Sosyolog Neslihan Şedal: İktidar aklı özsavunması güçlü olan kentleri hedef alıyor

  • 09:03 12 Kasım 2021
  • Güncel
Hikmet Tunç
 
VAN - Jineolojînin özsavunmanın bilimi olduğunu belirten Jineolojî Atölyesi’nden Sosyolog Neslihan Şedal, iktidarın özel savaş politikalarıyla özsavunması güçlü kentleri özel olarak hedef aldığını vurguladı.
 
Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olan 25 Kasım’a doğru giderken bölgede sistematikleşerek devam eden özel savaş politikaları kadın bedeni üzerinden toplumun ahlaki değerlerine saldırıyor. Son dönemde özellikle Hakkari ve ilçelerinde madde bağımlılığı, fuhuş asker, polis, korucu eliyle hayata geçiriliyor. Özel savaş politikalarına karşı kadınların tek alternatifinin özsavunma mekanizmalarını hayata geçirmek olduğunu vurgulayan Jineolojî Atölyesi’nden Sosyolog Neslihan Şedal ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.
 
Kadına yönelik şiddetin, çocuğa yönelik her türlü istismarın devam ettiği bölgede özsavunmanın yeniden konuşulmasının hayati bir önem taşıdığını belirten Neslihan, “Şunun da bilincinde olmak gerekiyor ki; bizler özsavunmayı sadece belli dönemlerde değil, her saat, her saniye gündemimizde tutmak zorundayız. Her anımız bu mekanizmayı nasıl daha etkin kılabilirizi tartışmak ve bunun mücadelesini vermek olmalıdır. Kadına yönelik şiddetin, kadın kırımının yoğunca yaşandığı bu toplumsal gerçeklikte bizlerin özsavunmayı nasıl etkin kılacağı da yine can alıcı bir noktadır. Bunun için çetin bir mücadele yürütmek gerekiyor” dedi.
 
‘Özsavunmayı tarihsel arka planla değerlendirmek gerekir’
 
Öncelikli özsavunmanın tanımını geliştirmekle başlamak gerektiğini kaydeden Neslihan, özsavunmanın sadece fiziki bir savunma olarak ele alınmaması gerektiğini söyledi. Özsavunmayı tanımlarken, doğadaki-evrendeki her varlığın kendi varlığını devam ettirme mücadelesi olarak ele almak gerektiğini kaydeden Neslihan sözlerine şöyle devam etti: “Bu her varlıkta bulunan bir yetenek iken, bizim için aslında şu anda çözüm bulmamız gereken ve sorunu net olarak ortaya koymamız gereken, hayati bir meseledir. Dünyanın her yerinde genel bir yargıya dönüşen toplumsal bir sorun haline gelen; kadına yönelik şiddet, kadın kırımı, kadın cinayetleri, çocuklara dönük her türlü cinsel saldırı, hayati bir noktada duruyorken, bizlerin buna karşı alternatifimizin ne olduğunu netleştirmek ve bunun mücadelesini yürütmek aslında önemli bir yerde duruyor. Dolayısıyla bunu ele alırken, tarihsel arka planından ayrı ele almak bizi eksikliğe götürecektir. Şöyle tanımlamak gerekir; kendi varlığını korurken, kendi varlığını, kimliğini bütünsel olarak ele alırken, binlerce yıl öncesinden kimliği paramparça edilmemiş, varlığı paramparça edilmemiş, bir kadın hakikati söz konusudur.”
 
‘Kadın toplum için özsavunma oluşturmasına rağmen neden savunmasız?’
 
Toplumun özsavunmasını kadının geliştirdiğine değinen Neslihan, “Kadın hakikatini, doğasını tartışırken; binlerce yıl önce toplumlar için, halklar için, insanlar için, gerekli olan ne varsa bilgi, bilim, teknoloji kadın öncülüğünde yaratıldı. Asıl sorumuz şu; ‘kadın toplumlar için böyle bir savunma mekanizması geliştirirken, şuan kadınların neden özsavunmasız bırakılmak istendiği’dir. Bu sorunun net cevabı ‘iktidar aklının’  kendini inşa etmesidir. Kadına yönelik kırımı konuşurken, kadına yönelik şiddeti tartışırken, sadece bir cins meselesi olarak ele almıyoruz. Yaşamın kendisinin aslında hedef alındığı, toplumsal yapının kendisinin kadın şahsında hedef alındığını burada da alaşağı edilmek istendiği bir gerçeklik söz konusudur. Fakat bunu ele alırken, kadın sorununu bu şekilde çözülebileceği bilincinde olmamız gerekiyor” dedi.
 
