Ebru Günay: Derhal İmralı’dan haber almak istiyoruz
- 11:39 2 Aralık 2021
- Güncel
ANKARA - Gündemdeki gelişmeleri değerlendiren HDP Sözcüsü Ebru Günay, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a dönük ağırlaştırılmış tecride dikkat çekerek, “Öcalan şahsında barışa ve çözüme uyguladığınız tecride alışmayacağız. Biz derhal İmralı’dan haber almak istiyoruz, derhal işlediğiniz bu suça son vermenizi bekliyoruz” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, gündemdeki gelişmelere dair partisinin Genel Merkez’inde basın toplantısı düzenledi.
‘Engellikler sistematik ayrımcılığa maruz kalıyor’
3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne değinerek konuşmasına başlayan Ebru, Türkiye’de 10-12 milyon engelli yurttaşın yaşadığını ancak bütçede engelliye ayrılan payın sadece yüzde 1.6 olduğunu kaydetti. Engellilerin sistematik olarak ayrımcılık, ötekileştirme ve dışlamaya maruz bırakıldığını vurgulayan Ebru, “ Milyonlarca engelli ve ailesi yoksulluk ve işsizlik koşullarındayken birçok kamu kurumunun yasal olarak doldurması gereken yüzde 3 kotası bile dolu değildir. Engellilere verilen sembolik ödenekler 75 dolara kadar düşmüş durumdadır. O ödenek verilirken de bin dereden su getiren iktidar çok yaygın bir şekilde ayrımcılık da yapmaktadır. Engelliler eğitim, istihdam, ulaşım ve her yerde eşit temsil haklarını talep ediyor. Biz engelli yurttaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin savunmaya devam edeceğiz” dedi.
‘Özgür Ülke’ye dönük saldırıda MGK’nın imzası vardı’
27 yıl önce 3 Aralık 1994 tarihinde Özgür Ülke’nin İstanbul Kadırga’da bulunan teknik binası, Cağaloğlu’nda bulunan merkez bürosu ve Ankara bürolarının eş zamanlı bombalandığını hatırlatan Ebru, saldırıda gazetenin ulaştırma görevlisi Ersin Yıldız’ın yaşamını yitirdiğini ve 23 gazete çalışanın yaralandığını anımsattı. Saldırı ve katliamın üstünün örtüldüğünü ifade eden Ebru, “Bugün toplanıp iktidarın bekası için yaratılan ekonomik krizi ‘saldırı’ olarak niteleyen MGK o gün gazeteyi hedef göstermiş ve susturulmasını emretmişti. Saldırının altında Çiller iktidarının ve MGK’nin imzası vardı. O günden bugüne başta özgür basın olmak üzere Türkiye’de basına yönelik saldırılar hiç bitmedi. Bu vesileyle bir kez daha Ersin Yıldız şahsında katledilen basın şehitlerini anıyor, hakikatin peşinde koşan, bedel ödeyen bütün basın çalışanlarının yanında olduğumuzu belirtiyoruz” ifadelerini kullandı.
Ebru’nun konuşmasının satır başları şöyle:
İmralı’daki tecrit
Tecrit gibi ülkenin en temel sorunu olan Kürt sorununu derinleştiren, suç teşkil eden bir konuda bile iktidar gözümüzün içine baka baka bu suçu sürdürüyor. İktidarın dört bir koldan ‘Kürt sorunu yoktur’ politikasının bir devamı olarak ‘tecrit’ de derinleştiriliyor. 22 yılda mutlak ve ağırlaştırılmış hale getirilen tecrit İmralı’dan başlayarak bütün ülkede uygulanan bir özel rejime döndü. Şu an dünyada böyle hukuksuzluk, böyle bir keyfilik, istikrarlı bir şekilde sürdürülen bir suç örneği yok. Şu an içinden geçtiğimiz faşizm koşulları, bu koşulların getirdiği ağır ekonomik buhran, aynı zamanda tecrit ile başlayan ağır inkârın ve derinleşen bu savaş ekonomisinin de bir yansıması. İmralı adasında Sayın Öcalan, Ömer Hayri Konar, Veysi Aktaş ve Hamili Yıldırım’a uygulanan ceza içinde ceza, düşman ceza hukukunun en açık kanıtıdır, zulüm politikalarıdır.
