Eren Keskin özel savaşın yargı ayağını değerlendirdi: Üniforma varsa ceza yok

  • 09:12 23 Kasım 2021
  • Güncel
Şehriban Aslan
 
DİYARBAKIR - Bölgede özel savaş politikaları kapsamında kadına yönelik her türlü şiddet, katletme ve kaybetme uygulamalarındaki cezasızlığa dair konuşan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, “Üniformalı şiddet tabiri aslında cezasızlık politikasından gelen bir şeydir. Eğer askeri üniformanız varsa, bir de kurt işareti yapıyorsanız asla cezalandırılmanız mümkün değil” değerlendirmesinde bulundu.
 
Türkiye ve bölge kentlerinde artan erkek-devlet şiddetine karşı kadınlar da örgütlülüğü büyütüyor. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü vesilesiyle alanlara çıkan kadınlar, bölgede özel savaş politikaları ve tecrit gündemiyle taleplerini yükseltiyor. 1990’lı yıllardan bugüne bölgede devlet eliyle kadına yönelik her türlü işkence, taciz, tecavüz, katletme ve kaybetme uygulamalarını, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, tanıklıklarıyla değerlendirdi.
 
‘Yargı araç olarak kullanılıyor’
 
90’lı yıllardan bu yana insan hakları çalışmalarında yer aldığını söyleyen Eren, bölgede yaşanan hak ihlallerinin üzerinde hep “koruyucu” bir kılıf olduğunu belirtti. Bunun sadece bölge ile sınırlı kalmadığını da kaydeden Eren, coğrafyanın her yerinde özellikle devlet tarafından işlenen suçlarda “büyük bir cezasızlığın” söz konusu olduğuna dikkat çekti. Eren, “Maalesef ki yargı cezasızlık politikası kılıfı ile yaşananların üzerini örtüyor. Kaldı ki Türkiye Cumhuriyeti devleti bütün bu cezasızlığı ortadan kaldırmayı hedefleyen birçok uluslararası sözleşmenin de imzacısıdır. Hatta kendi iç hukukuna bile aykırı davranıyor, yargı da araç olarak kullanılıyor” dedi.
 
‘Kürdistan’da kadınlara yönelik çok fazla suç işlendi’
 
Tüm savaş ve çatışma şartlarında dünyanın her yerinde kadın katliamlarının çok yoğun yaşandığına dikkat çeken Eren, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nda da çok fazla kadının istismara, şiddete ve katliama uğradığını kaydetti. Eren, dünyanın ve uluslararası kamuoyunun hareket etmekte çok geciktiğini ifade ederek, “Örneğin bu iki savaşta çok sayıda kadına yönelik insanlık suçu işlenmesine rağmen, kurulan Tokyo ve Nürnberg mahkemeleriyle bu suçlar cezasız kaldı. Ancak Bosna ve Ruanda çatışmalarından sonra kadınların etkin mücadelesiyle artık kadına yönelik şiddet bir savaş suçu olarak değerlendiriliyor. Kürdistan’da kadınlara yönelik çok fazla suç işlendi. 90’lardan beri Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu olarak bize 500-600 civarında kadın başvurdu. Bunların birçoğu görünmüyordu. Çünkü gizli kalınması isteniyordu” bilgisini paylaştı.
 
‘Bugüne kadar tek bir korucu cezalandırıldı’
 
Batman örneğini vererek, kentin 90’larda kadın intiharları ile gündeme geldiğine dikkat çeken Eren, şunları söyledi: “Orada her intihar eden kadın birer İpek Er’di… Yani yaşanan olaylar bunlardı. Ve feodal ilişkiler çok hakim olan toplum içinde kadınlar konuşamadı ve ölmeyi tercih etti. Tıpkı İpek Er’de yaşandığı gibi… 97’den beri bu kadınlara, şiddete maruz kalan kadınlara ücretsiz avukatlık yapıyoruz. Ben bugüne kadar bir korucu dışında ceza alan tek bir devlet yetkilisi görmedim. O kadar çok olay yaşandı ki bunlardan biri de Mardin’de komutan Musa Çitil ve 450 askere dava açıldı. Bir Ş.E. davası olarak söylersem de bu davadan yargılanıp beraat ettiler ama aynı Musa Çitil bu sefer Sur, Cizre operasyonlarında karşımıza komutan olarak çıktı. Cezalandırılmak yerine, terfi ettirildiler. İşte bu yüzden İstanbul Sözleşmesi’ni çok önemsiyorduk. Çünkü İstanbul Sözleşmesi hem aile içinde hem de yaşamın her alanında kadına yönelik şiddetin etkin olarak soruşturulmasını sağlıyordu. Fakat maalesef ki bizim coğrafyamızda kadınlara karşı özellikle devlet eliyle işlenen tüm suçlar bugüne kadar cezasız kaldı.”
 