‘Kadın kendi doğasına yabancılaştırılmak isteniyor’
 
Kadınların özsavunmasının kırılmak istediğini kendi kimliklerine yabancılaştırılmak istediğini belirten Neslihan, “Şuan baktığımızda bütün özsavunma yetenekleri kırılmış, kendi doğasına karşı yabancılaştırılmış, kadın olmaktan çıkartılarak, karşıtına benzetilmeye çalışılmış bir kadınlık gerçekliği var. Dolaysıyla biz kendimiz olmaya çalışırken istenen tüm isimlerden sıfatlardan arınmak için uzun tarihsel bir yolculuğa ihtiyacımız var. Yolculukta her ne kadar bize ait kılınmak istenen fakat bizim doğamıza ters düşen; tüm isimleri, tüm sıfatları reddederken beli bir bilinci de ortaya çıkarmak gerek. Özsavunmayı bir bütün ele aldığımızda politik olabilmek, politikayı işlevsel kılabilmek kendi yaşantımızda politik olmak, bunu da toplumsallaştırmak gerek. Bin yıllar öncesinden bahsederken politikanın, ahlakın, sağlığın ve ekonominin kadın eliyle, öncülüğüyle inşa edildiğinden bahsediyoruz. Bugün bu alanlara baktığımızda en çok kadın bu alanda dışlanmaya çalışıldı ve koparılmak istendi.. Özsavunmadan bahsederken sadece fiziki olarak değil bu tarihsel süreç içerisinde fiziki, zihin ve fikri, sezgisel olarak her anlamda kadın özsavunmasının kırılması, özsavunmasız bıkılması söz konusudur” ifadelerine yer verdi.   
 
‘Toplumu ahlaki çöküntüye uğratmak istiyorlar’
 
Kadının tarih boyunca toplumun içinde öncü olduğu ve günümüzde de bu rolünü sürdürdüğüne dikkat çeken Neslihan, “Doğru yöntemle eğer özsavunmayı etkin kılabiliyorsak ahlaktan ve politikadan ele almamız gerekiyor. Bir insanı insan yapan, toplumu toplum yapan, değerler vardır. Kültürel ve ahlaki değerler vardır. Bir toplum kendi ahlaki değerleri olmadan varlığını sürdüremez. Bugün iktidar bölgede özel savaş politikalarını yürürlüğe koyarken, aynı zamanda kendi argümanlarını da oluşturuyor. Şuan yaşadığımız bölgede çocuğa her türlü cinsel saldırı, kadına yönelik şiddet, kadınların intihara sürüklenmesi, toplumsal bir yozlaşmayla toplumu ahlaki çöküntüye koymak istiyor. İktidar politikalarını devreye sokarken, her türlü soykırım politikalarına karşı direnç gösteren toplumu en son aşamada ahlakına saldırıyor” diye belirti.
 
‘Özel savaş politikaları; özsavunmanın güçlü olduğu kentlerde hayata geçiriliyor’
 
Bölgede fuhuş, ajanlaştırma, uyuşturucu ile toplumun direncini kırmaya yönelik bir politika yürüttüğünü ifade eden Neslihan, kadın şahsında bir toplum özsavunmasız kılınmak istendiğini söyledi. Van ilinde son dönemlerde uzman çavuş ve polislerce parklarda, okullarda çocuklar alıkonularak zorla içki içirilerek istismara maruz bırakıldığını hatırlatan Neslihan, “Yine Hakkari ve ilçelerine baktığımız zaman fuhuş çeteleri sosyal medyada çok net şekilde teşhir ediliyor. Bu kentlere baktığımızda toplumsal değerlerin çok ciddi korunduğu ve yine kültürel değerlerin güçlü olduğu yerlerdir. Özsavunması güçlü olan kentler seçiliyor” ifadelerini kullandı.
 
‘Biz jineolojîyi özsavunmanın bilimi olarak ele alıyoruz’
 
Her ne kadar sindirilmek istense de toplumun potansiyelini açığa çıkarabileceğini vurgulayan Neslihan, “Özsavunmayı bütünsel olarak ele aldığımızda, ölüm denen olgunun kadın varlığıyla ters düştüğünü ortaya çıkaracağız. Politikleşmek, ekonomik anlamda üretime dahil olmak, eğitim alanında üretimi sağlayabilmek bu alanları aktif kıldığımız zaman, özsavunmayı bütünsel olarak ele aldığımız zaman, aslında şiddetinde ortadan kalkabileceğini, soykırım denen politikalarında ortadan kalkabileceğini görebilmekteyiz. Bizler bunun en somut örneğini jineolojî atölyelerinde kadınlarla tartışarak ortaya koyabiliyoruz. Biz jineolojîyi özsavunmanın bilimi olarak ele alıyoruz. Kendine, özüne yabancılaştırılmış kadının gerçekliğinde tamamen yabancılaşmayı bir özsavunma kırılması olarak değerlendiriyoruz. Kendimizi yeniden tanımlayabilmek, öz kimliğimizle buluşabilmek için tartışmalar yürütüyoruz. Özsavunmada ‘Gül teorisini’ ele alıyoruz. Gülün estetik olma halinden ve estetik olmayı koruma halinden özsavunmayla yani dikeniyle sağlanması gerektiğini vurguluyoruz. Dolayısıyla estetik güzel olan varlık iken, güzel olanı korumanın ilkesiyse etik ve ahlak olduğunu belirtiyoruz” sözlerini kullandı.