciz gibi suçların 1990’lı yıllarda Türk Ceza Kanununda yer almadığını, tecavüz suçunun tanımının ise yetersiz olduğunu, Yargıtay kararı ile betimlendiğini ifade eden Eren, karakollarda bekâret kontrolünün serbestçe uygulanabildiğini dile getirdi. Kadınların mücadelesinin ve Türkiye’nin o dönemde Avrupa Birliği’ne üye olmaya yönelik siyaseti nedeniyle kadına yönelik şiddetin yasalara girdiğini kaydeden Eren,  “Cinsel işkencenin belgelenmesinde sorun yaşandı. Türk yargısı sadece ATK raporlarını delil kabul ediyor, oysa bağımsız raporlar delil olarak kabul edilmeli. AİHM Şükran Aydın davasında Türkiye’yi bağımsız kurumdan rapor alınmadığı için yargıladı. ATK 7-8 ay sonraya randevu veriyor oysa her kadının dayanma gücü farklı” diye belirtti.
 
‘Kadınlar umut vaat ediyor’
 
İstanbul Sözleşmesi yürürlükte olduğu zamanda uygulanmadığını dile getiren Eren, devletin LGBTİ+ davalarına da aynı yaklaşımı sergilediğini belirtti. Trans kadınlara kadın kıyafetleriyle sokakta yürüdükleri için Kabahatler Kanunu gerekçe gösterilerek para cezası kesildiğini ifade eden Eren, “90’larda ağır süreçler yaşadık ama hukukun bu kadar yerle bir edildiği dönem olmadı. Hâkimler ve savcılar konuşmaya korkuyor. İşkence yine vardı 90’larda ama radikal savunmalar yapardınız, ceza verilirse tutuklanırsınız. Ama şimdi ifade verirken tutuklama kararı veriliyor” diye belirtti. Eren, son olarak “Biat etmeyen bir damar var. Bu bizi umutlandırıyor” dedi.  
 
‘Tecridi topluma yayan iktidar anlayışı erkek egemen zihniyettir’
 
Ardından söz alan HDP Kadın Meclisi’nden Gülcihan Şimşek ise ‘Halk gerçekliğinde tecrit koşulları ve kurtuluş yolları’ başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Gülcihan, AKP-MHP iktidarının şiddet politikalarının toplumun her alanına sızdığını belirterek, PKK Lideri Abdullah Öcalan şahsında geliştirilen tecridin de yaygınlaştığını ifade etti. Gülcihan “Bu kendi hegemonyasını oluşturmaya çalışan zihniyet erkektir. Milliyetçilik, cinsiyetçilik, radikal dincilik üzerinden kadınların yaşamına sinen tecridin aile ile tarif ederek topluma nasıl yansıtıldığını biliyoruz. Ataerkiye karşı kadınların 21’inci yy’da kapitalizme karşı örgütlendiğini biliyoruz” diyerek “Demokratik mücadele hattı oluşturulmalı” sözleri ile konuşmasını sonlandırdı.
 
‘AKP ile dünü söylemlerin kullanılması meşrulaştı’
 
İnsan hakları aktivisti Fatma Bostan Ünsal da ‘Barışın önündeki engeller statüko destekleyicisi olarak dini kurum ve anlayışlar’ başlığı ile sunum gerçekleştirdi. Son yıllarda dini söylemlerin öne geçtiğini ifade eden Fatma, iktidarın rıza üretmek amacıyla dini söylemleri kullandığını dile getirdi. Fatma, “Halkın sesi hakkın sesidir. Genel toplumun menfaatine olan şey Allah  için hizmet eder. Türkiye’de uzun süre laik uygulamalar baskın olduğu için iktidarın bu dili kullanmasına yabancı olduk. Ama liberallerle yol ayrımından sonra AKP muhafazakarlarla işbirliği yaptı ve dini söylemler kullanılması meşrulaştı” dedi.
 
'Savaştan çıkarı olan çok çevre var'
 
‘Kadın barış hareketleri’ başlığı ile sunum yapan Ayşe Düzkan da tarihte taciz ve tecavüzlerin savaş silahı olarak kullanıldığını belirterek konuşmasına başladı. Nazilere karşı zafer kazanan erkeklerin Nazi yanlısı kadınlara tecavüz ettiği örneklerini veren Ayşe, dünyada savaşı başlatan devletin kadınlarının savaş karşıtı örgütlenmeler oluşturduğunu belirtti. Savaş karşıtı hareketler ve vicdani ret hareketleri sonucunda kurulan profesyonel orduların ise ölmeyi göze alan yoksullardan oluştuğunu belirten Ayşe,  “Almanya en büyük militer güç ve Belgrad’ın bombalanmasında iktidarın ortağı Yeşiller Partisiydi. Bu demokraside batıya öykünmeyi aşan bir şey. Batılı değil emperyalist oldukları için silah tüccarlarının çıkarı var. Sadece onların da değil görünmeyen çok kişinin çıkarı var” diye belirtti
 
‘Kadınların barış hareketi oluşturmasına ihtiyaç var’
 
Türkiye’de de barış hareketleri olduğunu, 1980 öncesinde Behice Boran’dan örnek vererek anlatan Ayşe, bu tarihten sonra barışı feministlerin savunduğunu dile getirdi. Feministlerin kadın ve çocukların savaştan ne kadar mağdur olduğunu fark ettiğini ifade eden Ayşe, “Kadınlar ‘bizim çocuklarımızın Suriye’de Libya’da ne işi var’ diye emperyal hareketi sorgulayacak barış hareketine ihtiyacımız var. ‘En kötü barış en iyi savaştan iyidir’ deniyor ama biz adil barış istiyoruz.  Herkes o masadan anlaşarak ayrılmalı. Neden bu kadar insan ölmüş olsun? Barış bir tarafın ezilmesi değildir. Bir mücadele katliamlarla tamamen yok edilebilir ama on yıllar içinde yeniden ortaya çıkar. Barış masada müzakere olması tarafları tatmin eden bir sonuç olmalı” dedi.
 
Panel soru-cevap bölümü ile sona erdi.