Kadınlara ‘Aysel’in sesi olalım’ çağrısı
- 12:14 11 Aralık 2021
- Güncel
ANKARA - Hasta tutsak Aysel Tuğluk ve Kandıra Cezaevi’nde intihar ettiği iddia edilen Garibe Gezer için açıklama yapan HDP Kadın Meclisi, Garibe Gezer’in intihar etme noktasında ikna olmadıklarını belirtti. Kadın Meclisi, “Aysel’in sağlığının kötüye gitmesinin sorumlusu iktidardır” diyerek kadınlara ‘Aysel’in sesi olma’ çağrısında bulundu.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi, Kandıra F tipi Cezaevi’nde şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Garibe Gezer ve sağlık sorunlarından kaynaklı cezaevinde kalamayacak durumda olan siyasetçi Aysel Tuğluk’a ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenledi. Toplantıda, Garibe Gezer’in fotoğrafları da yer aldı. Açıklamayı Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran yaptı.
‘Süngerli odalar Diyarbakır Cezaevi’ndeki uygulamaların benzeri’
Uzun bir süredir Türkiye’deki cezaevlerinde 80’li yıllarda Diyarbakır Cezaevini aratmayan uygulamalarını sürekli dile getirdiklerini söyleyen Ayşe, “Bunu biz ifade ederken kulağını kapatan, görmezden gelen iktidarın politikaları sonucunda en son önceki akşam Garibe Gezer’in şüpheli ölümü oldu. Tabii ki Garibe Gezer’in yaşamını yitirmesine kadarki süreci paylaşmakta fayda var. Garibe Gezer, 15 Mart’a Kayseri Bünyan Cezaevi’nde tek kişilik hücreye alındı, bunun karşısında itiraz etti, akabinde hukuksuz bir biçimde Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi’ne sürgün edildi. 22 günlük hücre cezasından sonra 3 kişilik koğuşa geçmek istedi. Ancak bütün başvurularına rağmen hiçbir talebi kabul edilmedi ve Garibe hukuksuz bir biçimde tek kişilik bir hücrede tutulmaya devam edildi. Buna itiraz ettiğinde süngerli odada tutuldu. Süngerli oda 80’li yıllardaki Diyarbakır Cezaevi’ndeki uygulamaların bir benzeri olarak bugün işletiliyor” dedi.
‘İntihar noktasında ikna değiliz’
Garibe’nin ailesinin ve avukatlarının aktarımlarına değinen Ayşe, “Vekillerimize yaşadığı işkence, cinsel saldırı ile ve kötü muamele ile ilgili mektup yazdı. Bunların bir kısmı vekillerimize ulaşmadı, bir kısmı vekillerimize ulaştı. Bununla ilgili Meclis’e onlarca soru önergesi verdik, defalarca gündeme getirdik ‘Garibe Gezer devletin gözetiminde olan cezaevinde işkenceye uğradı’ dedik. ‘Garibe Gezer devletin Adalet Bakanlığı’nın gözetimde olan cezaevinde kötü muamele ve cinsel saldırıya uğradı ve hala tek kişilik hücrede tutuluyor bu hukuksuzluğa son verilsin’ çağrısı yaptık. Meclis’te, sokakta, alanda Garibe’nin sesi olmaya çalıştık ama maalesef iktidar ve Adalet Bakanlığı her defasında olduğu gibi bütün çağrılarımızı yanıtsız bıraktı ve en nihayetinde önceki gece avukatlarının ve ailesinin açıkladığı biçimde Garibe şüpheli bir biçimde yaşamını yitirdi. ‘İntihar’ diye ailesine aktardılar, ama ailesi ve avukatları bunun intihar olduğuna inanmıyor. Biz de intihar olduğu konusunda ikna değiliz. Bu kadar sistematik bir biçimde işkence ve kötü muameleye uğrayan bir kadının ölümünü ‘intihar’ olarak kabul etmiyoruz” diye belirtti.
Ayşe’nin konuşmasının devamı şöyle;
“Garibe yaşamını yitirdi avukatlar cenazesini almak için morga gittiler; avukatlar darp edildi, polisler ‘cenazenizi de alın gidin ulan’ diye hakaret ettiler. Bu da yetmedi, cenaze Mardin’e getirildi, saatlerce şuradaki fotoğrafta görüldüğü gibi 2 buçuk saat bekletildi. Düşmanlık bitmiyor, yetmiyor, yaşamını yitirmesi bile birilerinin içini soğutmamış. 2 buçuk saat Garibe’nin cenazesi bu şekilde bekletildi. Mardin Büyükşehir Belediyesi cenaze aracı geldi, ancak polisler aracı geri gönderdiler, aileye ‘kendi imkanlarımızla cenazeyi alın’ dedi. Bu görüntü Türkiye’nin bugün utanç tablosu olarak bütün Türkiye’nin gündemine yansıdı.
