Ne Çiyagerler, Rozalar unutuldu, ne de Sur’u yok edenler
- 09:01 2 Aralık 2021
- Güncel
HABER MERKEZİ - “Kendimizi ve kentimizi yöneteceğiz” diyerek Sur’da özyönetimini ilan eden halka yönelik gerçekleşen saldırılar ve ilan edilen sokağa çıkma yasakları 6 yılı geride bıraktı. “Ne olursa olsun sonu muhteşem olacak” diyen Çiyagerler, Rozalar unutulmadığı gibi Sur’u yok edenler de unutulmadı.
Diyarbakır’ın Sur, Silvan ilçeleri, Mardin’in Nusaybin, Şırnak merkez ve Cizre, Silopi ilçeleri, Yüksekova’da 6 yıl önce öz yönetim ilanı ile demokratik ve eş bir yaşamın tohumları atılmaya çalışıldı. Diyarbakır'ın Sur ilçesine bağlı Alipaşa ve Lalebey mahallelerinde, mahalle ve halk meclisleri tarafından özyönetimin ilk adımları ise mahallelerde sağlık meclislerinin ve komünal yaşamın oluşturulmasıyla atıldı. Uzun bir süre devam eden bu çalışmaların ardından, 7 Haziran seçimleri öncesi Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Diyarbakır mitinginde 5 Haziran günü patlama gerçekleşti. Patlamanın ardından kentte halkın tepkisi yükselirken, çok geçmeden Suruç’ta da bir patlama gerçekleşti. Kobanêli çocuklara oyuncak götürmek isteyen gençlere dönük gerçekleşen bombalı saldırıda 33 kişi katledildi, onlarca kişi yaralandı. Buna karşı kentlere dönük saldırılara sessiz kalmayan halk, 14 Ağustos günü özyönetimi ilan ederek, “kendimizi ve kentimizi yöneteceğiz” dedi. Bu açıklamaların ardından özyönetimler hedef alındı ve mahallelere dönük baskınlar, saldırılar gerçekleşti.
19 Ağustos 2015’te Sur Belediye Eşbaşkanları “halkın birliğini bozma” gerekçesiyle gözaltına alınarak, ardından tutuklandı. Ardından gelen günübirlik, iki ya da üç günlük yasaklarla Sur’a dönük saldırılar örtbas edilmeye çalışıldı. Şu sıralarda büyük yıkım ve talana maruz bırakılan mahalleler Hasırlı ve Lalebey mahalleleri olarak görünse de, Cevat Paşa, Fatih Paşa, Dabanoğlu, Hasırlı, Cemal Yılmaz ve Savaş mahalleleri de saldırılardan pay alan ve uzun süre halka yasaklanan mahallelerden. Çoğu mahalleye 6 yıl geçmesine rağmen halen girilemiyor.
Sur direnişinin ilk şahadeti: Murat Gündüz (Berxwedan Karker)
24 Ağustos 2015 günü polis saldırısına karşı sokağa dökülen halkla beraber eylem yapan gençler arasında yer alan 21 yaşındaki Murat Gündüz (Berxwedan Karker) polislerin açtığı ateş sonucu Saraykapı mahallesinde yaşamını yitirdi. Murat, Sur direnişinde yaşamını yitiren ilk yurttaş olurken, Murat’ın yaşamını yitirmesinin ardından "Bijî berxwedana Sur ê" sloganları Sur sokaklarından yükseldi.
Farklı aralıklarda ilan edilen yasaklar
Diyarbakır Valiliği tarafından resmi olarak, 6-13 Eylül 2015 tarihleri arasında ilk sokağa çıkma yasağı ilan edildiği belirtilse de, ancak bu tarihten önce de resmi verilere geçmeyen yasaklar ilan edildi. Sokaklara giriş ve çıkışlar keyfi olarak kapatılıyor, saatlerce, günlerce çatışmalar yaşanıyordu. Valiliğin resmi olarak kabul ettiği diğer yasakların tarihi ise şu şekilde: 10-13 Ekim 2015 tarihleri arasında ikinci, 28-29 Kasım 2015 tarihleri arasında üçüncü, 2 Aralık 2015 tarihinden itibaren 9 gün süren sokağa çıkma yasağı 17 saat ara verildi 10 Aralık’ta tekrar ilan edilen yasak ise aralıksız 103 gün devam etti.
