Arzu Yılmaz: Irak’ta toplum ve devlet arasındaki bağ çoktan koptu
- 09:09 10 Kasım 2021
- Güncel
Habibe Eren
HABER MERKEZİ - ABD sonrası Irak’ın kime emanet edileceğinin önemli bir konu olduğunu belirten siyaset bilimci Arzu Yılmaz, “Türkiye’nin PKK’ye karşı operasyon bahanesiyle Irak’ı da işgali, bu ihalenin bir bakıma göz yumulan bedeli. Bu yolla hem Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin olası bir bağımsızlık girişiminin önüne geçiliyor hem de İran’ın Irak’ta artık geri döndürülmesi zor etkisi dengelenmeye çalışılıyor” dedi.
Ülkenin orta ve güney kesiminde 2019 yılından bu yana ekonomik krize, yolsuzluğa ve adaletsizliğe karşı devam eden protestolarda halkın en önemli taleplerinden birinin erken seçim olduğu Irak ve Federe Kürdistan Bölgesi’nde 10 Ekim’de halk sandığa gitti. Irak tarihinde katılımın en az olduğu, boykotun ise en fazla olduğu seçimde resmi rakamlara göre 9 milyon 779 bin seçmen oy kullandı. Seçime katılım oranı yine resmi rakamlara göre yüzde 41 olurken, seçime giren partilerin oylarında da ciddi bir düşüş gözlemlendi. Seçimin olumlu olarak değerlendirilebilecek yanı ise 329 sandalyeli Irak Parlamentosu’nda yüzde 25 kadın kotasının aşılarak 97 kadının parlamentoya girmesi oldu.
Katılımın az olduğu ve meşruiyetinin tartışıldığı seçimlere yönelik itirazlar sürerken Irak’ta var olan tabloya karşı eylemler ve tepkiler devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Irak Başbakanı Mustafa Kazımi’ye yönelik insansız hava aracı (SİHA) ile suikast girişimi de var olan kaosu derinleştirdi. Hamburg Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Dr. Arzu Yılmaz, Irak seçimlerini ve son yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.
‘Toplum ve devlet arasındaki bağ çoktan koptu’
Irak’ta erken seçimin 2019’dan bu yana süren gösterilerin yarattığı değişim baskısı nedeniyle gerçekleştiğini söyleyen Arzu, hala Başbakan olan Mustafa Kazımi’nin de Irak’ı seçime götürme misyonuyla göreve geldiğini anımsattı. Bu nedenle seçim sonuçlarını iki temel parametre üzerinden değerlendirmek gerektiğini vurgulayan Arzu, “Birincisi, gösterilerde ortaya çıkan sloganlar ve ısrarlı tutum her ne kadar Irak’ta halkın siyasete katılım ve yön verme talebi olarak okunmuş olsa da, seçimlere düşük katılım oranları bu talebin yaygınlığı konusunda soru işaretleri doğurdu. Zira gösteriler dışındaki parametrelere de baktığımızda aslında Irak’ta toplum ve devlet arasındaki bağın çoktan koptuğunu, siyasetin tüm ülkeyi kapsayan bir faaliyet olmaktan çıkıp bölge, şehir, aşiret ya da çıkar grupları sınırlılığı dâhilinde örgütlendiğini biliyoruz. Başka bir ifadeyle, halkın geneli Bağdat’ta ne olup bittiğiyle ilgili değil” dedi.
‘Hükümetler halkın tercihine değil uluslararası aktörlere göre şekilleniyor’
Irak’ta devletin güvenlik, ekonomi ve adalet alanlarında halka doğrudan ulaşan, ihtiyaçlara cevap veren bir kapasite ve yeteneği olmadığını vurgulayan Arzu, on yıllardır yapılan seçimlerin sonucu ne olursa olsun, nihayetinde insanların yaşadıkları toplumsal ve coğrafi sınırlar içindeki otorite ve düzenin değişmediğine işaret etti. Irak’ta seçimlerin uzun zamandır siyaset alanını düzenleme ve güç dengelerini değiştirme işlevi görmediğini dile getiren Arzu, sözlerine şöyle devam etti: “İkinci parametre ise tam da bu durumla ilgili. Sonuçta, düşük katılıma rağmen göstericilerin doğrudan temsilcisi sayılabilecek 10 bağımsız aday meclise girdi. En ayırt edici özelliği, yabancı müdahalelere karşı duruşuyla Şii Irak milliyetçiliğini savunmak olan Sadr hareketi 70’in üzerinde sandalyeyle en fazla oyu aldı. Buna karşın, İran destekli gruplar ciddi bir oy kaybına uğradı. Fakat seçim sonuçlarına bağlı bu yeni güç dengesini yansıtan yeni bir hükümet kurulabilecek mi? Zira 2006’dan bu yana Bağdat’ta hükümetler halkın tercihlerine değil, Irak siyasetine müdahil bölgesel ve uluslararası aktörlerin aralarında varılan uzlaşmaya göre şekilleniyor.”