Tecrit artık bir hukuk veya yargı konusu değildir
İmralı Ada Hapishanesi; aynı zamanda Ortadoğu’da barış ihtimalinin tecrit altına alındığı bir alandır. Burada uygulanan düşman ceza hukuku Kürt halkına, Ortadoğu halklarına karşı ilan edilmiştir. Çokça söyledik, Sayın Öcalan’a yaklaşım bir kişiye yaklaşım olarak görülemez. İnşa edilen bu özel rejim de sadece Sayın Öcalan’a yönelik değil aynı zamanda ülkenin barışına, istikrarına, demokratikleşme ihtimaline de yöneliktir. Tecrit artık bir hukuk veya yargı konusu değildir. Tecrit artık iktidarın yönetme biçimi ve rejiminin karakteridir. Kürt halkına ve Türkiye demokrasi güçlerine yönelik saldırıların kaynağı tecrit politikalarıdır. Partimize yönelik saldırılar, kapatma davası da bu politikanın ve saldırı konseptinin devamıdır.
PKK Liderine verilen aile ve avukat görüş yasağı
Geçtiğimiz hafta avukatları aracılığıyla öğrendik ki İmralı adasında 3 aylık aile ve 6 aylık avukat görüş yasağı verilmiş. Adalet Bakanı tarafından İmralı adasında avukat ve aile görüşmesine bir engel bulunmadığı söylemesine rağmen bu yasaklar neden ve nasıl veriliyor? Başta hukuk sistemini ayaklar altına alan tüm kurumlar olmak üzere, CPT gibi bu suçu izleyen uluslararası kurumlar sorumluluk sahibidir. CPT’ye tekrardan çağrı yapıyoruz: Üzerinize düşen görevi yapın. Milyonlarca insan İmralı adasında neler olup bittiğini bilmiyor, Başta Öcalan olmak üzere Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’tan haber alınamıyor.
Öcalan şahsında tecride alışmayacağız
Son 8 aydır onlarca aile ve avukat başvurusuna rağmen hiçbir başvuruya cevap verilmedi. Bu tecrit rejimini sürdüren iktidar ikide bir ‘biz kabile devleti değiliz’ şeklinde açıklama yapıyor. Elbette kabile devleti olmayın, hukuku, insan haklarını, evrensel yasaları kendinize göre eğip bükmeyin. Anayasayı çiğnemeyin. Suç rejiminizi normalleştirmeye çalışmayın. Çünkü biz bu düzeninize, yarattığınız özel rejimlere, halk düşmanlığınıza, savaş politikalarınıza, yarattığınız felaketlere, Öcalan şahsından barışa ve çözüme uyguladığınız tecride alışmayacağız. Eğer bu politikalarla durumu normalleştirmeye halkı bu duruma alıştırmaya çalışıyorsanız yanılıyorsunuz. Gidin sokaklara bakın, miting alanlarına bakın, toplumun isteğine bakın.
Derhal İmralı’dan haber istiyoruz
Kürt halkı ve demokrasi güçleri asla temel değerlerine yabancılaşmayacak, hak ve özgürlüklerinden asla taviz vermeyecek. Bunu yaparak sadece kendinizi kandırırsınız. Defalarca sizi ciddiyete davet ettik, can yakan bu meseleyle oynamayın. Biz derhal İmralı’dan haber almak istiyoruz, derhal işlediğiniz bu suça son vermenizi bekliyoruz. Bizim için onurlu barış ve demokratik siyaset tarzı esastır. Bunun yolu da Sayın Öcalan’a uygulanan ve hiçbir hukuki ve ahlaki temeli olmayan tecridin kaldırılmasından ve diyalog kanallarının açılmasından geçiyor. Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması bütün Türkiye halklarının ortak çıkarınadır. Türkiye halklarının önünde iki seçenek var. Ya bu iktidarı hukuksuzlukları ile birlikte sandığa gömmek, yoksulluk, işsizlik ve hukuksuzluktan hep birlikte kurtulmak ya da İmralı’da devreye konan totaliter anlayışın mahalle mahalle, ev ev yayılmasına neden olmaktır.
