‘Tecrit İmralı’da başlayıp tüm cezaevlerine yayıldı’

  • 17:05 4 Aralık 2021
  • Güncel
 İSTANBUL- ÖHD’nin "Bir insan hakları sorunu olarak: Pandemide Hapishaneler” konulu panelinde, hak ihlallerinin İmralı’dan başlayarak tüm cezaevlerine uygulandığının altı çizilerek, tecridin insanlık suçu olduğu vurgulandı.
 
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, "Bir insan hakları sorunu olarak: Pandemide Hapishaneler" konulu paneli Bakırköy’de bulunan İstanbul Barosu Ek Hizmet binasında gerçekleştirdi. Panele, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) avukatı Esra Erin, İnsan Hakları Derneği (İHD) avukatı Ümmühan Kaya, Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) avukatı Emran Emekçi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Yönetim Kurulu üyesi Profesör Doktor Ümit Biçer katıldı. Panel, Destina Yıldız’ın moderatörlüğüyle başladı.
 
Destina, panelin amacının devletin cezaevlerinde uyguladığı hak ihlallerine ve artan tecride karşı bilgilendirme amaçlı olduğunu ifade etti.
 
‘Pandemi için cezaevlerinde yeteri önlem alınmadı’
 
Cezaevlerinde kapasiteyle ilgili ciddi sorunlar yaşayan Türkiye’nin aynı zamanda en yüksek hükümlü sayısına sahip olduğunu belirten CİSST avukatı Esra Erin, “Pandemide hijyene, yemeğe, mesafeye dikkat edilmesi gerekiyordu ama 50 kişinin bir arada yaşadığı yerde fiziki mesafenin korunması, sağlıklı yemeğin, hijyenin olması mümkün değil. Buna karşı Birleşmiş Milletler kişilerin siyasi görüşlerine göre ayrım yapılmaksızın önlem alınması gerektiğini söyledi. Bazı ülkelere bunlara uydu ama Türkiye kapasiteyi azaltmak için sadece bazı mahpuslar için koşullu salıvermeyi uyguladı. Mahpusları koğuşa kilitleyerek, sosyal haklarını askıya alarak, Covid-19’u önlemeye çalıştılar. Her ay aldığımız vefat haberleri Covid-19’a ilişkin yeterli önlemlerin alınmadığını gösteriyor” dedi.
 
 ‘Tutuklulara karşı ön yargı oluşturuluyor’
 
Hak ihlallerinin pandemiden önce de yaşandığını ama pandemiyle beraber koşulların daha da ağırlaştığını ifade eden Esra, pandeminin ilk 6 ayında hastaneye sevklerin durma noktasına getirildiğini hatırlattı. Esra, “Tedaviye erişimde kullanılan ring aracı sıkıntılı hale geldi. Mahpuslar ring aracını tabut diye adlandırıyor. Mahpusların kelepçe ile hastaneye götürülmesi bir tık öteye gitti. Artık doktorun yanında da kelepçe açılmıyor. Bazen kolluk kelepçeyi açmak istese de doktor kabul etmiyor. Bunun nedenlerinden biri mahpusların hüküm giydiği suçlar artık dosyasının üzerinde yazıyor olması. Bu mahpusa karşı ön yargı oluşturuyor” diye ifade etti.
 
‘El çabukluğuyla yasa yapılıyor’
 
Son olarak cezaevinde yaşanan hak ihlallerine şunları ekleyen Esra, “Açık ve kapalı görüşler pandeminin başında durdurulmuştu daha sonra kapalı görüşler açıldı ama açık görüşler yeni başlayacak. Bu açık görüşler yeni düzenlemeye göre yarım saat olacak şekilde gerçekleşecek. Aileler kilometrelerce uzaklıktan gelecek. Bundan dolayı  bazı mahpuslar bunun eziyet olduğunu söyleyerek ailelerin gelmesini istemediğini söyledi. Pandemi sürecinde el çabukluğu ile yasalar yapıldı. Yeni yapılan infaz kanunu ile infaz kurumu olumlu karar vermezse mahpus tahliye olamıyor, cenazeye gitmeden önce infaz kuruluna gözükmek zorunda bırakılıyor” diye konuştu.
 