Yasakların ardından sokaklarda ve mahallelerde kalan izler yasak boyunca polis ve asker eliyle yapılan saldırıların resmini gözler önüne seriyordu. Duvarlara yapılan ırkçı ve cinsiyetçi yazılamalar, baskın yapılan evlerin talan edilmesi, taranan sokaklarda duvarlarda kalan kurşun izleri, kadın ve çocukların darp edilmesi, kadınların taciz edilmesi halkın saldırılar karşısındaki öfkesini de büyüttü.
Halk nasıl direndi?
Kimi kaynaklarca yapılan haberlerde halkın direkt hendek kazdığı, barikat kurduğu yansısa da, hendek ve barikatlara gelene kadar birçok şekilde sokaklar korunmaya çalışıldı. Gece nöbetleri, ses çıkarma eylemleri ve yürüyüşlerle sokaklarına sahip çıkan halk, Eylül ayının ortalarından itibaren gece nöbetlerine başladı. Öncesinde polislerin meclislere ve evlere baskın yapması, mahallelerde yaşayan gençleri gözaltına alması büyük tepki topladı. Gündüz yürüyüşlerle hükümete cevap olmaya çalışan Sur halkı, gece ise saat 21.00 ile sabah 08.00 saatleri arasında tuttuğu gece nöbetleriyle saldırılara karşı adeta canlı kalkan oldular. Gece nöbetleri sırasında ses çıkarma eylemi de yapan halk, “buradayız” mesajını sık sık verdi.
Ancak halkın kararlılığını görmeyen hükümetin eliyle saldırılar yoğunlaştı. Halk buna karşı sokaklarını, evlerini, kültürlerini ve tarihlerini korumak için harekete geçti. Sokaklarda önce hendek kazan halk, daha sonra barikatlar kurarak polislerin sokaklara girmesini engellemeye çalıştı. Tam bir komün yaşamın örülmeye başlandığı Sur'da, yemekler bile barikat başlarında beraber yenildi. Halk bir an olsun barikatları boş bırakmadı ve gençlerle beraber nöbete kaldı. Özellikle Murat Gündüz'ün yaşamını yitirmesinin ardından halk, Sur’u terk etmemekte kararlıydı.
Sur'da ilk resmi sokağa çıkma yasağı
Devlet ilk olarak 6 Eylül 2015'te Sur'da "sokağa çıkma yasağı" ilan etti. İlk yasakta, 8 polis yaralanmış ve 2 polis de yaşamını yitirmişti. Yasak boyunca silah ve patlama sesleri kentin dört bir yanında yankılanıyordu.
Helin Şen katledildi
Çok geçmeden 13 Eylül tarihinde bir günlük "sokağa çıkma yasağı" daha ilan edildi. Bu yasakta da halk geri adım atmadı, polisler geri çekildi.
10 Ekim 2015 tarihinde ilan edilen 'sokağa çıkma yasağı'nda ise polisler ağır silahlar kullandı. Ablukanın ilk gününde Fatihpaşa Mahallesi Hacı Nuri Sokak'ta oturan Halil Tüzülerk ve ismi öğrenilemeyen hamile bir kadın katledilirken, yasağın 2'nci gününde ise annesi ile beraber fırından ekmek almaya giden 12 yaşındaki Helin Şen, Hançepek Mahallesi’nde kafasına isabet eden 3 kurşunla yaşamını yitirdi. Yasak 4'üncü gününde kaldırıldı. Yasaktan sonra sokaklara girildiğinde ise yakılmış ve yıkılmış evler ile karşılaşıldı.
Sur halkı yalnız bırakılmadı
Sur’un direnişine ve mücadelesine Diyarbakır’ın tüm mahallelerinden destek veriliyordu. Yalnızca Diyarbakır değil, çevre illerden de Sur’a gelerek, halkla beraber nöbet tutan ve sokakları korumak isteyen onlarca kişi söz konusuydu. Yalnızca Sur mahallelerinde de değil, ablukanın dışında da her gün yüzlerce kişi Sur’a sahip çıkmak ve yalnız bırakmamak için sayısız eylem gerçekleştirdi.
