Gazeteci Ayşe Güney: Ölüler bir toplumun hafızasıdır
- 20:39 9 Aralık 2021
- Güncel
ANKARA - “Ölüye Saygı ve Adalet Arayışı” konulu panelde konuşan gazeteci yazar Hüseyin Aykol Bitlis’te bulunan Garzan Mezarlığı’nda çıkarılan cenazelere değinirken, Gazeteci Ayşe Güney ise, “Ölüler bir toplumun hafızasıdır. Biz hala ölülerimiz için perdelerimizi açık bırakan coğrafyanın çocuklarıyız” dedi.
Ankara Tabip Odası (ATO), “Ölüye Saygı ve Adalet Arayışı” konulu panel düzenledi. Panele İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, Türk Tabipleri Birliği (TTB) çok sayıda kişi katıldı. Moderatörlüğünü ATO Yönetim Kurulu Üyesi doktor Ayşe Uğurlu’nun yaptığı panele gazeteciler Hüseyin Aykol ve Ayşe Güney konuşmacı olarak katıldı.
‘Osmanlı döneminde ölüler dönük çok sayıda ihlal yaşandı’
Panelde ilk olarak söz alan Ayşe, Ölüye Saygı İnisiyatifi üzerinden gerçeklerle karşıladığını belirtti. “Ölüye saygı” ifadesinin farklı bir boyutu olduğunu ifade eden Ayşe, “Uygarlıklarda ölüye saygı ile ilgili birçok şey yaşandı. Cumhuriyet tarihi boyunca, Osmanlı döneminde bu konuda çok sayıda ihlal yaşadık. Cizre'de Cemile Çağırga’nın ölümden sonra çürümemesi için derin dondurucuya koyulması, Silopi ’de Taybet Ana ve kayınbiraderi sokak ortasında öldürüldü ve sokağa çıkma yasakları nedeniyle günlerce cenazesi sokakta kaldı. Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk'un cenazesinde yaşanan durum…” hatırlatmasında bulundu.
Garzan Mezarlığı’na dönük saldırı
Ardından gazeteci-yazar Hüseyin Aykol söz aldı. Türkiye’de önde gelen isimlerin mezarlığının olmadığını ifade eden Hüseyin, Bitlis’te bulunan Garzan Mezarlığı’na dikkat çekti. Hüseyin, “Garzan Mezarlığı neredeyse Osmanlı döneminden beri mezarlık olarak kullanılan bir yer. 2014-2015 yıllarında oraya bir hava saldırısı yapılmaya başlandı. Mezarlığın bombalanması kabul edilecek bir durum değil. Bombardıman başladıktan sonra insanlar mezara yakınlarını ziyarete gidemediler. Pandemi, sokağa çıkma yasakları derken, insanlar tekrar gittiklerinde bir aile kendi mezarını bulamadığı gibi her tarafın kepçeyle kazıldığını ve cenazelerin çıkarıldığını görüyor. İHD’ye başvuruyorlar, sonra bazı STK’lar Garzan Mezarlığı’na ziyaret ediyorlar. Aileler suç duyurusunda bulunuyor. Bitlis Cumhuriyet Başsavcısı çıkarılan cenazelerin İstanbul ATK’ye gönderildiğini söylüyor. ATK ise ‘Bunların kimliklerini netleştirmemiz lazım’ diyor” ifadelerinde bulundu.
‘Garzan’da bir insanlık dramı yaşandı’
Garzan Mezarlığı’na dönük saldırının basına nasıl yansıdığını anlatan Hüseyin, “Bir haber için Kilyos Mezarlığı’na giden Mezopotamya Ajansı’nda çalışan gazeteci arkadaşlarımız orada iken, Garzan Mezarlığı’ndan çıkarılan cenazelerin burada olduğu duyumu üzerine araştırma yapıyor. Hemen, cenazelerin kaldırıma gömüldüğü haberleri yapıldı. Çok yankı olmadı ama orada bir insanlık dramı yaşandı ama en azından ailelerin bir kısmı oradaki cenazelerine kavuşmuş oldular. Böyle bir olayın dünya çapında yankı yapması gerekiyordu. Biz 1992'de Özgür Gündem zamanlarında; ‘Kürt illerinin birinde bir PKK’li öldürülüyor, teşhir olsun diye zırhlı aracın arkasına bağlanarak sokaklarda dolaştırılıyor’ haberini yaptık. Ardından Özgür Gündem gazetemizde ‘insanlık sürükleniyor’ başlığı ile verdik. Türkiye’de çok fazla olay oldu. Belki bakanlar istifa etmedi ama Avrupa'da çok büyük olay oldu. Çünkü o dönem araçları Almanya hükümeti Türkiye’ye satıyordu. Olaydan sonra araçların Türkiye’ye satılması engellendi ve silah ambargosuna neden oldu. O zaman vicdan mı yüksekti biz mi güzel gazetecilik yapıyorduk? Garzan Mezarlığı’nda biz mi iyi gazetecilik yapamadık yoksa insanların vicdanı ne durumda bilemiyoruz” şeklinde konuştu.
