Kadınlar bütçe görüşmelerini yorumladı: Göstermelik
- 09:02 3 Aralık 2021
- Güncel
Marta Sömek
İSTANBUL - Kadına ve çocuğa ayrılması gereken bütçenin savaşa, saraya, sermayeye, Diyanet İşleri’ne ve belirli bakanlıklara ayrıldığını, görüşmelerin göstermelik olduğunu söyleyen siyasetçi ve feminist kadınlar, “Sermayeye değil kadına, çocuğa ve halka bütçe” çağrısında bulundu.
AKP iktidarının cezasızlık politikaları sonucunda kadınlara, çocuklara ve LGBTİ+’lara dönük katliam, tecavüz, taciz ve şiddet her geçen gün artıyor. Diğer yandan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2022 yılı bütçe teklifi 66 milyar 131 milyon 543 bin lira olarak belirlendi. Bütçeden her kadının payına 22, 5 lira düşüyor. Bütçenin büyük bir kısmı ise personel giderlerini kapsıyor. “Kadının güçlenmesi” programı için ayrılan 590 milyon 687 bin TL’nin 397 milyon 505 bini de yine personel giderine ayrıldı. Yine bu kapsamda iki adet konuk evi açılması da planlanıyor.
Mor Dayanışma üyesi Tülay Cengiz, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm ve Kadınların Kurtuluşu üyesi Burcugül Çubuk ile çocuk istismarları, kadınlara dönük şiddet, Meclis’te yapılan bütçe görüşmeleri ve iktidarın kadınlar ile çocuklara dönük ayırdığı “bütçeye” ilişkin konuştuk.
‘Kadına ve çocuğa bütçe ayrılmıyor’
Mor Dayanışma üyesi Tülay Cengiz, çıkarılan yeni yasa ile çocuk istismarında delil aranması durumunun çocuğun travmasını kat be kat artıracağının altını çizerek, “Buna sadece hukuksuzluk ve cezasızlık olarak bakmıyoruz, travmatik ve psikolojik boyutu da çok çok önemli ama zihniyete baktığımızda zaten öyle bir amaçlarının olmadığını görüyoruz” dedi. 5’inci Yargı Paketi ve Meclis’te reddedilen önergelere değinen Tülay, “Kadına, çocuğa, doğaya dair hiçbir şeyin olmadığını aslında iktidarın ve siyasal İslamcılığın kendi rejimini nasıl inşa edecekse ve işlerine nasıl gelecekse bu yönde paketleri onayladığını ya da reddettiğini görüyoruz. Kadına, çocuğa bütçe ayrılmaması da mevcut iktidarın kendi dinamikleriyle ilgili bir süreç” dedi.
‘Kadınlar güvensiz alanlara geri hapsediliyor’
Tülay, bütçe görüşmelerinde “iki konuk evinin” açılacağının duyurulmasını ise şöyle değerlendirdi: "İsmini de kabullenemediğimiz Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın kendi sorumluluklarını sıyırırken ismi geçsin diye duyurduğu iki konuk evi çok absürt bir rakam. Kaldı ki konuk evi denilmesi de çok ironik. Kadın sığınma evlerinin sayısının çok daha fazla olması gerekiyor. Şiddet, taciz, tecavüz, kadın yoksulluğu oranlarına baktığımızda iki tane konuk evinin açılması kadınların aklıyla dalga geçmekten başka bir şey değil. Var olan kadın sığınma evleri, rehabilitasyon süreçleriyle çok bağımsız bir şekilde ilerliyor, çaresiz olan bir kadın bile orada duramıyor. Ve orada da yine aileye, ‘güvenli alana’, devletin en işlek mekanizması olan ‘aile kavramı’na yönlendiriliyor kadın. Çaresizliğine çaresizlik eklenerek, devletin korunaklı dediği aslında hiçbir şekilde güvenli olmayan aileye, ev içlerine geri hapsediliyor kadınlar.”
‘Çocuk koruma evleri yok’
Devlet mekanizmalarının güçlendirilerek ekstra bütçe ayrılıp istismarın ortaya çıkarılması üzerinde duran Tülay, ayrıca hukuki ve en üst düzeyde ceza uygulanmasının ardından da çocuklara koruma evinin açılmasının gerektiğini sözlerine ekledi. Tülay, AKP iktidarıyla beraber dini nikahların 18 yaş altına düşürüldüğü, ailelerin onayıyla “nikah izni” verildiğini de dile getirdi. Devletin istismara dönük en üst seviyede bir ceza uygulamak yerine yasallaştırdığını ifade eden Tülay, “Gelenekselci, ataerkil bir toplumda zaten bu yaşananlara maruz kalan bir çocuk kendisini nasıl koruyacağını, o süreçten nasıl çıkacağını bilmiyor. Koruyacak mekanizmalar da oluşturulmamış, çocuk koruma evleri yok, aile bilinçli değil, toplum baskısı var, devletin herhangi bir politikası yok, sıkışıp kalıyor. Bir ceza yaptırımı, caydırıcılık, devlet politikası geliştirilmiyor ve bununla ilgili bir bütçe de ayrılmıyor” dedi.