‘Ceza vermek zorunda kaldılar’
 
Eren, İHD olarak kendilerine başvuran 600’e yakın kadın ve trans kadının bir kısmının suç duyurusunda bulunmak istediğini, bir kısmının da bulunmadığını ifade etti. Yapılan suç duyurularında da genel olarak takipsizlik kararı verildiğine vurgu yapan Eren, “İç hukuk yollarını tükettikten sonra uluslararası hukuka tabii ki başvuruyoruz. Tabi çok fazla kazandığımız dava da oldu. Örneğin Batman’da doğan bir çocuktan kaynaklı yargılanan üç korucu vardı. Tecavüz sonrasında doğan çocuğun kime ait olduğuna dair açılan mahkemede bir korucu cezalandırıldı. Çünkü çocuğun ona ait olduğu anlaşıldığından ceza vermek zorunda kaldılar. Onun dışında baktığımız davalarda iç hukuktan ceza alan hiçbir devlet yetkilisi olmadı” şeklinde konuştu.
 
‘AİHM Türkiye’yi cezalandırdı’
 
Mardin’de Şükran Aydın davasını hatırlatan Eren, “O dönem Mardin yine Musa Çitil’in komuta ettiği bir bölgeydi. Orada da iç hukukta hiçbir ceza almadı. AİHM’de Türkiye cezalandırıldı. O dosya bizim açımızdan şöyle önemliydi: O dosyada Türkiye cezalandırılırken Adli Tıp raporu dışında bağımsız hekimden rapor alınmamasını gerekçe olarak göstermiştiler. Buna rağmen Türkiye yargısı hala kadına yönelik cinsel şiddet ve genel olarak olan şiddet davalarında sadece resmi bilirkişi kurumun raporlarını kabul ediyor. Bu da aslında cezasızlık politikasının bir sonucudur” dedi.
 
‘Üniformanız varsa, kurt işareti de yapıyorsanız cezalandırılmazsınız’
 
“Üniformalı şiddet diye tabir ettiğimiz şey aslında cezasızlık politikasından gelen bir şeydir” diyen Eren, sözlerini şöyle sürdürdü: “Eğer sizin askeri üniformanız varsa bir de kurt işareti yapıyorsanız asla cezalandırılmanız mümkün değil. Dikkat ederseniz bu tip şiddet davalarında ki faillerin hepsi bir kurt işareti yapan fotoğrafları vardır. Bu 90’larda da böyleydi. 90’larda askeri araçlarda askeri üniformalarla geçerken hep bir kurt işaretiyle geçerlerdi. Aynı zamanda bu bir korkutma politikasıdır, ‘ben dokunulmazım’ demektir. 90’lardan gelen anlayışın hiç değişmediğini düşünüyorum. AKP, ‘beyaz toroslar bitti, her türlü milliyetçiliği ayaklarımın altına alıyorum eziyorum’ dedi. Dersim için özür diledi. Ermeni soykırımından bahsetti. Bugüne geldiğimizde de 90’ların aktörleri ki bunların içindeki en bilineni Mehmet Ağar’dır, onu hala alanlarda görüyoruz.
 
Kadınlar baskı altında mücadelesini sürdürüyor
 
Alaattin Çakıcı işlediği suçların dışında bir de kadın katilidir. Kendi eşini öldürmüş bir adamdır ama itibar görüyor. Nedeni de 90’larda çok fazla medya yoktu ve yaşananlar gizli kalıyordu. Özgür Gündem, Evrensel ve Cumhuriyet’te haber olarak çıkardı onun dışında kimse bu yapılanları duymazdı. Şu an ise sosyal medya diye bir şey var. Her bilgi anında dünyaya ulaşıyor. Buna rağmen hala devam ediyorsa bu daha korkutucudur.  
 
Bu yaşananlara çözüm olarak ise devletin demokratikleşmesi gerekir. Yani biz bunları her zaman talep ediyoruz yeni olan bir şey değil. Mücadelemizi sürdürüyoruz. Özellikle kadın hareketi yıllardır mücadele ediyor. Bu nedenle katledilen, gözaltında işkence gören kadınlar, tutuklanan kadınlar var. Kadınlar olarak hepimiz baskı altında mücadeleye devam ediyoruz. Değişmesi gereken devlettir. Devlet imza attığı sözleşmeye uygun davransa birçok sorun çözülür. Buna uygun davranmadığı için ve siyaset bunun karşısında yeterli derecede siyasi mücadele verilmediği için tabi HDP’yi ayrı bir yere koyuyorum, diğer siyaseti kast ediyorum. Kendilerini muhalif olarak tanımlayanların da çifte standartları var. İşte o çifte standartlar ortadan kalkmadığı sürece bu değişim söz konusu olamaz.”