‘Özel savaş politikaları ile kütüphanelerin yerini kafeler aldı’

  • 20:46 17 Ekim 2021
  • Güncel
 
DİYARBAKIR - TMMOB’un kadın kurultayında “Kent Yaşamında Kadın” oturumunda sunum yapan ŞPO Diyarbakır Şube Eşbaşkanı Berivan Güneş, Nusaybin örneğini vererek, “Eskiden kütüphaneler, parklar, sanat merkezleri vardı. Fakat şimdilerde güvenlik güçlerinin olduğu yerlere kafeler yapıldı ve genç kızlar ve kadınların kafelere yöneltildiğini, polislerle bir araya geldiğini görüyoruz. Bu şekliyle asimilasyon ve özel savaş politikalarına zemin hazırlanıyor” dedi.
 
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Diyarbakır Şubesi İl Koordinasyon Kurulu (İKK) Kadın Çalışma Grubu 7'nci Kurultayı'nı Maden Mühendisleri Odası Diyarbakır Şubesi'nde gerçekleştirdi. (Komcivîna 7 emîn a jinan em dest ji mafên xwe, ji wekheviyê, ji dadê bernadin" pankartının açıldığı kurultaya sivil toplum örgütü temsilcileri de katıldı.  Kurultay, "Şiddet ve Cezasızlık", "Kadın ve Emek" ve "Kent Yaşamında Kadın" konu başlıkları altında 3 oturumda gerçekleşti.
 
Moderatörlüğünü Sorgül Aytek Avşar'ın yaptığı  "Şiddet ve Cezasızlık" oturumuna Rosa Kadın Derneği'nden Avukat Elif Tirenç İpek Ulaş ve TMMOB Cinsiyet Takip Sekretaryası’ndan Arin Zümrüt konuşmacı olarak katıldı.
Açılış konuşmasını yapan Songül Aytek Avşar, "Geçmiş dönem çalışanlarının emekleriyle oluşturulan kurultay, örgütlülüğümüzle devam ediyor. Kadınların direngen ruhu çalışmalarımızın ilerlemesine neden olmaktadır" dedi.
 
'Güncellenmesi gereken kavramlar var'
 
Oturumda ilk olarak söz alan Arin Zümrüt, kurullarının geçmişine değinerek, 54 yıl önce kurulan bir kurulda kadının varlığının görülmediğini ancak 2008'de görüldüğünü ve sekreteryasının kurulduğunu aktardı. Kadına yönelik şiddet türlerine işaret eden Arin, cinsiyet ayrımcılığı sekreteryasında güncellenmesi gereken kavramların olduğunu söyledi. Arin, sivil toplum örgütlerinde emekçi kadınları ilgilendiren maddelere dikkat çekerek, şiddet ile ilgilenen gruplarının geç toplanmasını eleştirdi.
 
‘Cezasızlıkta asıl yükümlü devlettir’
 
Ardından konuşan Rosa Kadın Derneği'nden Elif Tirenç İpek Ulaş, cezasızlık politikalarına ve geçmişine ilişkin konuştu. Elif, "Cezasızlık deyince asıl yükümlü olan devlettir. Çünkü burada devlete yüklenen sorumluluklardan bahsediyoruz. Devletin bizzat yarattığı veya göz yumduğu bir kavramdır. Kavramın tanım ve sınırlamaları giderek genişliyor. Cezasızlık ile mücadele de ortaya çıkıyor ve burada dört temel ilke var. Burada önemli ilke adalet hakkıdır, çünkü kadına yarattığı tazmini açısından önemli bir boyut. Türkiye'de bu durumu çok yaygın yaşıyoruz. En ufak bir olayda bile cezasızlık karşımıza çıkıyor" dedi.
 
'Cezasızlık faşizmde temel dinamiktir
 
Türkiye'de cezasızlık politikasının ciddi bir politika olarak uygulandığına dikkat çeken Elif, "Faşizm ile yönetilen devletlerde bu temel bir dinamiktir. Bu failleri koruma iç güdüsünden kaynaklanıyor. Kadına yönelik suçlarda da bu cezasızlığın yürütüldüğünü görüyoruz. Eril olan bir yapı sistematik olarak cezasızlığı uyguluyor ve bu politika ile en başta fail erkekler korunuyor. Fakat fail tek başına erkek değil, devletin kendisi ve devletin askeri, polisi ve sistemi fail oluyor. İhmali olan kamu görevlileri de cezasızlık ile korunuyor. Yine çocuk ölümlerinde de bu durum karşımıza çıkıyor özellikle Kürdistan'da zırhlı araçlar sonucunda çocuklar ölüyor ve sonuç yine cezasızlık" şeklinde konuştu.
 
Birinci oturumun ardından "Kadın ve Emek" oturumu gerçekleşti. Moderatörlüğünü Mimarlar Odası’ndan (MO) Selma Aslan'ın yaptığı oturumda,  Sosyalist Kadın Meclisi'nden (SKM) Beycan Taşkıran ve MO'dan Ruşen Tayfun,  arkeolog Zelal Bakır Turhan konuştu.
 
'Kapitalizmde kadının emeği hep geçiştirildi’
 
İlk olarak söz alan Beycan Taşkıran, “Kapitalist bir rejimde yaşıyoruz. Ve kadın tarihten bu yana rejimler tarafından ezildi. Kadın ve emek deyince kadınlar açısından eşitsizliğin çok daha derinleştiğini görüyoruz. Kadının emeği yardımcı bir emek olarak tanımlandı. Kapitalist sistemde kadının emeği hep geçiştirildi" dedi.
 