‘Vazgeçmeye asla niyetimiz yok’
Kadına ve çocuğa ayrılması gereken bütçenin büyük bir oranının savaşa, Diyanet İşleri ve belirli bakanlıklara ayrıldığını söyleyen Tülay, Mor Dayanışma olarak “Ekonomi değil zamlar uçuşta” şiarlarının olduğunu belirtti. Tülay, “Biz bunları tartışırken, yoksulluğun bu kadar arttığını, pandemi sürecinde sermaye kat be kat kar elde ederken, asıl emekçilerin yoksullaştıkça yoksullaştığını gördük. Tam da bu noktada diyoruz ki sermayeye değil kadına, çocuğa, halka bütçe” sözlerine yer verdi.
Tülay son olarak, “Bu kadar umutsuzluğun içinde hala çok ciddi bir inancımız, dayanışmamız ve mücadelemiz var. Vazgeçmeye asla niyetimiz yok, bu umutla, dirençle ve mücadeleyle insanca, onurlu ve özgür bir yaşamı birlikte inşa edeceğiz” dedi.
Erkek bütçe
Meclis’te bir Çocuk Bakanlığı’nın olmamasını eleştiren HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm ise “Çocuk hakları konusunda çalışan demokratik kitle örgütlerinin, bağlantılı olarak da kadın, feminist örgütlerinin görüşlerinin alınmadığı bir bütçe çocukları koruyan bir bütçe olamaz” dedi. Bütçe değerlendirmelerini erkeklerin belirlediğini vurgulayan Züleyha, bu sebeple de çocuklara dair gerçek anlamda çözümler olmayacağını sözlerine ekledi. Türkiye’de çocuğa yönelik ciddi boyutta cinsel istismar ve şiddet vakalarının olduğuna dikkat çeken Züleyha, “Bu kadar sorunun olduğu bir alanda çözüm üretmek yerine göstermelik sunumlar yapan ve göstermelik bütçeler oluşturan bir iktidar anlayışıyla karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.
‘Çocuk değil erkek hakları…’
Özellikle cinsel istismar davalarında faillere beraat ya da takipsizlik kararı verilmesine değinen Züleyha, söz konusu kararları, faillerin en yakınları olmasına bağladı. Diğer yandan faillere “görüşme hakkı” da tanındığına işaret eden Züleyha, şöyle devam etti: “Beraat kararı verilmiş gibi gözüktüğü için çocuk o baba ile görüşmek zorunda kalıyor. Şimdi de yeni yasal düzenleme çıkardılar, çocukla kişisel ilişki kurulması üzerine çocuk istemese bile kolluk gücüyle zorla teslim ediliyor. Çocuğa yönelik şiddet, her türlü baskıyı uygulayan, cinsel istismarda bulunmuş erkekler kolluğu devreye sokup zorla görüştüreceğim diyor. Çocuk hakları ve psikolojisi açısından inanılmaz kötü bir yasal düzenleme, maalesef bizim memlekette çocuk hakları üzerinden değil erkeklerin hakları üzerinden tartışmalar oluyor.”
‘Erkek akılla yapılmış bir bütçe’
“Bir kadın bütçesi görmüyoruz” diyen Züleyha, Türkiye’de çocuklar için bir bakanlık olmamakla beraber kadın bakanlığının da olmadığını ifade etti. Bütçeden “kadın” kelimesinin dahi çıkarıldığını dile getiren Züleyha, toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının da çıkarılmasıyla bütçe görüşmelerinde karar mekanizmasının “erkeklerden” oluştuğunu vurguladı. Züleyha, “Erkek akılla yapılmış bir bütçeden bahsediyoruz, dolayısıyla kadınların neler yaşadığını, ne tür ihtiyaçları olduğunun tespitini yine erkekler yapıyor, erkeklerden doğru bir bütçe oluşturuluyor. Tüm birimlerin, bakanlıkların bütçeleri oluşturulurken her bakanlıkta kadınlarla ilgili meselede bütçe oluşturulması gerekiyor” diye belirtti.
