Cumartesi Anneleri: Adalet aramaktan vazgeçmeyeceğiz
- 13:55 30 Ekim 2021
- Güncel
İSTANBUL - Kaybedilen yakınlarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri 30 yıl önce kaybedilen Hüseyin Toraman için adalet istedi. Cumartesi Anneleri, adalet arayışlarından ve kendilerine kapatılan Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceklerini söyledi.
Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin bulunup yargılanması için yıllardır mücadele eden Cumartesi Anneleri, 866’ncı eylemlerinde 27 Ekim 1991 tarihinde İstanbul Kocamustafapaşa’daki evinin önünden kaçırılarak gözaltında kaybedilen Hüseyin Toraman’ın akıbetini sordu. Cumartesi Anneleri, salgın koşulları nedeniyle bu haftaki açıklamalarını da online yapmak zorunda kaldı.
’30 yıldır öfkem dinmedi’
Açıklamada ilk olarak Hüseyin Toraman’ın annesi Hatice Toraman söz alarak, “Hüseyin kaçırılalı tam 30 yıl oldu ama 30 yıldan beridir acım, öfkem dinmedi çünkü bu evlat acısı” ifadeleriyle hislerini aktardı. Tek bir isteği olduğunu paylaşan Hatice, “Katiller bulunsun, hesap sorulsun, yavrularımızı kim öldürdü, nereye attılar, onların nerede olduğunu görmek istiyorum. Katilleri cezalandırsınlar, ölmeden onları bir göreyim” sözleriyle seslendi. 75 yaşında olduğunu ve hala faillerden hesap sorulması için beklediğini söyleyen Hatice, “Çocuklarımız bir karıncayı bile öldürmediler, sebepsiz yere çocuklarımızı gözaltılarda kaybettiler, yeter ki katiller ortaya çıksın, hesap sorulsun” diye konuştu.
‘Aramaktan vazgeçmeyeceğiz’
Ardından konuşan Hüseyin Toraman’ın kardeşi Sakine Toraman da, 24 yaşındaki kardeşinin 27 Ekim 1991 sabahı İstanbul Kocamustafapaşa’daki evinden ekmek almaya çıktıktan sonra kapının önünde silahlı, telsizli, sivil giyimli ve kendilerini polis olarak tanıtan kişiler tarafından 34 ATZ 56 plakalı Beyaz Toros’a zorla bindirilerek kaçırıldığı bilgisini paylaştı. Yaşanan olaya tüm mahallenin tanık olduğunu dile getiren Sakine, kardeşinin eşinin de sesleri duymasıyla pencereden baktığında kaçırıldığını gördüğünü ifade etti. “Aradan 30 yıl geçti biz hala kardeşimizi bulamadık” diyen Sakine, değişmeyen tek şeyin feryatlarına bir tepki alamamaları olduğuna değindi. Kardeşinin bir mezarının dahi olmadığını belirten Sakine, “Verilen mücadeleler sonuçsuz kalsa bile kayıplarımızı aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz, biz bitti demeden bitmeyecek” dedi.
‘Ermeni meselesi’
Dosya avukatı ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri de, “Hüseyin Toraman muhalif kimliğiyle bilinen polisin takibindeki bir kişiydi, kaçırıldıktan sonra mahalle esnafı ve eşi en yakın karakola başvurarak bu olayın aydınlatılmasını istiyor. Yapılan inceleme neticesinde de deniliyor ki, ‘Bu bir kaçırma olayı değil, gözaltıdır’, bu arada da aileye değişik bilgiler veriyorlar ve en son da gözaltına alınmadığını söylüyorlar” diye konuştu. TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na başvuran ailenin, hazırlanan raporda çocuklarının gözaltına alınmadığını ve bu meselenin de Hüseyin’in ev sahibinin Ermeni olması nedeniyle bir “Ermeni meselesi” olduğu yanıtını aldıklarını aktardı.
20 yılın ardından takipsizlik kararı
10 Eylül 1993 tarihinde dosyaya “doğruluktan şaşmayan bir emniyet mensubu” imzasıyla bir ihbar mektubu geldiğini söyleyen Gülseren, “Hüseyin Toraman’a dair şu bilgileri veriyor, ‘İşkencede olduğum bir gün sorgu sırasında ölmüş, Gebze İlçe Emniyet Müdürü’nün talimatı ile başkomiser Remzi Akıncılar tarafından Eskihisar yolu üzerinde köprü civarına gömülmüştür” ifadelerini kullandı. Olayın öğrenilmesinin ardından Cumhuriyet Savcılığı aracılığıyla bölgede kazı işleminin yapıldığını belirten Gülseren bir bulguya ulaşılamadığını dile getirerek, “20 yılın geçmesi beklendi, etkin bir soruşturma yapılmadı ve bu 20 yılın ardından savcılık tarafından, ‘zamanaşımı süresi dolduğundan soruşturmaya yer olmadığı’ kararı ile dosya hakkında takipsizlik kararı verildi” diye konuştu.
‘Akıbeti aydınlatılsın’
Bu karara yapılan itirazın da Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilerek bu suçun “insanlığa karşı suç olma vasfı” olarak kabul görüldüğünü aktaran Gülseren, soruşturma dosyasının tekrar açılmasına karar verildiğini fakat dosya tekrar açılsa da etkin bir soruşturma yürütülmediğini belirtti. Gülseren son olarak, dosyanın hala açık olduğunu ve Hüseyin Toraman’ın akıbetinin aydınlatılmasının beklediğini söyledi.
‘Etkili bir hukuk yolu yok!’
866’ncı haftanın basın açıklamasını ise Cumartesi İnsanı Çağla Seven okudu. “30 yıldır soruyoruz Hüseyin Toraman nerede” diyen Çağla, Türkiye’de kayıp aileleri için etkili bir hukuk yolunun bulunmadığını aktardı. Çağla devamında şu cümleleri paylaştı: “866. haftamızda tam 30 yıldır tüm çabalarına rağmen etkili bir hukuk yolu bulamayan, 30 yıldır işkenceye maruz bırakılan Toraman ailesinin yaşadıklarına tanıklık edeceğiz. Ses kaydına, tanıklara rağmen Hüseyin’in gözaltına alındığı reddedildi. Ailenin ısrarlı arayışı olayı basının ve kamuoyunun gündemine taşıdı. Oluşan kamuoyu baskısı karşısında suskunluğunu bozan İstanbul Emniyet Müdürlüğü 5 Aralık 1991 tarihinde Hüseyin Toraman’ın polis tarafından arandığı ama kesinlikle gözaltına alınmadığı açıklamasını yaptı.”
‘Devlet hukuka uysun!’
İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’in, 13 Aralık 1991 tarihinde Hüseyin Toraman ile ilgili iddiaları içeren soru önergesine verdiği cevapta tüm iddialarını reddettiğini ifade eden Çağla, ailesinin ve İHD’nin tüm ilgili kurum ve kişilere yaptığı başvuruların da sonuçsuz kaldığı bilgisini verdi. Çağla, Hüseyin Toraman’ın gözaltında kaybedilişinin 30’uncu yılında taleplerini şöyle sıraladı: “Devlet hukuka uysun, Hüseyin Toraman’ın akıbetine dair derhal etkili soruşturma yapma yükümlülüğünü yerine getirsin, suçtan sorumlu olanları tespit edip cezalandırılmalarını sağlasın.”
Kaç yıl geçerse geçsin Hüseyin Toraman ve tüm kayıplar için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceklerini vurgulayan Çağla son olarak, “167 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” çağrısında bulundu.







