HDP Kadın Meclisi’nden 3 bölgede şiddete karşı panel

  • 18:04 14 Kasım 2021
  • Güncel
 
İSTANBUL - HDP Kadın Meclisi İstanbul’un üç bölgesinde “Erkek devlet şiddetine, savaşa, yoksulluğa karşı her yerdeyiz" sloganıyla paneller gerçekleştirerek, kadına yönelik şiddetin boyutlarını ve mücadele yöntemlerini konuştu.
 
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi İstanbul'un Bahçelievler, Kadıköy ve Beyoğlu ilçelerinde 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında paneller gerçekleştirdi. Panellerde kadına yönelik şiddetin siyasal, hukuksal ve psikolojik boyutları ele alınarak buna karşı mücadele yöntemleri üzerinde duruldu.
 
Bahçelievler
 
HDP Bahçelievler İlçe binasında yapılan buluşmaya HDP Kadın Meclisi Sözcüsü ve Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran ve avukat Nuran Aslaner konuşmacı olarak katıldı. Panelin gerçekleştiği salona "Erkek devlet şiddetine, savaşa, yoksulluğa karşı her yerdeyiz" pankartı asıldı. Çok sayıda kadının katıldığı panelin moderatörlüğünü HDP İl Kadın Meclisi üyesi Gonca Yangöz yaptı.
 
Panel, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren kadınlar anısına yapılan saygı duruşu ile başladı.
 
‘Şimdi kadın özgürlük zamanı’
 
Panelin açılış konuşmasını yapan Gonca Yangöz, “Şimdi kadın özgürlük zamanı” diyerek 25 Kasım kapsamında 3 ilçede paneller gerçekleştirdiklerine işaret etti. Gonca, Rojava Devrimi’nden aldıkları güçle mücadele etmeye devam ettiklerini belirterek, “Örgütlü mücadelemizi demokratik zeminlerde büyütmeye devam etmeliyiz” dedi.
 
‘Kadınlar sahip oldukları haklardan habersiz’
 
Ardından avukat Nuran Aslaner söz aldı. Nuran, İstanbul Sözleşmesi ve 6284’e dikkat çekerek kadına yönelik şiddetin farklı boyutları olduğunu söyledi. Hukuki düzenlemelerin yetersiz olduğunu ve kadınların sahip olduğu hakları bilmemesinden kaynaklı sorunlar yaşandığını belirten Nuran, “İstanbul Sözleşmesi ve kadının toplumdaki rolü son dönemde tartışılan konulardan biri. Toplumdaki geri gidişle birlikte uluslararası bir sözleşme çok rahatlıkla bir gecede yok sayılabiliyor. Biz hukukçular hak sahibine sahip olduğu hakları anlatırsak belki bunun önüne geçebiliriz” diye ekledi.
 
‘Kadınlar gördüğü şiddeti anlatamıyor’
 
Şiddetle mücadelede hukuksal olarak neler yapılması gerektiği noktasında da bilgilendirmede bulunan Nuran, hukuk sisteminin çok yavaş işletildiğini dile getirdi. Nuran, kadınların başvurdukları karakollarda şiddete maruz kaldıkları evlere geri gönderildiklerini kaydederken, “Kadınlar bu yüzden bu yerlere bir daha gitmiyor. Bunun önüne geçilmesi için 2011’de İstanbul Sözleşmesi imzalandı. Ve bu yasa kapsamında da 6284 sayılı kanun çıkarıldı. Bu yasada en can alıcı şey delil aranmıyor olması. Kolluk da mülki amir de mahkeme de bu kararı verebilir. Acil durumlarda başvuracağımız şeyler bunlar. İlla mağdurun da gidip bu yerlere başvurması gerekmiyor. Tanık olduğunuz bir şiddete karşı kolluk amirine başvurabilirsiniz. Ama uygulamada gördüğümüz en fazla zorluk kadının şiddet gördüğünü söyleyememesi ve kabul etmemesi. Kadınlar her gün şiddetin birçok çeşidi ile karşılaşıyor. Bunun farkında değil. Biz kadınlara bunu doğru anlatamadık. Hukukçular olarak aslında bizlerin anlatması gerekiyordu. Bu da çözümün bir noktasıdır” ifadelerini kullandı.
 
Nuran son olarak 6284 sayılı yasanın hala yürürlükte olduğunu vurgulayarak, bunun bilinmesi ve herkesin çevresine anlatması gerektiğini dile getirdi.
 