‘Yasaların pratikte bir gerçekliği yok’
 
Tutsakların hastalıkları yokken cezaevlerine girdiğini ama sonradan cezaevinde koşullardan kaynaklı hastalanarak yaşamlarını yitirdiklerini ifade eden İHD avukatı Ümmühan Kaya da, “Uluslararası yasalar var mahpusların yaşam hakkını koruyan. Bunlar mahpusun yaşam hakkını ayrım yapmaksızın korumak zorundasın diyor. Bunlara ilişkin birçok yasa var. AİHS’in dediği gibi işkence. Yasalarda havalı cümleler olsa da pratikte bir gerçekliği yok. 2020’den bu yana 86 mahpus yaşamını yitirdi. Ölüm sınırına gelen ve tahliye edilmeyen mahpuslar artık doktorun bir hafta ömrü kaldı denilince hapishane sorumluluğu üstünden atmak için tahliye ediyor” dedi.
 
‘İnfaz rejimi ölüm rejimi oldu’
 
Haziran 2020’den bu yana 604 ağır hasta ve bin 605 hasta tutsağın olduğu bilgisini veren Ümmühan, bazı tutsaklara Adli Tıp Kurumu (ATK), “cezaevinde kalamaz” raporu vermesine rağmen cezaevlerinde tutulduklarını belirtti. Ümmühan devamında, “İnfazı gelen mahpusların iyi halli olmadığı gerekçesiyle infazları erteleniyor. Cezaevlerinden gelen başvurulara göre mahpuslara sıcak verilmiyor, hastaneye giderken ağız içi dahi aranıyor, ameliyatlar ve tedavileri engelleniyor. Mahpuslar hastaneden döndüklerinde ağız içi araması, tek başına koğuşa konulması gibi uygulamalar yüzünden hastaneye gitmeyi reddediyor. Bunları görünce yasaların ne kadar geçerliliği var diye insan düşünüyor. Hukuk rafa kaldırılmış durumda” şeklinde konuştu.
 
‘Adalet Nöbeti’nin sesine ses verilsin’
 
Tutsak yakınlarının 16 Kasım’dan bu yana başlattığı “Adalet Nöbetine” destek verilmesi gerektiğini vurgulayan Ümmühan, “ Hasta mahpusların serbest bırakılması isteniyor, bu sese ses verilmeli. Hepimizin elinde cezaevinde vefat eden mahpusların kanı var. Daha güçlü ses çıkarılmalı. Eğer ses çıkarılmazsa daha fazla cenaze çıkar hapishanelerden” diye konuştu.
 
‘Tecrit zamana yayılmış ölüm cezasıdır’
 
Türkiye’de ötekileştirilen düşüncelerin her zaman hukuk ayrı uygulamalara maruz kaldığını ifade eden Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) avukatı Emran Emekçi, “Tecrit toplumsal boyutta uygulanıyor. Tecrit zihniyet meselesidir bu zihniyet Osmanlı’ya kadar uzanıyor. İmralı cezaevi toplumdan koparma alanıdır. 15 Temmuz’dan sonra istisna hükümleri çok yaygınlaştı ve İmralı pilot bölge olarak kullanıldı. Orada başlayan istisnai hükümler şimdi bütün cezaevlerinde uygulanıyor. AHİM içtihatlarında da aile ve avukat görüşünün engellenmesi tecrit olarak adlandırılıyor. Tecrit zamana yayılmış ölüm cezasıdır” vurgusunda bulundu.
 
‘Tecrit işkencedir’
 
 TİHV Yönetim Kurulu üyesi Profesör Doktor Ümit Biçer, tecrit konusunda dikkat çekerek, “15 Temmuz ve pandemi fırsata dönüştürüldü. Kısıtlamalar için mazeret üretmek ve özgürlüğü kısıtlamak ve insanların biat etmesini kolaylaştırılmak istendi bu süreçte. İmha etme düşüncesi ile hareket edildi bu süreçte. Herkes izolasyona maruz bırakıldı. Hakikati görünmez kılmak yönündeki çabaları pekişiyor böylece. Uzaklaştırma, imha etme artık istisnadan çıktı normal oldu. Dünyanın hiçbir yerinde ki cezaevleri burada ki cezaevleri kadar hareketli değil. Tecrit uygulamalarından sonra gözlemlenen insanların hem fiziksel hem de ruhsal belirtilerin oluştuğu ortaya çıktı. Tecrit işkencedir” şeklinde ifade etti.