‘Hasta tutsaklar bir devlet politikası olarak ölüme terk ediliyor’
- 14:52 26 Ekim 2021
- Güncel
HABER MERKEZİ - Hasta Hakları Gününe ilişkin birçok kentte gerçekleştirilen açıklamalarda, “Hasta mahpuslar bir devlet politikası olarak ya ölüme terk ediliyor ya da hastalıkları nedeniyle ölüm sınırında tahliye ediliyor” denilerek bu durumun yaşam hakkı ihlali olduğu vurgulandı.
İnsan Hakları Derneği Merkezi (İHD) Hapishaneler Komisyonu, 26 Ekim Hasta Hakları Gününe ilişkin İnsan Hakları Derneği Ankara şube binasında basın toplantısı düzenledi. Açıklamaya İHD Merkez Yürütme Kurulu(MYK) üyeleri ve Alınteri temsilcisi Zarife Çamalan katıldı. Açıklamayı İHD Ankara Şubesi Eşbaşkanı Sevil Turgut yaptı.
‘Mahpusların bireysel hak ve özgürlüklerine dokunulamaz’
Dünya Tabipler Birliği'nin 1981 yılında yayınladığı Lizbon Bildirisi ile ilk defa hasta haklarına dikkat çekildiğini ifade eden Sevil, 26 Ekim’in Dünya Hasta Hakları Günü olarak kabul edilip kararlaştırıldığını, 1995 yılında gerçekleştirilen 47’inci Kurultay’da değişikliğe uğrayarak, 2005 yılında ise gözden geçirilip düzeltildiğinin bilgisini paylaştı. Sevil, “Hasta Hakları Günü ülkemizde 1998 yılında kabul edilmiştir. Demokratik sistemlerde mahpuslar, yaşamlarıyla ilgili hiçbir söz hakkına sahip olmayan, sindirilmeleri, hiçleştirilmeleri gereken bireyler olarak görülemez. Mahpuslar insani ölçüler içinde belirlenmiş kurallara uyarak, zamanlarını hapishanede geçirmek zorunda olan, toplumsal özgürlüğü kısıtlanmış bireylerdir. Mahpusların kendilerini geliştirme, dış dünya ile iletişim kurma, diğer mahpuslarla sosyal bağlar kurma, sağlıklı yaşama gibi bireysel hak ve özgürlüklerine dokunulamaz. Aksine, bu özgürlüklerin kullanımı Devletler tarafından güvence altına alınmalıdır” dedi.
‘Adalet Bakanlığı verileri paylaşmıyor’
Türkiye cezaevlerinde 30 Eylül 2021 itibari ile 278 bin 711’i erkek, 11 bin 467’si kadın ve bin 896’sı çocuk olmak üzere 294 bin 74 tutuklu ve hükümlü bulunduğuna dikkat çeken Sevil, “Türkiye hapishanelerinde 2020 yılı Haziran ayı tespitlerimize göre 604’ü ağır olmak üzere en az bin 605 hasta mahpus bulunmaktadır. Bizlerin tespitleri ancak başvurular, basına yansıyan bilgilerle ulaşabildiğimiz kadarıyladır. Ancak gerçek sayının çok daha fazla olduğunu biliyoruz. Adalet Bakanlığı hasta mahpuslara dair verileri kamuoyu ile paylaşmamaktadır” şeklinde konuştu.
‘Sağlık hakkı ihlalleri çok fazla’
Hapishanelerde pek çok sağlık hakkı ihlalinin yaşandığına değinen Sevil, tespit edilen sağlık sorunlarını ise şöyle açıkladı;
"* Aşırı kalabalık koğuşlar.