‘Kadına yönelik şiddet politiktir’
 
Daha sonra HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran söz aldı. Şiddetin ve ayrımcılığın derinlikli bir tarihi olduğunu söyleyen Ayşe, “Toplumun bir parçasıyız ve toplum erkek egemen kodlarla şekillenmiş. Kadınların hepsi ayrımcılığa bir şekilde maruz kalıyor. Hiçbirimiz bundan azade değiliz. Erkek şiddetinden bir nebze kendimi korusam da devlet şiddeti ile yüz yüzeyim. Tam da bu nedenle kadınlar olarak bu meselenin siyasi ve politik olduğunu söyledik. Her 8 Mart ve 25 Kasımlarda sokağa çıkıp ‘Kadına yönelik şiddet politiktir’ diyoruz” hatırlatmasında bulundu.
 
‘AKP kadını birey olarak kabul etmiyor’
 
Pandemi dönemine dikkat çeken Ayşe, evlerin kadınlar için en tehlikeli mekanlar haline geldiğine değindi. Ayşe devamında, “En yakınımız bize şiddet uyguluyor. İktidar kadının bastırılmış aile içindeki halinde kalmasını istiyor. AKP tam da bu zihniyetin ürünü. Kadını hiçbir zaman bir birey olarak kabul etmedi. İktidar kadını hep aile ile tanımladı. Aileyi korudu. Bunun içinde kadını her türlü şiddete maruz bıraktı. AKP Genel Başkanı her yerde ‘bacılarımız, kadınlarımız’ diyor. Sahipleniyor bizleri. Dilde başlayan siyasetlerini yaşamlarımızda da görüyoruz” ifadelerini kullandı.
 
HDP Kadın Meclisi olarak başlattıkları “Kadın Yoksulluğuna Hayır” kampanyası çerçevesinde yaptıkları ziyaretleri hatırlatan Ayşe, tekstillerde ve tarlalarda çalışanların birçoğunun kadın olduğunu kaydetti. İktidarın kadınlara güvenceli iş alanları açmadığını söyleyen Ayşe, “Sosyal yardım adı altında sağladıkları desteklerde evin içerisinde olman gerek. Dört duvar arasında güvencesiz bir destek sunuyorlar. Bu politikalarla bizleri istihdam alanının dışına itmeye çalışıyorlar. Pandemi sürecinde de bunu gördük. Toplumsal rolleri bizlere dayattılar evlere hapsettiler. Kadınlar korona sürecinde daha da yoksullaştı” dedi.
 
Kolektif mücadele vurgusu
 
Ayşe, iktidarın kadınların kaç çocuk doğuracağına kadar karar verdiğini ve kadınlara söz hakkı vermediğini söyleyerek, “Makul, makbul, itiraz etmeyen bir kadın isteyen bir iktidar var karşımızda. Ekonomik, sosyal refahın olmamasından kaynaklı kadınlar şiddet gördüğü evlere geri dönmek zorunda kalıyor. Bizler yeni modelimiz ile yeni yaşam alternatifini yerellere sunmak için çalıştık ama iktidar bizim bu modeli hedef aldı. Bir erkek bir kadını katlettiği için 30 yıl hapis cezası almıyor. Ama Ayşe Gökkan 30 yıl hapis cezası alabiliyor. Bütün yaşamı boyunca kadın mücadelesi yürüten, kadın mücadelesinden zerre geri adım atmamış bir arkadaşımız. Bu ülkenin yargısı, siyaseti ve kolluğu ortada. Bizler ancak kolektif mücadelemiz ile bu iktidara karşı durabiliriz.  Erkeği koruyan ama kadın mücadelesi yürütenleri cezalandıran bir iktidar var karşımızda” şeklinde konuştu.
 
2021’de 234 kadın katledildi
 
2021 yılının başından bugüne 234 kadının katledildiği bilgisini veren Ayşe, her gün en az 3 kadının erkek-devlet şiddeti sonucu katledildiğini ifade etti. Ayşe, şunları söyledi: “Biz kadınlar dayanışmamızı büyütürsek değiştirip dönüştürebilir, birbirimize güç olabiliriz. Bu sistemi dönüştürebiliriz. Ancak kol kola girerek mücadeleyi büyütebiliriz. Başaracağımıza inanıyoruz. Tekçi rejimin karşısında biz kadınlar başka bir yaşamı örebiliriz. Rojava örneği ortadadır. Mirabal Kardeşler’den Deniz Poyraz’a iktidarların faşist zihniyetlerinin değişmediğini görüyoruz. Ama Fehime annenin dediği gibi ‘Bir Deniz ölür bin Deniz oluruz.”
 