Kobane Davası
Partimizin temsil ettiği demokratik siyaset karşısında tökezleyen, yenilgiler alan tekçi Saray iktidarı her türlü baskı, yok etme, yıldırma politikasını devreye sokmuş, başarılı olamayınca partimizi kapatma yoluna girmiştir. Bu amaçla devreye sokulan Kobanî Kumpas davasında yaşananlar ortada. 7’inci duruşma kurulan kumpasın boyutlarını ortaya koydu. Heyete müdahaleler sürüyor, mahkeme başkanından sonra bir heyet üyesi daha değiştirildi. Gelen evraklara dair iddia makamının görüşünü alan mahkeme başkanı yine avukatların beyanlarını alma gereği duymuyor. AİHM içtihatları ‘bu dava demokratik siyaseti susturmaya yöneliktir, siyasi saiklerle açılan bir davadır’ diyor. Kumpas bütün boyutlarıyla döküldü ama mahkeme heyeti aldığı talimat gereği şekilsel bir yargılamaya bile ihtiyaç duymadan daha önce verilen kararı bir an önce ilan etmek istiyor. En başından beri söylüyoruz; kumpaslarınızda, faşizminizde boğulacaksınız. Bu kumpasın altında kalacaksınız. Siz kaybedeceksiniz, halk kazanacak, demokratik siyaset kazanacak, direnenler kazanacak.
Hazine ve Maliye Bakanı’nın görevden alınması
Hazine ve Maliye Bakanı Lütfü Elvan dün gece yarısı kararnameyle görevden alındığına göre Türkiye’ye ekonomik operasyon çeken dış güçler bertaraf edilmiş oldu herhalde. Toplum çözüm bekliyor, onlar Damat olmadı Elvan verelim, Elvan olmadı Nebati verelim diyerek sorumluluğu tek tek bireylere yıkmaya çalışıyorlar. Yok öyle yağma krizi üreten kişiler değil bizzat sizin yönetim anlayışınızdır. Yeni görevlendirdikleri Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin de maşallahı var... Gülen’le fotoğraflarını mı ararsınız, Ensar, TÜGVA üyeliklerini mi, daha önce istifa eden eski Maliye Bakanı Albayrak’la yakınlığını mı? Ne ararsanız var. Öyle meseleyi bakanlara yıkarak, tek tek onları istifa ettirerek bu kriz çözülmeyecek. Hepiniz gideceksiniz, iktidarın tümünün bugünden tezi yok istifa etmesi ve erken seçim kararı almasıyla Türkiye bu dar boğazdan çıkabilir.
Büyüyen ne? Biz söyleyelim…
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Temmuz-Eylül arasını kapsayan bu yılın üçüncü çeyreğine ilişkin gayrisafi yurtiçi hâsıla sonuçlarını açıkladı. TÜİK'e göre geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 7,4 büyüme sağlanmış. Erdoğan grup toplantısında bu veriyi ballandıra ballandıra anlattı. Türkiye’nin bu büyüme ile ‘G20 içinde ilk sırada yer aldığını. Milli gelirin bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 7.8 arttığını’ ileri sürdü. Bu sadece halkın aklıyla alay etmek değil, halkın geleceğiyle de oynamak ve halkın düştüğü darboğaz üzerinden spekülatif bir ekonomi, hamasete, yalana dayalı siyaset yürütmektir.Büyüyen ne? Biz söyleyelim. Bu büyüme işsizliğin, yoksulluğun, güvencesizliğin, geçinememenin büyümesidir.Talanın, rantın, yandaş sermayenin büyümesidir. Kolin’in, Limak’ın, Cengiz’in, Albayrakların büyümesi üzerinden ölçülen bir büyümedir.
Halka karşı düşmanlık politikası yürütülüyor
Büyüyen temel gıda fiyatlarının, elektrik, su, doğalgaz faturalarının, ev kiralarının, ulaşımın, okul, kırtasiye, servis ücretlerinin, hastane-ilaç fiyatlarının, esnafın giderlerinin, çiftçinin hacizlerinin, işçinin geçim derdinin, öğrencinin barınamamasının, kadınların iyice yoksullaşmasının, gençlerin geleceğe dönük umutsuzluğunun büyümesidir.Bu büyüme bir simitin 3,5 lira, bir kilo kuru fasulyenin 30 liranın üzerinde olduğu, bir ekmek için 3-4 lira fiyat biçildiği, uzayıp giden halk ekmek kuyruklarının büyümesidir. Özcesi bu büyümede halk adına tek bir olumlu nokta olmadığı gibi mutlak yoksulluğun derinleşmesidir.Bu ağır emek sömürüsü ve ekonomik krizin altında ezilen halk, açız, geçinemiyoruz dediğinde ‘nankörsünüz, yalancısınız, teröristsiniz’ söylemine sarılıp halka karşı bir de düşmanlık politikası yürütüyorlar.
Ayakkabı kutularına doldurulan servet var mıdır?