Dünyadaki rejimlerin kadınların emek alanlarına etkilerine değinen Beycan, "21'nci yüzyılda kadın ve erkek arasındaki çelişki kadın emeği çok daha derinleşti. Türkiye gibi emperyalizme bağlı bir devlette bu sömürü daha çok. Kadınlar çok daha fazla üretime çekildi ama bir yandan da yoksullaştı. Kadını soy üretecek bir tanımlama yapıldı ve kadın eve hapsedildi. Ülkeyi faşist bir erkek şef yürütüyor ve bunun yansıması her evde oluyor. Kadınları teslim almadan toplumu teslim alamayacaklarını bildikleri için kadına saldırıyorlar" değerlendirmesinde bulundu.
 
‘Türkiye’deki güvencesiz koşullar Kürdistan’a taşındı’
 
Kadınların bölgede güvencesiz koşullarda çalıştırıldığını kaydeden Beycan, "Türkiye cephesindeki işler Kürdistan'a taşındı. Ucuz emek için bunu yapıyorlar. Bu coğrafyada herkes bin liraya çalışıyor bu çok acı bir durum. Kadınlar tarım işlerinde, genç kadınların çoğu ise hizmet sektöründe çalışıyor" diye kaydetti.
 
‘Sur’a ait tek fotoğrafa hasretiz’
 
Daha sonrasında Diyarbakır'ın ilçelerinde çalışma yapan Ruşen ve Zelal sahada kadınların karşılaştıkları zorlukları aktardı. Diyarbakır'ın merkez dört ilçesi ve 13 çevre ilçesinden hafıza çalışmaları yaptıklarını belirten Ruşen, "Sur örneği gözümüzün önünde ve oraya ait tek bir fotoğrafa hasretiz" dedi.
 
"Kent Yaşamında Kadın" oturumuyla devam eden Kurultay’da oturumun moderatörlüğünü  İnşaat Mühendisleri Odası'ndan (İMO) Sevdet Acar yaptı. Oturumda, Şehir Plancıları Odası Diyarbakır Şube Eşbaşkanı Berivan Güneş ve Harita Kadastro Mühendisleri Odası'ndan Derya Akyol konuşmacı olarak yer aldı.
 
'Kentler cinsiyetlendirildi'
 
Berivan, 2016 yılında sokağa çıkma yasaklarında Mardin Nusaybin'de gerçekleştirilen yıkımları hatırlatarak, "Kentin dokusu kaybedildi ve kente aykırı yapılar inşa edildi. Kürdistan'ın her yerinde kentsel dönüşüm söz konusu. Sur'da aynı şekilde cezaevi tarzı binalar yapıldı. Kentler cinsiyetlendirildi. Belediyelere atanan kayyımlar ile toplumsal cinsiyet eşitsizliği yerel yönetimler tarafından benimsendi" vurgusunu yaptı.
 
‘Kadınların alanları yok edildi’
 
Nusaybin'deki tahribatı slayt gösterimi ile anlatan Berivan, "Yıkımlardan sonra her tarafa TOKİ konutları inşa edildi ve bu yapılar erilliği gösteriyor. Geniş yüksek binalar yapılır ve 'beni izliyor' algısı yaratılır. Kürdistan'da bunu çok yaptılar. Mahalle dayanışması yok edildi, kadınların dezavantajları genişletildi. Kadınların kullanacağı alanlar yok edildi" dedi.
 
Nusaybin'de kafe sayılarının çoğaldığını kaydeden Berivan, "Eskiden kütüphaneler, parklar, sanat merkezleri vardı. Fakat şimdilerde güvenlik güçlerinin olduğu yerlere kafeler yapıldı ve genç kızlar ve kadınların kafelere yöneltildiğini, oralarda polislerle bir araya geldiğini görüyoruz. Bu şekliyle asimilasyon ve özel savaş politikalarına zemin hazırlanıyor" ifadesini kullandı.
 
'Kürdistan’da güvenlik gerekçesiyle ormanlar yakılıyor’
 
Harita Kadastro Mühendisleri Odası'ndan Derya Akyol ise ekolojik yıkımlar ve görünmeyenler sunumunu yaptı. Derya, şöyle konuştu: "Doğa cansızdan canlıya bütünlüğü ifade eden bir kavram. Fakat bugünlerde dünyanın her yerinde ekolojik kriz değil ekolojik felaket yaşanıyor. Kapitalist sistemleri yıkımları çoğaltıyor. Türkiye'de de özellikle AKP ile birlikte bu yıkım iki kat arttı ve tahakküm altına alınmayan yer kalmadı. Fakat bütün bu yıkım politikaları bile Kürdistan'da farklı yürütülüyor. Türkiye'de yakılan ormanlar rant için olurken Kürdistan'da güvenlik gerekçeleriyle oluyor."
 
Ekoloji ve kadın arasındaki ilişkiye değinen Derya, "Ataerkil kapitalist sistem hem kadını hem de doğayı hedef alıyor. Oysa kadın doğaya sahip olan değil onu koruyan yerde duruyor. Kadınlar doğa için direniş gösteriyorlar" dedi.
 
Kurultay, serbest kürsüde katılımcıların yaptığı konuşmalarla son buldu.