‘Yaşayana sahip çıkamadığımız bir dönemde ölülerimize saygı arıyoruz’
Hüseyin Aykol’un ardından gazeteci Ayşe Güney, Kandıra Cezaevi’nde bulunan ve gardiyanların tecavüzüne maruz kalan Garibe Gezer’in şüpheli ölümüne dikkat çekti. Garibe’nin yaşamı yitirmesinin çok ağır bir haber olduğunu ifade eden Ayşe, “Yaşayana sahip çıkmadığımız bir dönemde ölülerimize saygı arıyoruz” ifadelerini kullandı. Ardından Maksut Tepeli ve Şehriban Tepeli’nin hikayesini anlatan Ayşe, şu cümleleri kullandı: “İstanbul’da devrimci iki yurttaş evleri basılmayınca birbirleri için bir işaret veriyorlar. Mutfağın perdesi açıkça Maksut ya da Şehriban eve geliyor. Şehriban’ın olmadığı bir gün Maksut eve geliyor ve evde polisler oluyor ve ağır bir işkence ile Maksut bir battaniye ile evden çıkarılıyor ve bir daha cenazesi bulunamıyor. Şehriban hala penceresini perdesiz bırakıyor. Aslında bizde hala ölülerimiz için perdelerimizi açık bırakan coğrafyanın çocuklarıyız.”
‘Katledilen kadınların hayatları teşhir ediliyor’
Evde, sokakta ve yaşamın her alanında kadınların yakınları tarafından katledilmesinin ardından kadınların yaşamlarının teşhir edilmesine işaret eden Ayşe, kadın haber ajansı JINNEWS’in katledilen kadınların hayatlarını nasıl ele alması gerektiği üzerine tartışmalar sürdürdüğünü kaydetti. Ayşe, “En büyük örnek İpek Er. Gülistan Doku hala kayıp bunların hepsi özel savaş politikası. Bu kadınlara ne kadar sahip çıkarsak çıkalım yaşamları bittikten sonra ‘pervasızca’ yaklaşabildik. Ekin Wan, Muş’ta katledilen PKK’li biri ve askerler tarafından bedeni teşhir edildi. 2015’ten sonra Cizre’de, Sur’da yaşanan özyönetim dönemlerinde katledilen kişiler üzerleri çıkarılarak teşhir edildi. Bugün evde erkek veya tanımadığı erkek şiddetine maruz kalan, katledilen kadınların yaşamı her şeyiyle magazinsel bir şekilde ortaya seriliyor. ‘Tüm bu çerçeveye birilerinin artık dur demesi gerekiyor’ diyerek, kadın haber ajansı olarak bu meseleye el atmak istedik” sözlerini kullandı.
‘Hafızamızı koruyamıyoruz’
Devletin kendi politikalarını ölüler üzerinde gerçekleştirdiğine vurgu yapan Ayşe, şöyle devam etti: “Bugün hala cenazesi verilmeyen onlarca aile var. Aylarca DNA testi sonuçlanmasına rağmen cenazeleri verilmeyen aileler var. ATK etik davranmıyor. Şırnak Devlet Hastanesi’nde onlarca cenaze olmasına rağmen orada çalışanlar yerine başka kişiler getirildi. Duyarlı sağlık emekçilerinin yeri değiştirilerek, orada yaşayanları susturmak istediler. ATK, yaşanan süreçlere karşı pasif davranıyor. Hukuksal anlamda bir boşluk var. Devlet ölüler üzerinden kendi politikasını devam ettiriyor. 90’lardan bu yana birçok aile çocuklarını panzerlere bağlı olarak gördü. Buna rağmen ailelerin perdeleri açık ve sevdiklerinin yolunu gözlüyor. Berfo Ana, ‘Ben oğlumu gömmeden beni gömmeyin’ demişti ve hala oğlunun cenazesi bulunamadı. 2015-2016 tarihinden sonra Sur’da çatışmalar yaşandı, onlarca cenaze toprak altında kaldı, cenazelerin üstüne evler yapıldı. Kimse o evlerde yaşamak istemiyor. Çünkü ölüler bir toplumun hafızasıdır. Geldiğimiz noktada ölülerimize yeterince değer veremiyoruz ve hafızamızı koruyamıyoruz.”
Mülteciler ve LGBT’İ’ler
Kayıp Yakınları, Cumartesi Anneleri’nin hikayelerinin arşivlenmesinin çok önemli olduğunu ifade eden Ayşe, mültecilere ve LGBT’İ’lere dönük ayrımcılığa dikkat çekti. Ayşe, “Meriç Nehri’nde kaç cenaze olduğunu bilmiyoruz. Onlarca mülteci devletlerin çıkar ve menfaatlerine kurban gidiyor. İran sınırında birçok mülteci donarak öldü. Kendi aileleri şu an çocuklarının, eşlerinin yaşadığını düşünerek onları arıyor. LGBT’lere dönük katliamlarda birçoğunun kimlik bilgileri dahi doğru işlenmiyor. Onlarca LGBT, işkence ile katlediliyor, cenazeleri çöplüğe atılıyor. Maalesef bu ülkenin acı gerçekleri” diye konuştu.
Panelistlere yöneltilen sorular ve yanıtların ardından, konuşmacılara plaket verilmesiyle panel sona erdi.







