CİSST Koordinatörü Berivan Korkut: ATK kaldırılmalı!
- 09:10 23 Kasım 2021
- Güncel
İSTANBUL - Cezaevlerinde salgınla birlikte artan hak ihlalleri ve ağır hasta tutsakların yaşadığı sorunları değerlendiren CİSST Savunuculuk Koordinatörü Berivan Korkut, baştan beri taleplerinin ATK’nin kaldırılması ve bunun yerine üniversite hastanelerince verilen heyet raporlarının yeterli olması gerektiğini söyledi.
Türkiye ve bölge cezaevlerinde kalan hasta tutsakların durumu her geçen gün ağırlaşırken, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinde de koronavirüs (Covid-19) salgını sonrasında ciddi bir artış yaşanıyor. Tutsakların sağlık hakkına erişememesi ve tedavilerinin engellenmesi sebebiyle cezaevlerinde yaşamını yitiren tutsakların sayısı da her geçen gün artıyor. Yine tutsaklara ağır tecrit uygulamaları dayatılırken, sağlık ve diğer haklara erişimleri de engelleniyor. Hastanelerin, tedavisi devam eden tutsaklara “cezaevinde kalamaz” yazılı raporları geçerli sayılmayarak adeta ölüme terk ediliyorlar. En son 26 yıldır cezaevinde olan ve ağır hastalıkları bulunan Sıddık Güler’e İskenderun Devlet Hastanesi’nin Acil Polikliniği’de pratisyen doktor imzası ile “Hastanın bir sıkıntısı yok, bol su içebilir” denilerek cezaevinde kalabilir raporu verildi.
İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 2020 yılında yayınladığı “Hapishaneler Raporu” verilerine göre, Türkiye ve bölge cezaevlerinde 604’ü ağır olmak üzere bin 605 hasta tutsak bulunuyor. Yine İHD verilerine göre cezaevlerinde 2020 yılında 27 hasta tutsak yaşamını yitirirken, yılın başından bu yana ise 14 hasta tutsak da yaşamını yitirdi.
Tahliyeler engelleniyor
Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) tarafsız olmaması nedeniyle tahliye edilemeyen hasta tutsakların yaşam hakları da ihlal ediliyor. Tutsakların tahliye edilmeleri için tek engel de ATK raporu değil. ATK tarafından, “Cezaevinde kalamaz” raporu verilse bile tutsakların serbest bırakılmadan önce emniyetten, “toplum için tehlike oluşturacak” görüşünün verilmesiyle de tahliyeler engelleniyor.
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Savunuculuk Koordinatörü Berivan Korkut, hasta tutsaklar, cezaevlerinden aldıkları şikayet ve başvurular, son zamanlarda sayısı artan S Tipi cezaevleri, ATK raporlarına rağmen tutsakların serbest bırakılmamaları ile işkence, şiddet ve tecrit boyutundaki artışlara ilişkin JINNEWS’e konuştu.
‘Sayıları vermekten kaçınıyorlar’
Cezaevlerinde ne kadar tutsak bulunduğuna ilişkin net bir rakamın olmadığını belirten Berivan, 260 bine varan bir rakam olduğunu söyledi. Cezaevinde tutulan hasta tutsak sayısının ise ancak Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerinde mevcut olduğunu ifade eden Berivan, “Bu konuda çeşitli bilgi edinme başvuruları yaptık; ağır hasta, ATK’ye başvurmuş mahpuslar ve özel olarak hastalık türleri üzerinden kaç mahpus olduğuna dair bize verilen cevapların hepsinde özel bir araştırma gerektiği söyleniyor. Bu sebeple de sayıları vermekten kaçındıklarını söyleyebiliriz. Bizim verebileceğimiz sayılar ancak bir şekilde sivil toplumun varlığını bilen, ulaşma kapasitesi olan, ulaşması engellenmeyen dar bir mahpus kitlesinden ibaret olacağı ve gerçek sayıyı yansıtmayacağı için biz sayı vermekten kaçınıyoruz çünkü bizim sayılarımız buz dağının görünen kısmının ötesine geçmeyecektir” ifadelerini kullandı.
Salgın öncesi ve sonrası şikayetleri
Berivan, tutsaklardan aldıkları şikayetleri salgın öncesi ve sonrası şeklinde ayırdıklarını belirterek, salgın öncesinde mahpusların sağlığa erişim hakkı, hastaneye gidişler, ringle taşınma, revir sürelerini çok bekleme, kelepçeli muayene gibi şikayetleri çok fazla aldıklarını aktardı. Salgın başladığından bu yana aldıkları en temel şikayetleri sıralayan Berivan, kişilerin çok ağır hasta olmadıkları sürece hastaneye götürülmediği, düzenli tedavilerinin yapılmadığı özellikle kronik hastalığı olan ya da ağır hasta tutsakların tedavilerinde çok fazla sorun yaşandığını vurguladı. Hasta tutsakların çoğunlukla çoklu hastalıkları olduğunun altını çizen Berivan, “Sadece en temel bir hastalığıyla ilgili hastaneye götürülüyorlar ama bununla birlikte ortaya çıkan diğer hastalık çeşitleri ya da tedavi olanaklarının yaratılmadığı, yine ağır hasta olmayan ama tedavi görmediğinde durumu ağırlaşabilecek hastaların tedavilerinde de çok sıkıntı yaşanıyor” dedi.