3’üncü yasak
Sur'da 3'üncü sokağa çıkma yasağı da ilan edildi ve bu yasakta da 10-13 yaş arası 5 çocuk farklı şekilde yaralandı. Sur'da her geçen gün saldırılar daha çok ağırlaşıyor ve polislere destek olarak askerler de bu operasyonlara katılıyordu. 22 asker ve polisin yaşamını yitirdiği çatışmada, 3'üncü günün ardından YPS'liler, sivillerin zarar görmemesi için çatışmayı bırakarak geri çekildi. Ardından JÖH ve PÖH'ler evlere baskın düzenledi. Baskın sırasından bir kadını cinsel saldırıya maruz bırakan askerler, duvarlara yazdıkları cinsiyetçi yazılar ile kadın düşmanlıklarını bir kez daha gösterdi. Onlarca yurttaş gözaltına alınarak, darp edildi. Sur halkı ve gençlerine karşı tank, top, helikopter, ağır silahlar kullanıldı. Sur'u koruyan ve savunan Sur çocukları, topraklarını son nefeslerine kadar korumakta kararlıydı. Sur halkından da destek alan gençler sokaklarını bir an bile terk etmedi.
Ferhat Doğru yaşamını yitirdi
Saldırılarda hem mahalledeki işyerleri hem de evler zarar görmüştü. Uzun süre sokaklara uğramayan polisler, 6 Kasım 2015 tarihinde yasak olmamasına rağmen Sur'un Savaş, Dabanoğlu ve Hasırlı mahallelerini ablukaya alarak sokakları taramaya başladı. Bunun ardından yüzlerce yurttaş Sur'a akın etti. Halk polisleri aşarak Sur'un mahallelerine girmek istese de polisler buna izin vermedi. Ablukaya alınan mahallelerde ise hem YPS üyeleri hem de Sur halkı polislerin sokaklara girmesini engelledi. Polise karşı direnenlerden biri de Ferhat Doğru'ydu (Awesta).
7 Kasım’da polislerin Dabanoğlu mahallesini taramasına karşılık sokağını, mahallesini korumak isteyen Ferhat, henüz 21 yaşındaydı. Polislerin sıktığı kurşunlardan 2'si karın bölgesine isabet etmiş ve iç organları parçalanmıştı. Arkadaşlarının ve mahallede oturan kadınların tüm çabalarına rağmen polisler sokağa ambulans girmesine izin vermedi. Polislerin ambulansı engellemesi üzerine kadınlar Ferhat'ı battaniyeye sararak Sur'un inişli çıkışlı sokaklarından koşarak çıkarmaya çalışmış ve caddeye çıktıktan sonra buldukları ilk arabaya bindirip hastaneye götürmüştü. Yaşamını yitiren Ferhat için, doktorların yaptığı otopsi sonucunda ise 'zehirli kurşun' nedeniyle yaşamını yitirdiği belirlendi.
27 Kasım 2015 tarihinde gece saatlerinde devlet güçleri tarafından tarihi Dört Ayaklı Minare'nin ayaklarından vurulmasını protesto etmek için 28 Kasım 2015 tarihinde Baro tarafından basın açıklaması gerçekleştirildi. Basın açıklamasının bittiği sırada son sözlerini söyleyen Baro Başkanı Tahir Elçi katledildi. Tahir Elçi'nin yaşamını yitirmesinin ardından Valilik tarafından acil 'yasak' ilan edildi. Sur ve Kürt halkının tarihi günleri başladı.
9 gün sürdü
Gece boyu süren çatışma sonrası yasağı kaldıran valilik, 2 Aralık 2015 tarihinde 9 gün sürecek olan 'Sokağa çıkma yasağını' ilan etti. 10 Aralık’ta yasağın 17 saatliğine kaldırılması sırasında ilçeden çıkmaya çalışan Mizgîn Koçyiğit Dağkapı Meydanı'nda vuruldu. Henüz 17 yaşında olan Çekvar Çubuk ise Süleyman Nazif İlkokulu önünde keskin nişancı kurşunuyla katledildi. Mizgîn ve Çekvar'ın cenazelerini almak isteyen halka ise çevik kuvvet ve özel harekat timleri saldırarak, Dağkapı Meydanı’nda bulunan halka ateş açtı. Halkın direnişi akşam saatlerine kadar sürdü. Halkın meydana gelişini engellemek isteyen Diyarbakır Valisi, meydana da “yasak” getirerek, bariyerlerle kapattı.