‘Kürdistan ve Irak özelinde Êzidî kadınların mücadelesi dikkat çekici’
Erken seçimin nedeninin göstericilerin taleplerine yanıt veren bir siyasi değişimin önünü açmak olduğunu ifade eden Arzu, bu amaçla Irak’ta seçim sisteminin de değiştirildiğini belirtti. Daha önceki seçimlerden farklı olarak Irak’ın 80 seçim bölgesine ayrıldığını hatırlatan Arzu, her seçim bölgesi için bir kadın aday kotası belirlendiğini dile getirdi. Kadın vekil sayısındaki artışın birinci nedeninin de bu durum olduğunu belirten Arzu, “ Öte yandan 2019’dan bu yana süren gösteriler özellikle kadınların mobilize olmasında siyaset alanında görünürlük kazanmasında önemli bir fırsat yarattı. Kadınlar gösteriler sırasında deneyimledikleri bu pratiği seçim sistemindeki değişiklikle birlikte bir fırsata çevirmeyi becerdiler. Fakat tüm bunların ötesinde Ortadoğu genelinde son on yıldır kadın hareketlerinin güç kazandığı bir süreçten geçiyoruz. Siyasi mücadele sivilleşebildiği ölçüde kadınların yeri ve etkisi güçleniyor, ki aslında bu sivilleşmeyi zorlayan en önemli toplumsal dinamiği oluşturan da kadınlar. Bu bağlamda, Kürdistan ve Irak özelinde Êzidî kadınların mücadelesi en dikkat çekici deneyim. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda henüz nasıl bir sonuç doğuracağını söyleyebilecek durumda değiliz ama Irak seçimlerinde eril siyasetin bu dinamiği kullanma uyanıklığı gösterdiği muhakkak” dedi.
‘Seçim İran aleyhine bir tablo çıkarttı’
Seçimlerden bu yana yaşanan karmaşa, şiddet ve suikastları değerlendiren Arzu, “Söz konusu aktörler arasında bugüne kadar düşe kalka ilerleyen uzlaşmada yarattığı gerilime bağlı. Daha açık ifade etmek gerekirse, seçim sonuçları ABD’nin Irak’tan askerlerini çekmeye hazırlandığı ve dolayısıyla iç siyasi dengede etkisinin azalacağı bir dönemde Bağdat’ta da İran aleyhine bir siyasi tablo ortaya çıkarttı. Bu tablo aslında pekala Irak için bir fırsat sayılabilir. Fakat bu fırsatın değerlendirilebilmesi çok zor görünüyor. Dolayısıyla, en başa dönecek olursak, bu seçim umulduğu gibi ne Irak’ta halkın siyasete katılması ve yön vermesi ne de Bağdat’taki güç dengesinin seçim sonuçlarına göre belirlenmesi bağlamında bir sonuç doğurdu denilebilir” ifadelerini kullandı.
‘ABD kendine yakın bölgesel güç dengesi oluşturma çabasında’
“Mevcut Irak tablosunu şekillendiren en önemli parametre Amerika’nın Irak’tan çekilecek olması” diyen Arzu’ya göre asıl mesele, ABD sonrası Irak’ın kime emanet edileceği. “Irak’ın bugüne kadar parçalanmadan gelebilmesini mümkün kılan neredeyse tek güç ABD’ydi” değerlendirmesinde bulunan Arzu, “Kendi iç dinamiklerine bırakılan bir Irak’ta, IŞİD örneğinde yaşandığı gibi, kolayca çevre ülkelere sıçrayabilecek bir iç savaşın çıkması ya da parçalanma kaçınılmaz. Öyle anlaşılıyor ki, bu kaçınılmaz olanın önüne geçmek için de ABD bırakacağı güç boşluğunu kendine yakın bir bölgesel güç dengesi oluşturma yoluyla doldurma çabasında” diye ekledi.
‘Mümkün olan, sınırları muhafaza etmek’
ABD Başkanı Joe Biden’ın ABD’nin Afganistan’dan geri çekilme sonrasında yaptığı “Ulus inşası gibi bir misyonla hareket etmiyoruz. Mümkün olana odaklanacağız” açıklamasını hatırlatan Arzu, “ Günün sonunda Irak’ta ulus inşası ne İngiliz manda yönetimi ne Baas rejimi ne de Amerika eliyle başarılabildi. Bugün en iyi ihtimalle ‘mümkün olan’ tek şey Irak’ın sınırlarını muhafaza etmek. Irak’ta bu sınırları muhafaza edecek bir devlet kapasitesi ve yeteneği olmadığına göre Irak sınırlarının muhafazası, söz konusu bölgesel güç dengesine ihale edilecek gibi görünüyor. Türkiye’nin PKK’ye karşı operasyon bahanesiyle Irak’ı da işgali, bu ihalenin bir bakıma göz yumulan bedeli. Bu yolla hem Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin olası bir bağımsızlık girişiminin önüne geçiliyor hem de İran’ın Irak’ta artık geri döndürülmesi zor etkisi dengelenmeye çalışılıyor. Diğer yandan, Suudi Arabistan Anbar ve Musul gibi Sünni Arap ağırlıklı bölge üzerinden Bağdat’ta siyasi nüfuzunu artırıyor” şeklinde konuştu.
‘İran gelişmelerin önüne geçebilmek için elinden geleni yapacak’
“ABD’nin ‘mümkün olan’ çerçevesinde gördüğü belli ki, Irak’ın de jure varlığını korumak için Irak’ın komşu ülkeler arasında askeri ve siyasi nüfuz alanları üzerinden de facto paylaşılması” diyen Arzu, gelinen aşamada, bu sürecin konsolide olduğunun henüz söylenemeyeceğini vurguladı. Arzu, “Fakat ortaya çıkan verilerin işaret ettiği tablo bu. Tabii, İran belli ki bu gelişmelerin önüne geçmek için elinden geleni yapacak. Denkleme, Suriye’ye girişiyle birlikte Ortadoğu’da etkisini gün geçtikçe artıran Rusya ya da son bir yıldır Ortadoğu’daki varlığını ekonomik alanların dışında geliştirdiği askeri ve siyasi işbirlikleriyle daha görünür kılan Çin girdiğinde ne olacağını kestirmek zor. Geçtiğimiz hafta bir röportajı sırasında Rusya’nın Bağdat Büyükelçisi’nin de söylediği gibi ‘Ortadoğu’da yarın Ay yeryüzüne düşmüş’ dense kimse şaşırmaz” dedi.