‘Hastane sevklerinden vazgeçebiliyorlar’
Hasta tutsakların yaşamlarını kaybetme korkusuyla hastane sevklerini yapmaktan vazgeçebildiklerine vurgu yapan Berivan, “Ağır hasta mahpusların bir kısmının tek başına hayatını idame ettiremeyeceğini, ikinci bir kişinin desteğine ihtiyacı olduğunu çok iyi biliyoruz, o noktada tek başına kaldığında hayatını idame ettiremeyeceğini düşünmesi, ihtiyaçlarını giderememe kaygısı, kalp ve benzer hastalıklarda tek başınayken kalp krizi geçirip hayatını kaybedeceği korkusu gibi seçenekler de eklendiğinde bir yanıyla mahpuslar hastane sevklerini yaptırmak istemeyebiliyorlar” diye yorumladı. Bu durumun çok basit çözümleri olduğunu kaydeden Berivan, tutsakların tüm ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğini, özellikle tek başına tutulan ve kendi başına hayatını sürdüremeyen tutsaklara bir sağlıkçının hizmet verebilmesi, düzenli kontrollerin yapılması, kitap ve benzeri haklara erişebilmesi gibi önlemlerin alınmamasının tutsakların hastaneye gitmesinin önünde ciddi bir engel olduğunu dile getirdi.
‘Engelli maaşları kesiliyor’
Öte yandan hastaneye sevk edilmeyi isteyen tutsakların, “Durumu ağır değil, götüreceğiz bir daha karantinada tutacağız, onunla birlikte gidecek olan jandarma risk altına girecek” söylemlerine maruz kalabildiklerini de aktaran Berivan, hasta tutsaklara dair aldıkları başvuruları söyle sıraladı: “Durumunun çok ağır olmadığını düşündükleri kişilerin hastaneye götürülmediklerini ve benzer şikayetleri revir üzerinden de alıyoruz, revire çıkmakta çok ciddi bir gecikme yaşayabiliyorlar, bazı hapishanelerde kişilerin revire çıkmayıp arada infaz koruma memurlarının iletişim sağladığı, ilaçların bunun üzerine yazıldığına dair başvurular var. Son dönemde engelli mahpuslardan özellikle engelli aylığı alanlardan raporlarının yenilenmesi için tam teşekküllü hastaneye gitmek zorunda olmaları ve gidememelerinden ötürü de engelli maaşlarının kesilmesi üzerinden başvurular alıyoruz.”
‘Cezaevlerinde sağlığa erişim kronikleşti’
Cezaevlerinde sağlığa erişim sorununun çok kronik ve ciddi bir soruna dönüştüğünü ifade eden Berivan, belirli dönemlerde belirli hastalıklara dair doktorların cezaevinde hizmet vermesi, tam zamanlı doktor bulundurulması gibi önerilerin hiçbirinin ciddiye alınmadığını anımsatarak, “İki yıldır tedavi konusunda çok ciddi sorun yaşayan mahpuslar var” dedi. Berivan, ATK memurların devlet tarafından atandığını, tarafsızlığının tartışılacağını, çok fazla gerekli sağlık tetkiklerini yapmadıkları ve çok ciddi hastalığı olan bir tutsağı 10 dakikada değerlendirip “cezaevinde kalabilir” raporları verdiğini söyledi.
‘ATK kurumu ortadan kaldırılmalı’
Berivan ayrıca, “Küçük devlet hastaneleri olmuyorsa bile birçok noktada büyük üniversite hastaneleri var, bu hastanelerin verdiği heyet raporları bir sürü devlet kurumunda geçerliyken, ağır hasta mahpusların ‘hastanede kalamaz’ diye verdiği raporlar tekrar ATK tarafından incelemeye tabi tutuluyor, bu ciddi bir soru işareti” diye konuştu. “İlk günden beridir en temel talebimiz ATK kurumunun ortadan kaldırılması ve ciddi üniversite hastanelerinden verilecek heyet raporlarının kişinin cezasının infazının ertelenmesi için yeterli olması yönündeydi” ifadelerini kullanan Berivan, bunun da dikkate alınmadığını ve serbest bırakılan ağır hasta tutsaklara ilişkin ellerinde bir verinin olmadığını dile getirdi.
‘Öldü denmemesi için serbest bırakıyorlar!’
Berivan, hasta tutsakların sadece bazılarının vedalaşma hakkı ve “cezaevinde öldü denmemesi” için serbest bırakıldıklarını ifade ederek, tedavi görme ve iyileşme olanakları varken bunun ortadan kaldırıldığına işaret etti.