Panel soru cevap bölümünün ardından son buldu.
 
Kadıköy
 
HDP Kadıköy İlçe Örgütü’nde yapılan panelde de “Erkek devlet şiddetine, savaşa ve yoksulluğa karşı her yerdeyiz” yazılı pankart asıldı. Panele konuşmacı olarak HDP Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş, Kadın Zamanı Derneği’nden psikolog Elif İşcan ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukat Özge Akyüz katıldı. Paneli birçok kadın izledi.
 
‘Şiddetsiz dünya mümkün’
 
Panelde ilk olarak söz alan psikolog Elif İşcan, derneklerinin kurulma nedeni ve amaçlarına değindi. “Şiddetsiz bir dünya mümkün” sloganıyla bir araya geldiklerini paylaşan Elif, dünyada en çok ihlale maruz kalan kesimin kadınlar olduğunu dile getirdi. Kadına yönelik şiddete dair birçok çalışma yürüttüklerini, atölyeler düzenlediklerini söyleyen Elif, kadınlara hukuki, sosyal ve psikolojik alanda destek sunduklarını kaydetti.
 
‘Şiddetin sebebi meşru olmaz’
 
Elif konuşmasında, devletin kadınlara dönük bir şiddet mekanizmasının olduğunu ifade ederken, “Şiddet, bir öfke sorunudur. Şiddet uygulayan kişi şiddeti niçin uyguladığını bilir. Bunun sebebi meşru olmaz. Şiddetin temel sebebi bir kişinin başka bir kişiyi egemenliği altına alma güdüsüdür diyebiliriz” dedi.
 
Şiddetin türleri
 
Dünyada ve Türkiye’de “namus” kavramı altında ciddi bir şiddet uygulandığını vurgulayan Elif, şiddetin türlerine değindi. Elif, “Fiziki şiddet, şiddettin en son evresidir. Bu ispatlanabilir. Ancak şiddetin türleri vardır. Kadın birçok şiddet türüne maruz kalıyor. Bunlardan biri de cinsel şiddettir. Rızamızın olmadığı her şey şiddettir. Aynı zamanda ekonomik şiddet de var. Kadını zorla çalıştırma ya da çalışmasına izin vermeme de şiddettir. Ayrıca kimi zaman kadının parasına, kartına el konuluyor. Bu tür durumlarda bunun doğal olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle şiddetin farkına varamıyoruz. Kadınların davranışları kontrol altına alınmak isteniyor. Şiddete uğrayan bireylerin kendini geriye de çektiğini bilimsel araştırmalarla ortaya konuldu. Bunun karşısında durmamız gerekiyor” ifadelerinde bulundu.  
 
Elif, kadınlara yönelik şiddete karşı mücadele yöntemlerine de işaret etti. Şiddete uğrayan kadınlara nasıl davranılması gerektiği noktasında bilgilendirmede bulunan Elif, “Şiddete uğrayan kadınların anlatımına inanılması gerekiyor. Aynı zamanda yol göstermek yerine neler istediğini sormak gerekiyor” diye konuştu.
 
‘Yargı erkekten yana karar veriyor’
 
Daha sonra söz alan ÖHD’li avukat Özge Akyüz,  yürürlükten kaldırılan İstanbul Sözleşmesi’nde kadınların haklarını düzenleyen hususların önemine değindi. Kadınların mücadele ederek elde ettiği kazanımların ellerinden alınmak istediğinin altını çizen Özge, bu durumun son dönemlerde bütün dünyada yaşandığına dikkati çekti. Kadınlara yönelik şiddette yargı mekanizmaların sağlıklı işlemediğini, yargının erkekten taraf kararlar verdiğini belirten Özge, bu durumun şiddeti daha da artırdığını aktardı. Özge, “Bu haklar, kadınların kanlarıyla kazanıldı” sözlerini kullandı.
 
‘Şiddet her alanda yaşanıyor’
 
Son olarak söz alan HDP’li Meral Danış Beştaş da, kadına yönelik şiddetin her alanda yaşandığını bu nedenle her alanda mücadele edilmesi gerektiğini işaret etti. Meral, “Kadınlar kadın oldukları için şiddete uğruyor. Biz şiddeti uzun yıllar boyunca tanımlayamadık. Bir aile içinde birçok kadın olmasına rağmen erkeğin sevilmesini normal karşıladık. Şiddet illaki kafa, göz dağıtmak değil. Bunlar da şiddet. Türkiye ve Kürdistan kadın hareketinin verdiği mücadele, kazanımları giderek büyüyor. Şiddete uğrayan kadının kimliği yoktur. Tek bir kimlik vardır; kadın olmaktır. Şiddetin hedefi, kadın olmaktır” ifadelerine dikkat çekti.
 