‘Kadınları güçlendirecek bütçe’
Züleyha, kadınların sığınma evleri talebinin karşılanmadığını, yaşlı, engelli, çocuk bakımı gibi alanlara yönelik bir bütçe ayrılmadığının altını çizdi. Kadınları güçlendirecek bütçenin ve barınma haklarını sağlayacak mekanizmaların oluşturulması gerektiğini aktaran Züleyha, “Sığınma evinin sayısının çoğaltılması gerekiyor, iki tane sığınma evi neye yetecek, hangi kadının ihtiyacını karşılayacak, binlerce kadın evden uzaklaşmak istediğinde gidebileceği yerler yok. Engelli, göçmen kadınlar için ayrıca bir bütçe açılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
‘Cinsel şiddetle mücadele merkezleri yok’
Anadil, sağlık, eğitim gibi birçok hakkın sağlanabileceği bir mekanizma için bütçe gerektiğini söyleyen Züleyha, “Kadınlar çok düşük ücretlerle istihdam ediliyor, buraya dönük de bir bütçe yok çünkü kadınların ekonomik olarak güçlenmesi aynı zamanda şiddete maruz kalmasında da kısmi önlemler oluşturabilecek mekanizmalar. Kadına yönelik koruyucu merkezler oluşturma, cinsel şiddetle mücadele merkezleri yine yok, kayda bile girmemiş, bütçenin içinde adı bile geçmiyor. İktidarın genel algısının, yaklaşımının bütçeye de yansıdığını görebiliyoruz. İktidar, ‘ben kadınların bütün kazanılmış haklarını geri çekeceğim, dört duvar arasına hapsedeceğim, makbul kadınlar yaratacağım, itaat eden, boyun eğen, erkek şiddetine de tamam diyen, her türlü koşulda aile içerisine hapsedeceğim’ diyen bir kadın profili yaratmaya çalışıyor” şeklinde konuştu.
‘Sözleşme bütçenin toplamının en net sözüdür’
Kadının güçlendiği, şiddetten arındırılmış eşit koşullarda yaşayabileceği bir mekanizmanın oluşturulması gerektiğini kaydeden Züleyha, iktidarın ise buna karşı kadınları dört duvar arasına, şiddet ve ucuz emeğe mahkum etmeye çalıştığını vurguladı. Bunun en büyük örneğinin ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekiliyoruz” cümlesi olduğunu belirten Züleyha, “Neden çekilirsiniz bu sözleşmeden? çünkü ‘kadınları koruyan mekanizmalardan çekiliyorum’, ‘kadın erkek eşitsizliğini sağlayacak mekanizmaları üretmeyeceğim’ dersiniz ve şiddet uygulandıktan sonra da ‘koruma mekanizmalarını devreye sokmayacağım’ demektir. O yüzden İstanbul Sözleşmesi bu bütçenin toplamının en net sözüdür” dedi.
‘Feminizm mücadele etme alanı açtı’
Kadınların Kurtuluşu üyesi Burcugül Çubuk, kadınlar ve çocuklar için tüm dünyada erkek-yargı mekanizmasının görüldüğünü aktardı. Burcugül, “Partiarkal sistem dönsün de nasıl dönerse dönsün, bir avuç azınlığa daha iyi bir hayat yaşatmayı merkeze almış bir sistem açısından kız ve erkek çocuklarının ne yaşadıklarının önemi yok, önemli olan sistemin dönmesi” dedi. Burcugül, feminizmin ve kadın kurtuluş hareketinin topluma mücadele etme alanı açtığına da değindi.
‘Mücadelemizi dayanışmayla verebiliriz’
Bütçe görüşmelerini değerlendiren Burcugül, “Devlet, ‘benim derdim bu değil, bütçemi savaşa aktarmam gerekiyor, ben sana bütçe ayırmam, daha fazla sığınma evi açmam, umurumda değilsiniz’ diyor bize. Biz sadece kadınların ve çocukların kendilerinin başaracağını görüyoruz bu hayatta. Kendi mücadelemizi dayanışmayla, kadın, feminist ve LGBTİ+ yoldaşlığıyla bu mücadeleyi verebiliriz, başka hiçbir alan kalmıyor” diye konuştu.
‘Sözleşmeyi kopartarak alacağız’
Yaşamın her alanında feminist mekanizmalarla bir karşılık alabildiklerini kaydeden Burcugül, Danıştay’ın İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına karşı başvuruların bir karşılığının olmadığını, asıl mücadelenin sokakta verileceğini ifade etti. Her alandan kadınlara ulaşıp, hareketler geliştirme çağrısında bulunan Burcugül, yasaların değişmesinin devlet ve erkekler açısından kapsamlı ve bilinçli bir saldırı olduğunu vurguladı.
‘Ancak mücadeleyle çocukları koruyabiliriz’
Erkek-devlete karşı ancak mücadeleyle çocukları koruyabileceklerinin altını çizen Burcugül, “Türkiye ve Kürdistan’da olan ve geliştirilmesi gereken birleşik bir kadın mücadelesi hattı var. Ciddi bir kadın dinamiği var, bu devletin 12 Eylül’de de asla söz geçiremediği kadınlardı, çok genç bir toplumsal meşruiyetle hareket ediyoruz. Erkek-devlete karşı ancak mücadeleyle çocukları koruyabiliriz” dedi.