Taziye evinin boşaltmasını dayatıyorlar
Bu, ilk defa gördüğümüz görüntü değildi. İlk defa cenaze araçlarının verilmediğine şahitlik etmedik. İlk defa cenazelere mezarlıklara düşmanlığı bu fotoğraflarda görmedik. Ama bu fotoğraf, iktidarın 2015 yılından beri iktidarın cenazelere bile nasıl bir düşman politikası yürüttüğünün bir göstergesidir. Bu fotoğraflara bakıp unutmayalım. Bu fotoğrafı açığa çıkaranlar bilsin ki bu fotoğrafın hesabını hukuk önünde mutlaka ama mutlaka verecekler. Bu da yetmedi. Şu görüntü bile birilerinin içini soğutmadı. Garibe’nin cenazesini defnetmeye gidenlerden sadece 50 kişiyi mezarlığa aldılar. Bu da yetmedi. Dün geceden beri müftülük aileye baskı yaparak taziye evinin boşaltılmasını dayatıyor. Bakın, bir aile düşünün; şüpheli bir biçimde devletinin gözetiminde çocuklarını kaybetmişler, bunun karşısında hesap vermesi gerekenler ailesinin yas tutmasını engelliyorlar, ailenin acısını paylaşılmasına engel oluyorlar.
Garibe’yi kimin öldürdüğü itirafıdır
Dün geceden beri ‘taziye evini boşaltın’ diyorlar ve bu da yetmiyor işte bu da Garibe’nin havuz medyasına yansıyan ölüm haberi! Buradan aslında katilin kim olduğunu çıkarabiliriz. Bu fotoğraf aslında bir itiraf fotoğrafıdır. ‘Cezaevinde beslenen bir terörist daha öldü’ haberi yapılmış, bu aslında Garibe’yi kimin öldürdüğünün itirafıdır. Bizler Garibe’nin şüpheli bir biçimde yaşamını yitirmesinin takipçisi olmaya devam edeceğiz. Garibe’ye kötü muamele edenler, işkence edenler, cinsel saldırıda bulunanlar, ölümüne neden olanlar mutlaka bunun hesabını verecekler. Kadınlar dün sokaklara çıktı, ölümü protesto etmek için karşılarına kolluk dikildi. Bu da bu fotoğraf gibi faillerin kim olduğunun itirafıdır.
Hasta tutsaklar düşmanca politikalar nedeniyle cezaevlerinde tutuluyor
Garibe ile ilgili böyle acı bir haber almışken aslında cezaevlerinde benzer birçok arkadaşımızın olduğunu biliyoruz. Bugün cezaevlerinde yüzlerce hasta mahpus, iktidarın bu düşmanca politikaları nedeniyle cezaevlerinde tutulmaya devam ediliyor. Bunların en bilinenleri biri Aysel Tuğluk’tur. Aysel Tuğluk önceki dönem DTK Eşbaşkanımız, siyasi partide eş başkanlık yapmış arkadaşımızdır. En son tutuklandığında HDP’de hukuktan sorumlu eş genel başkan yardımcısıydı. Aysel Tuğluk, bu topraklarda görülen en büyük vahşetle karşı karşıya kaldı, cezaevinde iken annesini kaybetti. Annesinin cenazesi Ankara’da defnedildikten sonra saldırıya uğradı. Aysel Tuğluk, yaşadığı bu travma nedeniyle şu anda ağır bir hastalık geçiriyor. Hafızasına yansıyan bu hastalık, tek başına kalmasının ve hayatını sürdürmesinin önünde büyük bir engel.
Kadınlara çağrı: Aysel’in sesi olalım
Kocaeli Tıp Fakültesi 12 Temmuz’da Tuğluk ile ilgili bir karar verdi, hastalığının kronik seyirde olduğu ve ilerici vasıf seyrettiği, tıbbi bakımı konusunda sorun yaşayacağı cezaevi koşullarında hayatını tek başına yürütümeyeceği tespit edildi. 3 ay sonra Adli Tıp Kurumu tıpkı diğer hasta mahpuslarda olduğu gibi politik bir yaklaşımla, siyasi saiklerle Aysel Tuğluk'un cezaevinde kalabileceğine dair karar verdi. En son yanındaki arkadaşlardan aldığımız bilgilere göre, Aysel’in durumu her gün biraz daha kötüye gidiyor. Cezaevinde kaldığı süreçte hastalığını kötü etkiliyor. Bizler buradan bir kez daha iktidara sesleniyoruz: Yaptığınız hukuksuzluktan vazgeçin, düşman hukuku uygulamaktan vazgeçin. Aysel Tuğluk, yıllar bu ülkede demokrasi ve kadın mücadelesi veren bir yoldaşımızdır. Aysel Tuğluk, bütün toplumun vicdanıdır, bu hukuksuzluktan vazgeçip Aysel ve diğer hasta tutsakların kötü bir sonuçla karşılaşmaması için derhal tahliye edin. Aysel’in sağlığının kötüye gitmesinin sorumlusu iktidardır. Bütün kadınlara da sesleniyorum; gelin Aysel’in seli olalım, gelin bu hukuksuzluk karşısında ortak mücadele yürütelim.”