* Revire geç çıkarılma, revirlerden polikliniklere ve polikliniklerden 3. basamak sağlık hizmetlerine sevk işlemlerinde aylarca sıra beklenmesi, yoğunluğu kaldıracak nitelik ve kapasitede sağlık hizmeti koşullarının olmaması, revirlerde her zaman doktor olmaması,
* Bazı hapishanelerde güvenlik görevlilerinin kelepçeleri açmadığı ve hekimlerin de açılmasını talep etmemesi, hastane sevklerinin ya geç yapılması ya da hiç yapılamaması,
*İlaçların verilmemesi veya geç verilmesi, sevklerde arama baskısı ve (özellikle astım hastalarını kötü etkileyen) tek hücreli ring araçlarıyla sevk zorlaması,
*Ağır hasta mahpusların, hastalıklarının son dönemlerine gelmelerine rağmen tahliye edilmemesi, Adli Tıp Kurumu’nun tahliye kararlarını siyasi tutum izleyerek vermemesi veya hastane raporlarının Adli Tıp Kurumu tarafından kabul edilmemesi,
* Atak geçirme riski bulunan ve/veya kendi ihtiyaçlarını karşılayamayan mahpusların tek kişilik yerlerde tutulması, yetersiz iaşe bedelleri, ısıtılmayan ve havalandırılmayan koğuşlar, mahpusların gün ışığından yeterince faydalandırılmaması,
* Diyet yemeklerinin verilmemesi, temiz suya erişim gibi pek çok sorun bulunmaktadır.”
‘2020’den bugüne 89 mahpus yaşamını yitirdi’
Tedavisi yapılmayan tutuklu ve hükümlülerin yaşamlarını yitirdiğini kaydeden Sevil, “Ağır hasta mahpusların, hastalıklarının son dönemlerine gelmelerine rağmen tahliye edilmemeleri hapishanelerde birçok mahpusun yaşamını yitirmesine neden olmaktadır. 2020 yılı başından bugüne kadar tespit edebildiğimiz kadarıyla 89 hasta mahpus yaşamını yitirmiştir. Bunların 23’ü Covid-19 nedeniyle yaşamını yitirmişken, 6’sı ise ölüm sınırına geldiklerinde tahliye edilmiş ve çok kısa bir zaman içinde ise yaşamlarını yitirmişlerdir. Hasta mahpuslar bir devlet politikası olarak ya hapishanelerde ölüme terk edilmekte ya da hastalıkları nedeniyle ölüm sınırında tahliye edilmektedir. Bu durum açıkça yaşam hakkı ihlalidir” sözlerini kullandı.
‘Cumhuriyet Savcıları’nın takdir yetkisi kaldırılmalı’
Resmi olmayan açıklamalara göre sadece 2013 yılından 2020 yılı sonuna kadar Adli Tıp Kurumu’nun bin 330 kişiye hapishanede kalabilir raporu verildiğine vurgu yapan Sevil, “Tedavi ve bakım süreçlerinin hapishane koşullarında yürütülmesinin imkansız olduğu mahpuslar için dahi ‘hapishanede kalabilir’ raporları veren Adli Tıp Kurumu, sağlık sebebiyle infazın ertelenmesi raporlarında son ve tek merci olmaktan çıkarılmalıdır. Sağlık sebebiyle infazın ertelenmesi kararlarında cumhuriyet savcılarının takdir yetkisi kaldırılmalı, hastanelerin verdiği raporlar esas alınarak cezaların infazları ertelenmelidir. Hasta mahpusların infaz ertelemesi önündeki ‘toplum güvenliği bakımından tehlike’ kriteri kanundan çıkarılmalıdır. Hasta mahpusların infaz ertelemesinin önündeki engel teşkil eden infaz kanununun 25’inci maddesindeki ‘infaza ara verilemeyeceğine’ dair düzenleme ile 107’nci maddenin 16’ıncı fıkrasındaki düzenleme kaldırılmalıdır” ifadelerinde bulundu.
Adalet Bakanlığı'na çağrı: Sorumluluğunuzu yerine getirin
Sevil son olarak, tüm hasta tutsakların serbest bırakılmasını ve sağlık haklarına erişimlerinin sağlanmasını talep ettiklerini söyleyerek, özgürlüğünden yoksun bırakılan ve yaşam hakları konusunda devletlerin pozitif yükümlülük altında olması nedeniyle Adalet Bakanlığı’nın sorumluluk alması gerektiğinin çağrısında bulundu.
Birçok kentte ortak açıklama
İHD şubelerinin, Dünya Hasta Hakları Günü nedeniyle İstanbul, İzmir, Van, Adana, Mersin, Antalya, İskenderun, Ağrı ve Batman’da gerçekleştirdiği basın açıklamalarında ortak metin okundu.