Erdoğan çıkmış, ‘Stokçulara biz bu ülkeyi mezar edeceğiz. Stokçuluk dinimizde haramdır, bunu yapamazsınız, yapanlar bedelini ödeyecekler’ diyerek esnafı tehdit ediyor. Evet stokçuluk bu ülke insanına karşı suçtur, sizin söyleminizle haramdır. Peki ‘ülkeyi dar edeceğiz’ dediğiniz stokçuluğun içinde taşı taşı eritilmeyen ‘30 milyon Euro’ stoku var mıdır. Ayakkabı kutularına doldurulan servet var mıdır? Yandaşlarınızın yurtdışına kaçırdığı milyon dolarlık stoklar var mıdır? Yazlık, kışlık, uçan saray stoklarınız var mıdır?El koyup stokladığınız bu ülkenin zenginlikleri var mıdır? İnsanların dikkatini esnafın elindekini korumak için başvurduğu küçük stoklara çekerek yaptığınız asıl stokçuluğu gizlemezseniz. Seçim dönemlerinde ‘bu kardeşinize yetkiyi verin, ekonomiyi düzlüğe çıkaracağız, şahlandıracağız’ diyen Erdoğan sorumluluğu esnafa yıkmaya çalışıyor.
Çitos nasıl 10 lira olur diyen çocukların öfkesi
Fakat büyüyen gerçek bir şey var daha var: Halkın öfkesi. İşçinin, emekçinin, yoksulun, işsizin, gencin, emeklinin, kadının ve hatta bir ‘çitos nasıl 10 lira olur’ diyen çocukların öfkesidir. Bu halk size verdiği yetkiyi elbette geri alacak. Halkın lokmasından çalarak büyüttüğünüz saray saltanatına, halk düşmanı, emek düşmanı politikalarına, ‘kurtuluş savaşı’ dediğiniz ama aslında halka karşı açtığınız kendi iktidarını kurtarmaya dönük savaşa ve savaş politikalarına dur diyecek.Biz bu anlayışla bütçe görüşmelerine katılıyoruz. Komisyon aşamasında birçok önergemiz reddedildi ama bu yıkım bütçesine karşı en etkili muhalefeti genel kurulda da sürdüreceğiz. Asgari ücret görüşmeleri de başladı. Biz asgari ücretin en az 6 bin TL olmasını ve vergiden muaf tutulmasını istiyoruz. Asgari ücretin, halkın insanca yaşayacağı bir ücretin pazarlığı olmaz. İktidar da daha şimdiden eriyen asgari ücret zammını bir lütuf gibi sunuyor. Bu halkımızın alın teri ve emeğinin karşılığıdır. Hiçbir şekilde pazarlık konusu yapılamaz.
Türkiye’nin en temel ihtiyacı erken seçim
AKP-MHP iktidarının bu ülkeyi yönetme ehliyeti kalmamıştır. Ülke sorunlarını çözmesi gereken iktidar, tam tersine sorun üretme merkezi gibi çalışmaktadır. Bu iktidarın yapacağı en hayırlı iş, uçurumun eşiğine gelmiş Türkiye’ye daha büyük felaketler yaşatmadan istifa etmektir. Türkiye’nin en temel ihtiyacı erken seçimdir. Türkiye toplumunun bir gün bile bekleyecek sabrı kalmamıştır. Halkın sesine kulak verseler, halkın içine çıkacak yüzleri yok ama bir çıkabilseler onlar da bu aciliyeti görecekler. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denen ucube sistem 2018’de oldukça şaibeli bir referandumla başımıza bela edildi.
Krizi çözecek HDP’nin öncülük ettiği 3’üncü yol siyaseti
O zaman dolar 4.71 TL iken şimdi 13-14 TL arasında gidip geliyor.O zaman 3.5 milyon işsiz sayısı şu an 10 milyonu aşmış durumda. O zaman 1714,35 TL olan açlık sınırı şimdi 3 bin 93 TL’ye çıkmış durumda. Demokrasi ayaklar altında. Bu ülkede hiç kimse Saray’ın adaletine güvenmiyor. Adını koyalım. Bu ülkeyi yönetemiyorsunuz. Bari onurlu bir iş yapın ve istifa edin. Cumhuriyetin ilanından beri yaşanan demokrasi krizini çözecek bir parti var, o da HDP ve HDP’nin öncülük ettiği 3. Yol siyasetidir.”