‘Mücadeleyi her gün yürütmeliyiz’
 
Kadına yönelik şiddeti örneklerle açıklayan Meral, “Kürt kadınları hem kadın oldukları için hem de Kürt oldukları için şiddete uğruyor. Deniz Poyraz hem Kürt hem HDP’li hem de kadın olduğu için katledildi. AKP’li veya CHP’li bir kadın şiddete uğramıyor mu? Uğruyor. Bu yüzden bu şiddete karşı her yerde olmak zorundayız. Çünkü bu durumu toplumsal mücadele ile birlikte dönüştürebiliriz” dedi.
 
Kadına yönelik şiddetin politik yönüne de vurgu yapan Meral, “Biz kadın mücadelesini sadece özel günlerde değil, her gün yürütüyoruz. Yürütmeye devam etmeliyiz” şeklinde konuştu.
 
Beyoğlu
 
HDP Kadın Meclisi’nin 3’üncü paneli de Beyoğlu'nda bulunan HDP İstanbul İl Örgütü’nde düzenlendi. Panelin moderatörlüğünü HDP Kadın Meclisi üyesi Yağmur Yurtsever yaptı. HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm ile avukat Diren Cevahir Şen’in konuşmacı olarak katıldığı panelin gerçekleştirildiği salona "Erkek devlet şiddetine, savaşa, yoksulluğa karşı her yerdeyiz" pankartı asıldı. Panele çok sayıda kadın katıldı.
 
‘Başka sözleşmelerin hedef olacağının habercisi’
 
Panelde ilk olarak konuşan Diren Cevahir Şen, Türkiye'nin tek kişinin kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğini ve Sözleşme’nin Türkiye açısından son bulduğunu  hatırlatırken, "İstanbul Sözleşmesi’ni her fırsatta mahkeme salonlarında  dile getirdiğimizde farklı  hakim beyanıyla  karşılaşıyorduk. İstanbul Sözleşmesi’nin bizlerin elleriyle görünür olması İstanbul Sözleşmesi'ne dikkat çekti ve kullanılır hale gelmesini sağladı. Ardından İstanbul Sözleşmesi uygulandığı taktirde kadınlar için meydana gelen özgürlük, mutluluk, kendi gibi olma alanına erkekler ve devlet tahammül edemedi. Sistematik bir şekilde planlanarak İstanbul Sözleşmesi’nin fesih süreci başladı. Bu daha sonra başka sözleşmelerin hedef olacağının habercisi” şeklinde konuştu.  
 
‘Şiddet uygulayanın görünüyor kılınması gerekiyor’
 
Ardından konuşan HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, şiddet türlerine dikkat çekerek, “Şiddetin iki farklı tanımı var. Bir erkek şiddeti, iki erkek-devlet şiddeti. Kadına yönelik şiddet dediğimizde şiddeti uygulayanı yok sayıyoruz. ‘Kadına yönelik şiddet’ değil, ‘erkek şiddeti’ dememiz gerekiyor. Öznenin, şiddet uygulayanın görünüyor kılınması gerekiyor” dedi. 
 
‘Kürdistan’da kadına şiddet özel politik bir hat izliyor’ 
 
Sömürgeci ve ırkçı anlayışın konu Kürt kadını olduğunda daha fazla ezme ilişkisi ile davrandığını söyleyen Züleyha, şunları kaydetti: “Bu da iktidar ilişkisi ile yeni bir biçim oluşturuyor. Kürdistan bölgesinde kadına yönelik şiddet özel politik bir hat izliyor. Çünkü mücadeleyi kırmak istiyor. Kadınların sessiz kalmaması gerekiyor. Bunun parti içinde de öyle olması gerekiyor. Sustuğumuz taktirde kadın mücadelesine ve partiye zarar veriyoruz. Çünkü kendi ilkelerine uymayan bir parti, parti olmaktan çıkar. Bizim kendi ideolojimizi, ilkelerimizi savunan bir partiye ihtiyacımız var.”
 
Konuşmaların ardından katılımcı kadınlar da şiddete ve mücadele yöntemlerine dair görüşlerini paylaştı.