Kurşunlu Camii yakıldı
Ardından 2 Aralık günü yeniden yasak ilan edildi. 9 gün sonunda 10 Aralık 2015 tarihinde 17 saatliğine yasak kaldırılırken, 8 Aralık günü Sur ilçesinde bulunan Kurşunlu Camii, bombaların hedefi oldu ve yakıldı. Talan edilen Kurşunlu Cami 500 yıllık tarihi geçmişe sahipti. Bu yasak sürecinde 'Özgün mevzi' olarak adlandıran kadın mevziisi kuruldu. Tüm saldırılara rağmen kadınlar bulundukları alanı mor perdelerle kapatarak bulundukları alana 'Mor mevzi' adını verdi. 10 günlük direniş sırasında YPS ve YPS-JIN ilan edildi.
Rozerîn Çukur yaşamını yitirdi
Aralık ayı boyunca ilçeye girmeye çalışılırken, şehir merkezine paletli tanklar taşınmaya başlandı. Devlet "Bayrak-12 Sur Müşterek Özel Birlik Operasyonu" adı altında yeni birliklerle Sur'a girmeye çalıştı. 8 Ocak 2016 tarihinde devlet güçleri 16 yaşındaki Rozerin Çukur'u Süleyman Nazif İlköğretim Okulu yakınlarında katletti. Evlerin içerisinden yıkıma devam ederek ilerlemeye çalışan özel birlikler direnişe karşı halka saldırdı. Sur direnişinin 54'üncü gününe doğru devlet güçleri YPS'lilere karşı tanklarla, bomba atarlarla, havanlarla, helikopterlerle, keşif uçaklarıyla, SAS, bordo bereliler, JÖH, PÖH'le saldırdı ve tüm bunlara karşı ellerindeki silahlarla direnen gençlerin direnişi 103 gün sürdü.
Sur için ‘bitti’ diyenlere karşı 103 gün direndiler
Defalarca “Sur operasyonu sona erdi” şeklinde haberler yapıldı. Kobanê direnişi sırasında “Kobanê düştü, düşüyor” diyenler, bu kez aynı başlıkları Sur için atıyordu. Roza, Zozan, Şinda, Rozerin, Beritan, Çiyager, Reber, Ali, Sinan, Hogir, Mahsun ve daha birçok kişi ölüme meydan okuyarak, devletin tüm imkanlarına karşı direndi.
27 Ocak-03 Şubat 2016 tarihleri arasında ise Sur’un Abdal Dede, Ali Paşa, Lalebey, Süleyman Nazif, Ziya Gökalp, İskenderpaşa ve Melik Ahmet mahallelerinde de 8 gün süren sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bu tarihlerin dışında Lalebey, Süleyman Nazif ve İskenderpaşa mahallelerine defalarca kez operasyon yapılarak, sokaklarını korumak isteyen halka dönük saldırı gerçekleştirildi.
‘Sonu muhteşem olacak’ diyenlerin tarihi
4 ay süren direniş sonunda, Sur sorumlusu olarak bilinen Cihat Türkan (Çiyager) ve onunla beraber Mahsun Gürkan, Sinan Duman, Dilber Bozkurt direnişe devam etti. 7 YPS'li son ana kadar teslimiyeti kabul etmeyerek Sur’u korumak için mücadele etti ve direnerek yaşamlarını yitirdiler.
103 günün ardından “Sur’a toledo yapacaz” diyenler iş başına geçti. Yıllarca yasaklı olan mahallelerde iş arabalarıyla evler yıkıldı, talan edildi. Sur sokakları dümdüz edilerek, tarihinden uzaklaştırıldı. Hala yasaklı olan Sur sokaklarda ne yapıldığına dair bilgi edinmezken, kısmen yasağın kaldırıldığı bazı sokaklarda ise tarihi Sur evlerinden eser yok. Bununla beraber Sur’lara, burçlara Türk bayrakları asılarak, “fetih” algısı yaratıldı. Sur üzerinden propaganda yapıldı hükümet tarafından, ancak 50 gence karşı onca tank, top, askerle gittikleri Sur’da “kazanamadıklarını” henüz kabullenemediler. Öte yandan Sur’u miras listesine alan UNESCO ise tüm süreç boyunca sessizliğini korudu.
“Ne olursa olsun sonu muhteşem olacak” diyen Çiyagerler bu halkın ve bu toprakların “direniş” hafızasında unutulmayacak, tıpkı Sur’u yakan, yıkan, talan edenlerin “Kürt düşmanı politikalarının” unutulmayacağı gibi.