İşkence ve kötü muamele başvurularında artış
“Bazı mahpusların ‘Ceza İnfaz Ertelemesi’nden haberleri olduğundan bile şüpheliyiz” ifadesini kullanan Berivan, iki yıldır tutsakların Ceza İnfaz Kurumu memurları dışında neredeyse kimseyi görmediklerini kaydetti. Berivan, bu durumun kendi içinde iki taraflı gerilimi beraberinde getirdiğine dikkat çekerek, “Uzun süredir Türkiye cezaevlerinde adli mahpuslar da dahil, işkence ve kötü muamele başvurularında, açılmamış davalar, cezasızlık ve şiddet olaylarında ciddi bir artış var. Bu başvuruları doğrulayamıyoruz çünkü STK’ler alana alınmıyor, yargılanma süreçlerine dahil olamıyor. Son dönemde çok ciddi bir cezasızlık durumu ve beraberinde infaz koruma memurları arasında, ‘İstediğimi yaparım ve bana bir şey olmaz’ algısının gelişmesine yol açtı. Biz gerçekten şaşırarak bazı şeyleri izliyoruz, adli mahpuslara gidip ‘Buranın allahı benim ne istersem yaparım’dan tutun, ‘Esat Oktay benim, hadi gelin ne yapabileceksinize’ kadar uzanan, bizi çok endişelendiren vakalar oldu” örneklerini verdi.
'Önlem değil tecrit’
Yine başvurular arasında çok uzun zamandır duymadıkları “falaka” işkencesinin de olduğunu söyleyen Berivan, son birkaç aydır siyasi tutsaklar üzerinde bir politika değişikliğine gidildiğini de sözlerine ekledi. “Pandemi kuralları” gerekçesiyle tutsakların hiçbir koşul altında birbiriyle sosyal alanda görüşemediğini ele alan Berivan, “Mahpuslar açık görüş yapamazken birden bire bir hapishanenin hepsi boşaltılabiliyor, koğuşların yerleri değiştirilebiliyor. 20-30 kişilik gruplar halinde maskesiz, çok sık ve gecenin belirli bir saatinde koğuşa girip arama yaptığı, insanların ailelerine bile haber vermeden, isteğe bağlı sevkler durmuşken zorla sevk edildiği, yerlerinin değiştirildiği, ailelerin çocukların yerlerine dair bilgiler edinemediği gibi başvurular almaya başladık. Şunu da çok net diyebiliriz ki bu aramalar mahpusları tedirgin etmek üzerine kurgulanmıştır, endişe verici bir süreç yaşıyoruz” diye konuştu. Tutsaklardan aldıkları “arama” bilgilerinde, “Sivil giysilerle geldiler, tanıdığımız infaz koruma memurları değillerdi” söylemlerinin kaygıya yol açtığını vurgulayan Berivan, “önlemlerin” tecrit olarak nitelendirilebileceğini aktardı.
‘S Tipi ile F Tipi arasında bir fark göremiyoruz’
S Tipi Cezaevleri’nin 1-2-3 kişilik bölümlerden oluşan bir cezaevi olduğunu söyleyen Berivan, S Tiplerinin de tecridi getiren bir cezaevi tipi olduğuna değinerek şu aktarımlarda bulundu: “Tespit edebildiğimiz fark 368’ken S Tipi cezaevlerinin kapasitesi 552. Aralarındaki temel ayrım yapısal farklılıklar ama artık F Tipleri yerine S Tipi hapishaneler yapılıyor. F Tiplerini S Tipleri ile arttırarak adı değiştiriliyor. Buradaki en temel soru bunun tecridi getiren bir hapishane tipi olup olmadığıdır. S ve F Tipi de 1-2-3 kişilik bölümlerden oluştuğu için temelde bir fark göremiyoruz.”
Tutsaklar ağır tecrit yaşıyor
Yine tutsakların aşılanma oranlarının yüzde 90’larda olmasına rağmen sosyal alanlarının açılmamasının da bir tecride dönüştüğünü belirten Berivan, bu konuda hiçbir adım atılmamasının da kabul edilemez olduğunu ele aldı. Cezaevlerindeki ölüm sayısındaki artış, kaç tutsağın zamanında teşhis görmediği için hastalığı geri dönüşsüz bir noktaya vardığı gibi soruların acilen cevaplanması gerektiğini vurgulayan Berivan, tutsakların ayda dört tane olan biri açık üçü kapalı görüşlerin ikiye indirildiğini ve taleplerinin de hiçbirinin karşılanmadığını dile getirdi. Öte yandan radyo kanallarının yasaklanmasının tutsaklar açısından büyük bir sorun olduğunu kaydeden Berivan, farklı dilde gelen mektupların da yine tutsaklara çok geç iletildiğini, özellikle Suriyeli tutsakların telefon görüşmelerinde çok ciddi sorunlar yaşandığını ve tutsakların ağır bir tecrit yaşadığını aktardı.
‘Bir an önce serbest bırakılmalılar’
İki yıldır tutsakların diş tedavisine erişemediğini belirten Berivan, yine tecrit üzerinden de çok ciddi başvurular aldıklarının bilgisini verdi. Berivan ayrıca risk grubunda, hayatını kaybetme riskleri çok yüksek olan, ağır ve kronik hastalığı olan ağır hasta tutsakların bir an önce serbest bırakılması çağrısında bulundu.







